Çocuk Masalları2 Yaş masallar3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar8 Yaş masallar

Zamanı Geri Alan Cep Saati

Zamanı Geri Alan Cep Saati

Zamanı Geri Alan Cep Saati

Bir varmış, bir yokmuş…

Eski taş evlerin yan yana sıralandığı, ortasından küçük bir derenin geçtiği Saatliova adında güzel bir kasaba varmış.

Kasabanın meydanında çok eski bir saat kulesi bulunurmuş. Bu saat öylesine büyükmüş ki çanı çaldığında sesi çevredeki köylerden bile duyulurmuş.

Saatliova’da yaşayan on yaşındaki Kerem ise saatlerle pek ilgilenmezmiş.

Hatta Kerem’in zamanla arası hiç iyi değilmiş.

Sabah okula hazırlanırken oyalanır, ödevlerini son ana bırakır, arkadaşlarıyla buluşacağı saatleri unuturmuş.

Annesi Sevgi Hanım neredeyse her gün:

“Kerem, biraz acele et!” dermiş.

Kerem’in cevabı hep aynıymış:

“Daha çok zaman var anne!”

Ama nedense o “çok zaman” birkaç dakika sonra ortadan kaybolurmuş.

Bir gün Kerem zamanı gerçekten geri alabilen bir saat bulacakmış.

Ve o zaman, zamanın neden bu kadar değerli olduğunu anlayacakmış.

Hasan Dede’nin Sandığı

Kerem’in dedesi Hasan Dede, kasabanın eski saat ustalarındanmış.

Dükkânının duvarlarında onlarca saat bulunurmuş.

Yuvarlak saatler…

Guguklu saatler…

Cep saatleri…

Kocaman duvar saatleri…

Dükkâna girildiğinde her taraftan farklı sesler duyulurmuş.

“Tik tak…”

“Tik tak…”

“Tik tak…”

Kerem bir cumartesi dedesine yardım etmeye gitmiş.

Hasan Dede:

“Şu eski sandığın içini düzenleyebilir misin?” diye sormuş.

Kerem sandığı açmış.

İçinde eski aletler, birkaç defter ve küçük kutular varmış.

En dipte ise kadife bir kese bulmuş.

Keseyi açınca içinden gümüş renkli bir cep saati çıkmış.

Kapağında küçük bir kum saati resmi varmış.

Kerem:

“Dede, bu saat çalışıyor mu?”

Hasan Dede saati görünce bir an durmuş.

“Onu nerede buldun?”

“Sandığın içinde.”

Hasan Dede saati eline almış.

“Bu çok eski bir saat.”

“Kimin?”

“Benim dedemden kaldı.”

Kerem heyecanlanmış.

“Kurabilir miyiz?”

Hasan Dede:

“Bu saatin diğer saatlerden biraz farklı olduğu söylenirdi.”

“Nasıl farklı?”

“Büyükbabam ona Zaman Saati derdi.”

Zamanı Geri Alan Cep Saati: Saatin Arkasındaki Yazı

Kerem saatin kapağını açmış.

İçindeki küçük akrep ve yelkovan hâlâ hareket ediyormuş.

Saatin arkasında ince harflerle bir cümle yazılıymış:

Geçmişi değiştirmeden önce, neden değiştirmek istediğini düşün.

Kerem gülmüş.

“Ne demek bu?”

Hasan Dede:

“Bilmiyorum.”

“Sen hiç kullanmadın mı?”

“Normal bir saat olarak kullandım.”

Kerem saatin yan tarafında küçük kırmızı bir düğme fark etmiş.

“Bu ne işe yarıyor?”

Hasan Dede:

“Ona hiç basmadım.”

Kerem’in merakı daha da artmış.

Ama dedesinin yanında denememiş.

Akşam eve giderken saat hâlâ cebindeymiş.

Hasan Dede ona saati bir süreliğine emanet etmişti.

“Dikkatli kullan,” demişti.

Kerem bunun ne anlama geldiğini ertesi gün anlayacaktı.

Kırılan Bardak

Pazar sabahı Kerem mutfakta süt içerken bir yandan oyuncak arabasıyla oynuyormuş.

Annesi:

“Masada oyuncakla oynama Kerem, bardağı düşüreceksin.”

“Düşürmem.”

Birkaç saniye sonra oyuncak araba bardağa çarpmış.

Şangır!

Bardak yere düşüp kırılmış.

Sevgi Hanım:

“Kerem!”

“Özür dilerim anne.”

Kerem eğilip parçaları toplamaya çalışınca annesi hemen durdurmuş.

“Dokunma, elini kesebilirsin.”

Tam o sırada Kerem’in aklına cep saati gelmiş.

Saatin kırmızı düğmesine basmış.

Bir anda odanın içindeki bütün sesler durmuş.

Sonra her şey tersine hareket etmeye başlamış.

Cam parçaları yerden yükselmiş.

Birleşmiş.

Süt bardağın içine geri dönmüş.

Bardak masanın üzerine çıkmış.

Saatin yelkovanı tam beş dakika geri gitmiş.

Kerem şaşkınlıkla etrafına bakmış.

“Gerçekten zamanı geri aldı!”

İlk Değişiklik

Artık bardak kırılmadan birkaç dakika öncesindeymiş.

Annesi yine:

“Masada oyuncakla oynama Kerem, bardağı düşüreceksin,” demiş.

Bu kez Kerem:

“Tamam anne,” demiş.

Oyuncak arabayı kaldırmış.

Bardak kırılmamış.

Kerem çok heyecanlanmış.

“Bu saat muhteşem!”

Artık hata yaptığında üzülmesine gerek olmadığını düşünmüş.

Zamanı geri alır ve hatasını düzeltirdi.

Ne kadar kolaydı!

Fakat sihirli saatin ona öğretecekleri daha yeni başlıyormuş.

Matematik Sınavı

Ertesi gün okulda matematik sınavı varmış.

Kerem sınava yeterince çalışmamış.

“Nasıl olsa yaparım,” diye düşünmüş.

Sınav başladığında üçüncü sorunun cevabını bulamamış.

Dördüncü soru da zormuş.

Süre bittiğinde kâğıdını öğretmeni Selma Hanım‘a vermiş.

Kerem çok kötü yaptığını düşünüyormuş.

Sonra cep saatini hatırlamış.

Tuvalete gitmek için izin istemiş.

Koridorda saatin düğmesine basmış.

Zaman beş dakika geri gitmiş.

Ama yalnızca beş dakika!

Sınavın başına dönememiş.

Bir kez daha basmış.

Beş dakika daha…

Tekrar…

Tekrar…

Sonunda sınavın başına dönmüş.

Bu kez bazı soruların cevaplarını hatırlıyormuş.

Sınavı daha iyi yapmış.

Kerem çok memnunmuş.

Fakat içinde tuhaf bir rahatsızlık varmış.

Bu Gerçekten Başarı mıydı?

Okul çıkışında arkadaşı Mert:

“Sınavın nasıl geçti?” diye sormuş.

Kerem:

“Çok iyi.”

“Ben üçüncü soruda çok zorlandım.”

Kerem de zorlanmıştı.

Ama bunu söylememiş.

Ertesi gün Selma Öğretmen sınavları dağıtmış.

Kerem yüksek bir not almış.

“Çok güzel Kerem,” demiş öğretmeni.

Kerem’in sevinmesi gerekiyormuş.

Ama sevinememiş.

Çünkü bu notu gerçekten kendi çalışmasıyla mı almıştı?

Eve giderken cebindeki saat ilk kez ona biraz ağır gelmiş.

Futbol Maçı

Birkaç gün sonra çocuklar mahallede futbol oynuyormuş.

Maçın son dakikasında Kerem topu kaleye göndermiş.

Top direğin yanından dışarı çıkmış.

Karşı takım maçı kazanmış.

Kerem sinirlenmiş.

Hemen saatin düğmesine basmış.

Beş dakika geriye dönmüş.

Bu kez aynı pozisyonda topa farklı vurmuş.

Yine kaçırmış.

Tekrar zamanı geri almış.

Üçüncü denemede gol atmış.

Takımı kazanmış.

Arkadaşları onu omuzlarına almış.

“Kerem! Kerem!”

Ama Kerem yine eskisi kadar mutlu değilmiş.

Çünkü arkadaşları o golü bir kez attığını sanıyordu.

Oysa Kerem üç kez denemişti.

Her Şeyi Düzeltmek

Kerem kısa sürede saate çok alışmış.

Otobüsü kaçırınca zamanı geri alıyormuş.

Yanlış cevap verince geri alıyormuş.

Bir oyunda kaybedince yeniden deniyormuş.

Annesinin söylediği bir işi unutunca zamanı geri çeviriyormuş.

Bir süre sonra plan yapmayı tamamen bırakmış.

“Nasıl olsa saat var.”

Ödevini son dakikaya bırakıyormuş.

Geç yatıyormuş.

Eşyalarını hazırlamıyormuş.

Hatta konuşurken düşünmeden söylediği sözleri bile saatle geri almaya başlamış.

Saat onun hatalarını düzeltmek yerine, hata yapmaktan hiç çekinmemesine neden oluyormuş.

Zeynep’in Kırılan Kalbi

Bir gün sınıfta arkadaşı Zeynep yaptığı resmi Kerem’e göstermiş.

“Nasıl olmuş?”

Kerem başka bir şeyle ilgilendiği için düşünmeden:

“Çok kötü olmuş,” demiş.

Zeynep’in yüzü düşmüş.

Kerem hemen pişman olmuş.

Saatin düğmesine basmış.

Beş dakika geri dönmüş.

Zeynep yine resmi göstermiş.

“Nasıl olmuş?”

Bu kez Kerem:

“Güzel olmuş,” demiş.

Zeynep gülümsemiş.

Her şey düzelmiş gibi görünüyormuş.

Ama Kerem bir anda önemli bir şeyi fark etmiş.

Saat olmasaydı ne yapacaktı?

Özür dilemesi gerekecekti.

Hatasının sorumluluğunu kabul edecekti.

Belki Zeynep’in gönlünü almak için uğraşacaktı.

Oysa şimdi hatayı hiç yaşanmamış hâle getiriyordu.

Kerem ilk kez saatin onu değiştirmeye başladığını anlamış.

Saat Bozuluyor

O akşam saati masasının üzerine koymuş.

“Bir süre kullanmayacağım.”

Fakat ertesi sabah geç uyanmış.

Okul servisine yalnızca birkaç dakika kalmış.

“Son kez.”

Düğmeye basmış.

Hiçbir şey olmamış.

Tekrar basmış.

Saatten garip bir ses çıkmış.

Tık… tık… tırrrr…

Sonra akrep ve yelkovan çılgınca dönmeye başlamış.

Kerem’in odası değişmiş.

Bir an gece olmuş.

Sonra gündüz…

Sonra yeniden gece…

Kerem korkuyla:

“Dur!” diye bağırmış.

Saatin kapağını kapatmış.

Her şey durmuş.

Hasan Dede’nin Uyarısı

Kerem doğruca dedesinin dükkânına gitmiş.

Her şeyi anlatmış.

Bardağı…

Sınavı…

Futbol maçını…

Zeynep’i…

Hasan Dede sessizce dinlemiş.

Sonra saati eline almış.

“Sanırım çok fazla kullandın.”

“Tamir edebilir misin?”

“Belki.”

Kerem:

“Sonra yine zamanı geri alabilir miyim?”

Hasan Dede torununa bakmış.

“Gerçekten almak istiyor musun?”

Kerem cevap verememiş.

Değiştiremeyeceğimiz Şeyler

Hasan Dede:

“İnsanların zamanı geri alamamasının kötü olduğunu düşünürdüm,” demiş.

“Bence de kötü.”

“Şimdi öyle düşünmüyorum.”

“Neden?”

“Çünkü zaman geri alınabilseydi hatalarımızla yaşamayı öğrenemezdik.”

Kerem sessizce dinlemiş.

“Bazen yanlış bir şey söyleriz ve özür dilemeyi öğreniriz. Bazen sınava yeterince çalışmayız ve bir dahaki sefere daha erken başlamamız gerektiğini anlarız. Bazen oyunu kaybederiz ve kaybetmenin de oyunun bir parçası olduğunu öğreniriz.”

Kerem:

“Ama hataları düzeltmek kötü mü?”

“Elbette değil. Fakat düzeltmek ile hiç yaşanmamış hâle getirmek aynı şey değildir.”

Gerçek Özür

Ertesi gün Kerem Zeynep’in yanına gitmiş.

“Seninle konuşabilir miyim?”

“Tabii.”

Kerem aslında Zeynep’in hatırlamadığı bir şey için özür dileyecekti.

“Bazen düşünmeden konuşuyorum.”

Zeynep şaşırmış.

“Ne oldu?”

“Bir şey olmadı. Ama resmini gerçekten incelemeden güzel dedim.”

Zeynep resmi yeniden göstermiş.

“Şimdi bak.”

Kerem dikkatlice incelemiş.

Resimde büyük bir ağaç, altında küçük bir ev ve gökyüzünde kuşlar varmış.

“Ağacın yapraklarını çok güzel çizmişsin. Ama bence gökyüzüne biraz daha renk ekleyebilirsin.”

Zeynep:

“Ben de öyle düşünmüştüm.”

Kerem ilk kez doğru şeyi söylemenin yalnızca güzel söz söylemek olmadığını anlamış.

Hak Edilen Not

Sonraki matematik sınavında Kerem saati yanına almamış.

Bir hafta önceden çalışmaya başlamış.

Mert ile birlikte soru çözmüş.

Sınav günü bazı soruları yapmış.

Bazılarında zorlanmış.

Notu önceki sınavdan biraz düşük gelmiş.

Ama Kerem kâğıdına bakıp gülümsemiş.

Selma Öğretmen:

“Notundan memnun musun?”

“Evet.”

“Neden?”

“Çünkü bu kez tamamen benim.”

Kaybetmenin Tadı

Mahallede yeniden futbol maçı yapılmış.

Kerem bu kez iki gol kaçırmış.

Takımı bir farkla kaybetmiş.

Mert:

“Çok yakındı.”

Kerem:

“Evet.”

“Üzüldün mü?”

“Biraz.”

“Haftaya yine oynarız.”

Kerem gülümsemiş.

Kaybetmek hoşuna gitmemişti.

Ama artık her kaybı silmek istemiyordu.

Çünkü bir sonraki maçın heyecanı biraz da önceki maçın sonucundan geliyordu.

Saatin Son Sihri

Hasan Dede birkaç hafta sonra Kerem’i dükkânına çağırmış.

Cep saati masanın üzerinde duruyormuş.

“Tamir ettin mi?”

“Evet.”

Kerem şaşırmış.

“Kırmızı düğme de çalışıyor mu?”

Hasan Dede saati ona vermiş.

Kerem düğmeye basmış.

Hiçbir şey olmamış.

“Bozuk.”

“Hayır.”

“Zaman geri gitmedi.”

“Artık gitmeyecek.”

Hasan Dede saatin arkasını göstermiş.

Eski yazının altında yeni bir cümle belirmiş:

Zaman geri dönmez. Ama insan bir sonraki anı farklı yaşayabilir.

Kerem uzun süre bu cümleye bakmış.

Cep Saatinin Yeni Görevi

Kerem saati kullanmaya devam etmiş.

Ama artık yalnızca zamanı öğrenmek için.

Sabah hazırlanırken saate bakıyormuş.

Ödevlerini ne zaman yapacağını planlıyormuş.

Arkadaşlarıyla buluşurken geç kalmamaya çalışıyormuş.

Bazen yine geç kalıyormuş.

Bazen yine bir şeyi unutuyormuş.

Bazen istemeden bir arkadaşını üzüyormuş.

Ama artık cebinde bütün hatalarını ortadan kaldıran bir düğme yokmuş.

Onun yerine başka şeyler varmış.

“Özür dilerim.”

“Bir daha deneyeceğim.”

“Bunu nasıl düzeltebilirim?”

“Bir dahaki sefere daha dikkatli olacağım.”

Kerem bunların bazen sihirli bir düğmeden daha güçlü olduğunu öğrenmiş.

Yıllar Sonra

Kerem büyüdüğünde gümüş cep saatini hâlâ saklıyormuş.

Bir gün küçük oğlu saati bulmuş.

“Baba, bu çalışıyor mu?”

“Çalışıyor.”

“Bu kırmızı düğme ne işe yarıyor?”

Kerem gülümsemiş.

“Eskiden çok özel bir işe yarardı.”

“Neye?”

“Zamanı geri alırdı.”

Çocuk kahkaha atmış.

“Gerçekten mi?”

“Belki.”

“Şimdi neden çalışmıyor?”

Kerem oğlunun yanına oturmuş.

“Çünkü artık gerek yok.”

Zamanın En Büyük Sırrı

Çocuk:

“Geçmişte yaptığın bir şeyi değiştirmek istemez miydin?”

Kerem düşünmüş.

Elbette değiştirmek istediği şeyler vardı.

Söylememesi gereken sözler…

Kaçırdığı fırsatlar…

Yanlış kararlar…

Ama bunların bir kısmı ona bugün bildiği şeyleri öğretmişti.

“Bazılarını değiştirmek isterdim,” demiş.

“Peki neden değiştirmiyorsun?”

“Çünkü artık zamanı geri alamıyorum.”

“Üzülüyor musun?”

“Bazen.”

“Ne yapıyorsun?”

“Bir sonraki zamanı daha iyi kullanmaya çalışıyorum.”

Çocuk saati avucunda çevirmiş.

Kerem devam etmiş:

“Dünün beş dakikasını geri alamayız. Ama önümüzdeki beş dakikada ne yapacağımıza karar verebiliriz.”

Beş Dakika

O günden sonra Kerem’in ailesinde küçük bir söz kullanılmaya başlanmış.

Birisi hata yaptığında:

“Sonraki beş dakika hâlâ senin.”

Bu söz, geçmişi unutmak anlamına gelmiyormuş.

Tam tersine geçmişten öğrendiğini gelecekte kullanmak anlamına geliyormuş.

Bir arkadaşını üzdüysen sonraki beş dakikada özür dileyebilirsin.

Bir işi ertelediysen sonraki beş dakikada başlayabilirsin.

Bir şeyi anlamadıysan sonraki beş dakikada soru sorabilirsin.

Bir oyunu kaybettiysen sonraki beş dakikada yeniden çalışabilirsin.

Çünkü zamanın en güzel yanı geri dönmesi değilmiş.

Sürekli yeni bir an getirmesiymiş.

Gökten üç küçük saat düşmüş.

Biri yaptığı hatayı saklamak yerine ondan ders çıkaranların cebine…

Biri zamanını değerli şeylere ayırmayı öğrenenlerin masasına…

Sonuncusu ise geçmişi değiştiremese bile gelecekte farklı davranabileceğini bilen bütün çocukların kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama bu gece yatağınıza girmeden önce bugün yaptığınız bir şeyi düşünün.

Belki çok güzel bir şey yaptınız.

Belki küçük bir hata yaptınız.

Belki yapmanız gereken bir işi ertelediniz.

Keşke zamanı geri alabilseydim diye düşünmeyin.

Çünkü Hasan Dede’nin eski cep saatinin öğrettiği çok önemli bir sır varmış:

Geçmişteki beş dakikayı değiştiremeyebilirsiniz.

Ama önünüzde yepyeni beş dakikalar vardır.

Ve onları nasıl kullanacağınız…

Hâlâ sizin elinizdedir.

Zamanı Geri Alan Cep Saati

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu