Çocuk Masalları3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar

Sihirli Anahtar ve Kilitli Orman

Sihirli Anahtar ve Kilitli Orman

Sihirli Anahtar ve Kilitli Orman

Bir varmış, bir yokmuş…

Dağların arasında, çiçek kokularının sokaklara yayıldığı küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın adı Yeşilova’ymış.

Yeşilova’nın hemen yanında öylesine büyük bir orman bulunurmuş ki kasabanın en yaşlı insanları bile ormanın nerede bittiğini bilmezmiş.

Ormanın adı Zümrüt Ormanı’ymış.

İçinde kocaman çınarlar, rengârenk kuşlar, berrak dereler ve her mevsim çiçek açan gizemli bitkiler varmış.

Kasabanın çocukları ormanın kenarında oyun oynar, aileler hafta sonları ağaçların altında piknik yaparmış.

Fakat bir sabah çok garip bir şey olmuş.

Ormanın bütün girişlerinde kocaman demir kapılar belirmiş!

Üstelik hepsi kilitliymiş.

Bir Gecede Gelen Kapılar

Kasaba halkı şaşkınlık içinde ormanın önünde toplanmış.

“Bu kapıları kim yaptı?”

“Dün burada hiçbir şey yoktu!”

“Ormana nasıl gireceğiz?”

Kimse cevap veremiyormuş.

Demirciler kilitleri açmayı denemiş.

Olmamış.

Kasabanın en güçlü insanları kapıları itmiş.

Kapılar bir santim bile hareket etmemiş.

Hatta birkaç kişi duvarların etrafından dolaşmaya çalışmış ama demir parmaklıkların ormanın tamamını çevrelediğini fark etmiş.

Günler geçmiş.

Ormanın içinden kuş sesleri giderek azalmaya başlamış.

Derelerden kasabaya gelen su da eskisi kadar güçlü akmıyormuş.

Kasabada yaşayan on yaşındaki Ada bütün bunları merakla izliyormuş.

Ada’nın en sevdiği yer Zümrüt Ormanı’ymış.

Ormandaki küçük dere kenarında kitap okumayı, yaprakları incelemeyi ve kuşların seslerini dinlemeyi çok severmiş.

Ormanın kilitlenmesi onu çok üzmüş.

“Bir orman neden kilitlenir ki?” diye sormuş büyükbabasına.

Büyükbabası düşünceli bir şekilde:

“Belki de orman bize bir şey anlatmaya çalışıyordur,” demiş.

Eski Sandıktaki Anahtar

O gece Ada uyuyamamış.

Penceresinden Zümrüt Ormanı’na bakmış.

Eskiden orman geceleri bile canlı görünürmüş.

Şimdi ise karanlık ve sessizmiş.

Ertesi sabah büyükbabasının evinin tavan arasına çıkmış.

Orada eski kitapların arasında ormanla ilgili bir şey bulabileceğini düşünüyormuş.

Kutuları karıştırırken küçük ahşap bir sandık görmüş.

Sandığın üzerinde bir ağaç resmi varmış.

Ada kapağı açmış.

İçinde yalnızca eski bir anahtar duruyormuş.

Ama bu sıradan bir anahtar değilmiş.

Altın rengindeymiş ve üzerinde küçücük yaprak şekilleri bulunuyormuş.

Ada anahtarı eline aldığı anda yapraklar yeşil ışıkla parlamaya başlamış.

Tam o sırada arkasından büyükbabasının sesi gelmiş.

“Demek seni buldu.”

Ada dönmüş.

“Büyükbaba, bu neyin anahtarı?”

Büyükbabası yavaşça yanına gelmiş.

“Onu yıllar önce ormanda buldum.”

“Neden bana hiç göstermedin?”

“Çünkü anahtar sahibini kendisi seçermiş.”

Ada şaşırmış.

“Beni mi seçti?”

“Öyle görünüyor.”

Sihirli Anahtar ve Kilitli Orman Kilit Açılıyor

Ada anahtarı alıp ormanın girişine koşmuş.

Büyükbabası da onunla birlikte gitmiş.

Kapının üzerindeki dev kilide bakmışlar.

Anahtar kilide göre çok küçük görünüyormuş.

Ada:

“Bu küçücük şey o kocaman kilidi nasıl açacak?” demiş.

Büyükbabası gülümsemiş.

“Bazen bir şeyin gücü büyüklüğüyle ölçülmez.”

Ada anahtarı kilide yaklaştırmış.

Anahtar bir anda uzamaya başlamış.

Tam kilide uygun hale gelmiş.

Ada anahtarı çevirmiş.

Klik!

Kocaman kapı yavaşça açılmış.

Fakat yalnızca Ada’nın geçebileceği kadar aralanmış.

Büyükbabası geçmeye çalışmış.

Kapı hemen kapanmış.

Ada şaşırmış.

“Sanırım yalnız gitmem gerekiyor.”

Büyükbabası endişelenmiş.

“Dikkatli ol.”

Ada başını sallamış.

Anahtarı cebine koymuş ve ormana girmiş.

Sessiz Orman

Ada birkaç adım attıktan sonra arkasındaki kapı kapanmış.

Klik!

Bir an korkmuş.

Ama yoluna devam etmiş.

Orman eskisinden çok farklıymış.

Kuşlar şarkı söylemiyormuş.

Dereler neredeyse kurumuş.

Çiçekler başlarını eğmiş.

Ağaçların yaprakları solmuş.

Ada büyük bir meşe ağacının yanından geçerken kalın bir ses duymuş.

“Sonunda biri geldi.”

Ada etrafına bakmış.

“Kim konuştu?”

“Ben.”

Meşe ağacının gövdesinde iki göz açılmış.

Ada şaşkınlıktan neredeyse yere oturacakmış.

“Sen konuşabiliyor musun?”

“Orman kilitlendiğinde eski sihirler yeniden uyandı.”

“Neden kilitlendi?”

Meşe ağacı dallarını sallamış.

“Çünkü Ormanın Kalbi kayboldu.”

“Ormanın Kalbi nedir?”

“Zümrüt Ormanı’na yaşam veren kristaldir.”

“Kim aldı?”

“Bilmiyoruz.”

Ada cebindeki anahtarı çıkarmış.

“Onu bulursam kapılar açılır mı?”

“Belki. Ama yol boyunca üç kilidi açman gerekecek.”

Birinci Kilit: Kuru Dere

Ada yürümeye devam etmiş.

Bir süre sonra eskiden şırıl şırıl akan dereye ulaşmış.

Dere tamamen kurumuş.

Ortada taş bir kapı duruyormuş.

Kapının üzerinde şöyle yazıyormuş:

Yalnız kendisini düşünen bu kapıyı açamaz.

Ada anahtarını kilide sokmuş.

Anahtar dönmemiş.

“Ne yapacağım şimdi?”

Tam o sırada çalılıkların arasından ince bir ses duymuş.

Küçük bir kirpi susuzluktan bitkin halde yatıyormuş.

Ada çantasındaki suyu çıkarmış.

Kendisinin de susadığını fark etmiş.

Ama şişede çok az su kalmış.

Bir an düşünmüş.

Sonra suyu küçük bir yaprağa döküp kirpiye uzatmış.

Kirpi suyu içmiş.

“Teşekkür ederim.”

O anda Ada’nın cebindeki anahtar parlamış.

Taş kapının kilidi kendiliğinden açılmış.

Kapının arkasından su fışkırmış.

Dere yeniden akmaya başlamış.

Ada sevinçle gülmüş.

“Anladım! Anahtar yalnızca kilit açmıyor.”

Kirpi:

“İyiliği de görüyor,” demiş.

İkinci Kilit: Karanlık Mağara

Ada dereyi takip ederek dağın eteğindeki mağaraya ulaşmış.

İkinci kilit buradaymış.

Mağaranın içi kapkaranlıkmış.

Kapının üzerinde:

Korkusunu kabul etmeyen ilerleyemez.

yazıyormuş.

Ada içeri girmek istememiş.

“Karanlıktan korkmuyorum,” demiş.

Anahtar parlamamış.

Bir kez daha:

“Hiç korkmuyorum!”

Yine hiçbir şey olmamış.

Ada gerçeği anlamış.

Aslında çok korkuyormuş.

Derin bir nefes almış.

“Tamam. Korkuyorum.”

Anahtar hafifçe parlamış.

“Ama yine de deneyeceğim.”

Bu kez anahtar güçlü bir ışık saçmış.

Mağaranın içi aydınlanmış.

Ada ilerlemiş.

Karanlığın içinde korkunç yaratıklar yokmuş.

Sadece taşlar, yosunlar ve uyuyan birkaç yarasa varmış.

Mağaranın sonunda ikinci kapıyı bulmuş.

Anahtar kilidi açmış.

Ada:

“Demek cesaret hiç korkmamak değilmiş,” diye fısıldamış.

“Bazen korktuğunu kabul edip yine de ilerlemekmiş.”

Üçüncü Kilit: Aynalar Bahçesi

Mağaradan çıktığında karşısına çok garip bir yer çıkmış.

Yüzlerce ayna ağaçların arasında sıralanmış.

Ada hangi yöne gitse kendisini görüyormuş.

Bir aynada kendisini çok güçlü görmüş.

Bir diğerinde çok zeki.

Başka bir aynada ise üzerinde bir taç varmış.

Aynalardan sesler yükselmiş.

“Ormanın kahramanı sensin!”

“Kimseye ihtiyacın yok!”

“Her şeyi tek başına yapabilirsin!”

Ada önce bu sözleri sevmiş.

“Kahraman benim,” diye düşünmüş.

Ama biraz sonra yolunu bulamadığını fark etmiş.

Hangi tarafa dönse yine aynı aynalara çıkıyormuş.

Tam o sırada küçük kirpi yeniden ortaya çıkmış.

“Ada!”

“Sen buraya nasıl geldin?”

“Dere yeniden akınca seni takip ettim.”

Ada sevinmiş.

“Çıkış yolunu bulamıyorum.”

Kirpi yere bakmış.

“Aynalara bakmayı bırak.”

Ada aşağıya bakmış.

Toprakta küçük ayak izleri varmış.

Kirpiyi takip ederek aynaların arasından ilerlemişler.

Sonunda üçüncü kapıya ulaşmışlar.

Kapının üzerinde:

Her şeyi tek başına yapabileceğini düşünen burada kalır.

yazıyormuş.

Ada gülümsemiş.

“Sanırım bunu da öğrendim.”

Kirpiye dönmüş.

“Yardımın için teşekkür ederim.”

Üçüncü kilit açılmış.

Ormanın Kalbi

Kapının arkasında büyük bir açıklık varmış.

Ortada kurumuş dev bir ağaç yükseliyormuş.

Ağacın köklerinin arasında boş bir yuva bulunuyormuş.

Ormanın Kalbi burada olmalıymış.

Ama kristal yokmuş.

Ada çevresini araştırmış.

Toprakta parlak izler görmüş.

İzleri takip etmiş.

Bir kayanın arkasında küçük bir karga bulmuş.

Karganın yuvasında yeşil renkli büyük bir kristal duruyormuş.

“Ormanın Kalbi!”

Karga korkuyla kristalin önüne geçmiş.

“Alamazsın!”

“Onu neden aldın?”

Karga başını eğmiş.

“Çünkü çok güzeldi.”

“Ama orman ölüyor.”

“Bilmiyordum.”

Karga üzgün görünüyormuş.

“Ben sadece yuvamın güzel olmasını istemiştim.”

Ada kızmak üzereymiş.

Ama sonra durmuş.

Karga bunu bilerek yapmamıştı.

“Kristali yerine götürmemiz gerekiyor.”

Karga:

“Beni cezalandıracaklar mı?” diye sormuş.

Ada:

“Hata yaptın. Ama hatanı düzeltmeye yardım edebilirsin.”

Karga kristali gagasıyla kaldırmaya çalışmış.

Çok ağırmış.

Ada da tutmuş.

Kirpi itmiş.

Üçü birlikte kristali ağacın köklerine taşımışlar.

Orman Yeniden Uyanıyor

Kristal yuvasına yerleştiği anda güçlü bir yeşil ışık gökyüzüne yükselmiş.

Vuuuuuu!

Ağaçların yaprakları yeniden yeşermiş.

Çiçekler açmış.

Dereler coşkuyla akmaya başlamış.

Kuşlar şarkı söylemiş.

Kelebekler havalanmış.

Kurumuş büyük ağaç bir anda binlerce yaprakla kaplanmış.

Ormanın her tarafından sesler yükselmiş:

“Kalp geri döndü!”

Ada sevinçle etrafına bakmış.

Cebindeki anahtar havaya yükselmiş.

Üzerindeki yaprak şekilleri parlamış.

Sonra uzaktan:

Klik!

Klik!

Klik!

sesleri gelmiş.

Ormanı çevreleyen bütün kapılar açılıyormuş.

Asıl Sebep

Büyük meşe ağacı Ada’ya seslenmiş:

“Görevini tamamladın.”

Ada:

“Ama hâlâ anlamıyorum. Neden bütün orman kilitlendi?”

Meşe ağacı cevap vermiş:

“Ormanın Kalbi kaybolduğunda Zümrüt Ormanı kendisini korumaya aldı.”

“Peki kapılar neden insanlara da kapandı?”

Meşe bir süre sessiz kalmış.

“Çünkü son zamanlarda bazı ziyaretçiler ormana iyi davranmıyordu. Yerlere çöpler bırakılıyor, genç dallar kırılıyor, hayvanların yuvaları rahatsız ediliyordu.”

Ada üzülmüş.

“Orman bu yüzden mi kendini kapattı?”

“Bir orman konuşamıyor diye hiçbir şey hissetmediğini düşünmemek gerekir.”

Ada başını sallamış.

“Bunu herkese anlatacağım.”

Yeşilova’nın Yeni Sözü

Ada ormandan çıktığında kasaba halkı kapının önünde bekliyormuş.

Büyükbabası koşup ona sarılmış.

“İyi misin?”

“Çok iyiyim.”

Herkes ne olduğunu sormuş.

Ada başından geçenleri anlatmış.

Kargayı da anlatmış.

Ama onu suçlamamış.

Çünkü karga hatasını düzeltmişti.

Sonra ormanın neden kapandığını açıklamış.

Kasaba halkı sessizleşmiş.

Bazıları yere bakmış.

Çünkü gerçekten de zaman zaman ormana gereken özeni göstermediklerini fark etmişler.

O günden sonra Yeşilova’da yeni kurallar belirlenmiş.

Ormanda çöp bırakılmayacakmış.

Bitkiler gereksiz yere koparılmayacakmış.

Hayvanların yuvaları rahatsız edilmeyecekmiş.

Ateş yalnızca güvenli alanlarda ve büyüklerin gözetiminde yakılacakmış.

Çocuklara doğayı korumanın neden önemli olduğu anlatılacakmış.

Fakat en önemli kural hiçbir tabelaya yazılmamış.

Herkes birbirine şöyle söylermiş:

“Doğada misafir olduğunu unutma.”

Sihirli Anahtar Nereye Gitti?

Ada eve döndüğünde anahtarı yeniden ahşap sandığa koymak istemiş.

Ama cebine baktığında anahtar yokmuş.

“Büyükbaba! Anahtarı kaybettim!”

Büyükbabası gülümsemiş.

“Belki kaybolmamıştır.”

“Peki nerede?”

“Belki başka bir yerde ona ihtiyaç duyan birini arıyordur.”

Gerçekten de o sırada çok uzaklarda başka bir kasabada küçük bir çocuk dere kenarında yürüyormuş.

Ayağının yanında altın renkli bir şey parlamış.

Çocuk eğilip onu almış.

Bu, üzerinde küçük yaprak şekilleri bulunan bir anahtarmış.

Çocuk şaşkınlıkla:

“Acaba bu neyin anahtarı?” diye sormuş.

Rüzgâr ağaçların arasından geçerken yapraklar hafifçe fısıldamış:

“Bunu öğrenmenin tek yolu var…”

Ormanın En Büyük Sırrı

Ada yıllar boyunca Zümrüt Ormanı’na gitmeye devam etmiş.

Kirpi bazen dere kenarında karşısına çıkarmış.

Karga ise artık parlak şeyleri yuvasına götürmeden önce onların birine ait olup olmadığını kontrol edermiş.

Ada büyüdükçe ormanın ona öğrettiği üç şeyi hiç unutmamış:

İyilik yalnızca elimizde fazlası olduğunda paylaşmak değilmiş.

Cesaret hiç korkmamak değilmiş.

Ve güçlü olmak her şeyi tek başına yapmak anlamına gelmiyormuş.

Bazen yardım istemek…

Bazen hatasını kabul etmek…

Bazen de küçücük bir canlı için suyundan vazgeçmek insanı gerçek bir kahraman yapabilirmiş.

Yıllar sonra çocuklar Ada’ya:

“Sihirli anahtarı gerçekten gördün mü?” diye sorarmış.

Ada gülümsermiş.

“Gördüm.”

“Gerçekten bütün kapıları açıyor muydu?”

Ada başını iki yana sallarmış.

“Hayır.”

Çocuklar şaşırırmış.

“Nasıl yani?”

“Bazı kapıları anahtar açıyordu. Ama en zor olanlarını iyilik, cesaret ve dostluk açıyordu.”

Sonra hep birlikte Zümrüt Ormanı’na bakarlarmış.

Artık ormanın girişinde demir kapılar yokmuş.

Ama herkes biliyormuş ki doğaya iyi davranmayı unuturlarsa orman bir gün yeniden sessizleşebilirmiş.

Bu yüzden Yeşilova’nın çocukları her bahar ormana gider, yerlere düşen çöpleri toplar, ağaçları gözlemler ve hayvanları uzaktan izlerlermiş.

Zümrüt Ormanı da onlara her yıl başka bir güzelliğini gösterirmiş.

Bazen yeni açan bir çiçek…

Bazen yuvasından çıkan yavru bir kuş…

Bazen de yağmurdan sonra yaprakların üzerinde parlayan küçücük bir su damlası…

Çünkü Ada sonunda anlamış:

Dünyadaki en büyük sihir, kilitleri açan altın bir anahtar değilmiş.

Yaşamın kendisiymiş.

Onu korumayı bilen herkes de bu sihrin bir parçasıymış.

Gökten üç yaprak düşmüş.

Biri doğayı sevenlerin omzuna…

Biri korkmasına rağmen doğru olanı yapanların avucuna…

Sonuncusu ise yaptığı hatayı kabul edip düzeltmeye çalışanların kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama sihirli anahtar belki de çoktan başka bir masalın kapısını açmış…

Sihirli Anahtar ve Kilitli Orman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu