3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallarÇocuk MasallarıMasallar

Denizin Altındaki Işık Şehri

Denizin Altındaki Işık Şehri

Denizin Altındaki Işık Şehri

Bir varmış, bir yokmuş… Deniz altındaki ışık şehri diye ,Masmavi denizin kıyısında, küçük teknelerin sabahları balığa çıktığı, martıların gökyüzünde neşeyle uçtuğu güzel bir kasaba varmış. Bu kasabanın adı İnci Koyu’ymuş.

İnci Koyu’nda yaşayan çocukların çoğu denizi severmiş.

Ama on yaşındaki Deniz’in sevgisi biraz başkaymış.

Deniz saatlerce kıyıda oturabilir, dalgaların getirdiği taşları inceleyebilir, deniz kabuklarını toplayabilirmiş.

En çok da denizin altında neler olduğunu merak edermiş.

“Acaba balıklar geceleri uyuyor mu?”

“Ahtapotların gerçekten üç kalbi mi var?”

“Denizin dibinde kimsenin bilmediği yerler olabilir mi?”

Deniz’in dedesi eski bir denizciymiş.

Torununun sorularını dinler, bazen cevaplar bazen de gülümseyerek:

“Deniz bütün sırlarını aynı anda anlatmaz,” dermiş.

“Peki ne zaman anlatır?”

“Onu gerçekten dinleyenlere zamanı geldiğinde küçük bir sır verir.”

Deniz bu sözü hiç unutmamış.

Mavi Işık

Bir gece Deniz odasında uyurken penceresine mavi bir ışık vurmuş.

Önce bunun Ay’ın yansıması olduğunu düşünmüş.

Ama ışık hareket ediyormuş.

Deniz pencereye yaklaşmış.

Işık denizden geliyormuş.

Kıyıya doğru uzanan parlak mavi bir çizgi görünüyormuş.

Deniz hemen dedesinin odasına gitmiş.

“Dede! Uyan!”

Dedesi gözlerini açmış.

“Ne oldu?”

“Deniz parlıyor!”

Birlikte pencereye gitmişler.

Dedesi mavi ışığı görünce bir süre sessiz kalmış.

Sonra:

“Demek zamanı geldi,” demiş.

Deniz şaşırmış.

“Neyin zamanı?”

Dedesi cevap vermeden eski dolabını açmış.

İçinden üzerinde deniz kabuğu şekilleri bulunan küçük bir kolye çıkarmış.

“Bunu yıllardır saklıyorum.”

“Ne işe yarıyor?”

“Bilmiyorum.”

Deniz hayal kırıklığına uğramış.

“Nasıl yani?”

Dedesi gülmüş.

“Bazı şeylerin ne işe yaradığını ancak doğru zamanda öğrenirsin.”

Kolyeyi Deniz’in boynuna takmış.

“Şimdi kıyıya gidelim.”

Denizin Altındaki Işık Şehri, Konuşan Deniz Kabuğu

Kıyıya ulaştıklarında mavi ışık hâlâ parlıyormuş.

Kumların üzerinde büyük, pembe bir deniz kabuğu duruyormuş.

Deniz onu eline almış.

Kulağına götürdüğünde dalga sesi yerine ince bir ses duymuş:

“Yardım edin…”

Deniz korkuyla kabuğu neredeyse düşürüyormuş.

“Dede! Konuştu!”

Dedesi şaşırmış.

“Ne söyledi?”

“Yardım istedi.”

Deniz kabuğunu tekrar kulağına götürmüş.

Bu kez ses daha netmiş.

“Işık Şehri kararıyor…”

Ardından denizin içindeki mavi yol daha da parlak hale gelmiş.

Deniz dedesine bakmış.

“Oraya gitmem gerekiyor.”

Dedesi endişelenmiş.

“Denizin altına mı?”

Tam o anda Deniz’in boynundaki kolye parlamış.

Etrafında mavi bir ışık oluşmuş.

Deniz şaşkınlıkla suya dokunmuş.

Elini çektiğinde ıslanmamış.

“Sanırım kolyenin ne işe yaradığını öğrendik,” demiş dedesi.

Suyun Altında Nefes Almak

Deniz dikkatlice suya girmiş.

Önce ayakları…

Sonra dizleri…

Sonra tamamen denizin altına dalmış.

Nefesini tutmuş.

Ama birkaç saniye sonra nefes alabildiğini fark etmiş!

“İnanamıyorum!”

Sesi suyun altında baloncuklar çıkararak yayılmış.

Etrafında rengârenk balıklar yüzüyormuş.

Mercanlar sallanıyor, küçük deniz canlıları kayaların arasında dolaşıyormuş.

Mavi ışık yolu ileriyi gösteriyormuş.

Deniz onu takip etmiş.

Bir süre sonra karşısına sarı renkli küçük bir balık çıkmış.

Balığın adı Köpük’müş.

“Sonunda geldin!”

Deniz şaşırmış.

“Beni mi bekliyordun?”

“Işık Şehri seni çağırdı.”

“Ben ne yapabilirim ki?”

Köpük kuyruğunu sallamış.

“Bunu şehirde öğreniriz.”

Birlikte daha derine doğru yüzmüşler.

Denizin Altındaki Şehir

Bir kayanın arkasından geçtiklerinde Deniz’in ağzı hayretten açık kalmış.

Karşısında kocaman bir şehir varmış.

Evler deniz kabuklarından yapılmış.

Sokakların kenarlarında parlak inciler bulunuyormuş.

Denizatları küçük arabalar çekiyor, balıklar sokaklarda yüzüyor, ahtapotlar dükkânlarda çalışıyormuş.

Şehrin merkezinde ise dev bir kristal duruyormuş.

Ama kristalin ışığı çok zayıfmış.

“Burası Işık Şehri,” demiş Köpük.

“Eskiden her yer parlardı.”

Deniz etrafına bakmış.

Bazı sokaklar tamamen karanlıkmış.

Şehrin merkezine geldiklerinde mor renkli yaşlı bir ahtapot onları karşılamış.

Adı Sekiz Usta’ymış.

Sekiz kolunun her birinde farklı bir eşya tutuyormuş.

Bir kalem…

Bir anahtar…

Bir büyüteç…

Bir kitap…

Ve başka küçük araçlar…

“Hoş geldin, Deniz.”

“Herkes adımı nasıl biliyor?”

Sekiz Usta gülümsemiş.

“Deniz, kendisini sevenleri tanır.”

Işık Neden Sönüyor?

Deniz büyük kristali göstermiş.

“Ne oldu buna?”

Sekiz Usta üzgünce:

“Işık Taşı gücünü kaybediyor,” demiş.

“Neden?”

“Çünkü denizimiz kirleniyor.”

Deniz ilk kez çevresine daha dikkatli bakmış.

Şehrin uzağındaki kayalara plastik parçaları takılmış.

Bir deniz kaplumbağası poşete dolanmış.

Kumların arasında şişeler duruyormuş.

Deniz üzülmüş.

“Bunlar buraya nasıl geldi?”

Köpük:

“Yukarıdan.”

Deniz başını eğmiş.

İnsanların kıyıda bıraktığı bazı çöplerin rüzgârla ve akarsularla denize ulaşabileceğini biliyormuş.

“Peki Işık Taşı’nı nasıl kurtaracağız?”

Sekiz Usta:

“Üç Işık İncisi kayboldu. Onları bulursak kristal yeniden güçlenebilir.”

“Neredeler?”

“Biri Mercan Ormanı’nda, biri Sessiz Mağara’da, sonuncusu ise Karanlık Çukur’da.”

Deniz derin bir nefes almış.

“Öyleyse bulalım.”

Mercan Ormanı

Deniz ve Köpük önce Mercan Ormanı’na gitmiş.

Burası kırmızı, pembe ve turuncu mercanlarla doluymuş.

Ama yollarını büyük bir balık ağı kapatmış.

Ağın içinde küçük bir deniz kaplumbağası sıkışmış.

Köpük:

“İncinin peşinden gitmeliyiz. Zamanımız azalıyor,” demiş.

Deniz kaplumbağaya bakmış.

“Onu burada bırakamayız.”

Ağı çözmeye başlamış.

Düğümler çok sıkıymış.

Uzun süre uğraşmış.

Sonunda kaplumbağa kurtulmuş.

“Teşekkür ederim,” demiş kaplumbağa.

Sonra ağın altında parlayan bir şey görünmüş.

İlk Işık İncisi!

Köpük şaşırmış.

“İnci zaten buradaymış!”

Deniz gülümsemiş.

“Belki de onu bulmak için önce başka birine yardım etmemiz gerekiyordu.”

Sessiz Mağara

İkinci inci Sessiz Mağara’daymış.

Mağaraya girdiklerinde hiçbir ses duyulmuyormuş.

Deniz:

“Köpük?”

demiş ama kendi sesini bile işitememiş.

Bir süre sonra yol üçe ayrılmış.

Hangi tarafa gideceklerini bilmiyorlarmış.

Deniz gözlerini kapatmış.

Ses yoktu.

Ama suyun hareketini hissedebiliyordu.

Sol taraftan hafif bir akıntı geliyormuş.

Köpük’e işaret etmiş.

O yolu takip etmişler.

Mağaranın sonunda ikinci inciyi bulmuşlar.

Dışarı çıktıklarında Köpük:

“Doğru yolu nasıl buldun?” diye sormuş.

“Dinleyemedim. Bu yüzden hissetmeye çalıştım.”

Köpük gülümsemiş.

“Bazen bir sorunu çözmenin birden fazla yolu vardır.”

Karanlık Çukur

Son inci en zor yerdeymiş.

Karanlık Çukur o kadar derinmiş ki güneş ışığı buraya ulaşmıyormuş.

Deniz aşağıya bakmış.

“Çok karanlık.”

“Korkuyor musun?” diye sormuş Köpük.

“Evet.”

“Geri dönebiliriz.”

Deniz biraz düşünmüş.

Sonra boynundaki kolyeye dokunmuş.

“Birlikte gidersek deneyebilirim.”

Aşağıya doğru yüzmeye başlamışlar.

Karanlık arttıkça Deniz’in kalbi hızlanmış.

Tam geri dönmeyi düşünürken uzakta minicik ışıklar belirmiş.

Yüzlerce küçük deniz canlısı kendi ışıklarıyla parlıyormuş.

Deniz hayranlıkla bakmış.

“Burası karanlık değilmiş!”

Köpük:

“Bazen ışığı görmek için gözlerinin karanlığa alışması gerekir.”

Çukurun dibinde üçüncü inciyi bulmuşlar.

Fakat inci büyük bir plastik şişenin içine sıkışmış.

Deniz şişeyi almış ve inciyi çıkarmış.

“İnsanların attığı bir şey buraya kadar gelmiş.”

Bu onu çok düşündürmüş.

Işık Yeniden Doğuyor

Şehre döndüklerinde üç inciyi büyük kristalin çevresindeki yuvalara yerleştirmişler.

Birinci inci parlamış.

Sonra ikinci…

Sonra üçüncü…

Ama büyük kristal hâlâ tam olarak yanmamış.

Deniz:

“Neden çalışmıyor?”

Sekiz Usta:

“Çünkü inciler ışığı geri getirir. Ama onu koruyamaz.”

“Peki ne yapacağız?”

“Deniz yukarıdan kirlenmeye devam ederse şehir yeniden kararacak.”

Deniz gerçeği anlamış.

Sorunu yalnızca denizin altında çözemezlerdi.

“Ben yukarı çıkacağım.”

Köpük üzülmüş.

“Gidiyor musun?”

“Evet. Çünkü yapmam gereken şey orada.”

Deniz, Işık Şehri’ne son kez bakmış.

“Geri geleceğim.”

İnci Koyu Değişiyor

Deniz yüzeye çıktığında dedesi hâlâ kıyıda bekliyormuş.

“Ne kadar kaldım?”

“Yaklaşık iki saat.”

Deniz’e ise bütün gece geçmiş gibi gelmiş.

Dedesine gördüklerini anlatmış.

Ertesi sabah arkadaşlarını toplamış.

İlk başta kimse denizin altındaki gizli şehre inanmamış.

Ama Deniz:

“İnanmanız gerekmiyor. Sahili temizlemek için Işık Şehri’ne inanmak zorunda değiliz,” demiş.

Bu söz herkesi düşündürmüş.

Çocuklar kıyı temizliği yapmaya başlamış.

Büyükler de onlara katılmış.

Toplanan çöpler uygun yerlere ayrılmış.

Kasabada denize çöp atılmaması konusunda daha fazla önlem alınmış.

Balıkçılar denizde gördükleri atıkları kıyıya getirmeye başlamış.

İnsanlar tek kullanımlık ürünleri daha az tüketmeye dikkat etmiş.

Günler geçtikçe kıyı daha temiz hale gelmiş.

Mavi Işık Geri Dönüyor

Bir ay sonra Deniz gece penceresinden dışarı bakarken denizde tanıdık bir ışık görmüş.

Mavi yol yeniden ortaya çıkmış.

Hemen kıyıya koşmuş.

Pembe deniz kabuğu kumların üzerindeymiş.

Kulağına götürmüş.

Köpük’ün sesi gelmiş:

“Deniz!”

“Köpük! İyi misiniz?”

“Işık Şehri yeniden parlıyor!”

Deniz mutluluktan havalara uçacakmış.

“Gerçekten mi?”

“Evet. Ama Sekiz Usta sana bir mesaj gönderdi.”

“Nedir?”

“Bir denizi korumak için denizin altında yaşamak gerekmez.”

Deniz gülümsemiş.

“Bunu artık biliyorum.”

Denizin Gerçek Hazinesi

Yıllar sonra Deniz büyümüş.

Ama denize olan merakı hiç azalmamış.

Deniz canlılarını öğrenmiş, kıyıları keşfetmiş ve çocuklara denizleri korumanın önemini anlatmaya başlamış.

Bazen ona:

“Gerçekten denizin altında ışıklı bir şehir gördün mü?” diye sorarlarmış.

Deniz:

“Belki,” dermiş.

“Neden bize göstermiyorsun?”

“Çünkü bazı şehirler yalnızca ihtiyaç olduğunda görünür.”

“Peki Köpük gerçek miydi?”

Deniz gülümsermiş.

Tam o sırada kıyıya yakın yerde küçücük sarı bir balık suyun üzerine sıçrarmış.

Çocuklar heyecanla bağırırmış.

Deniz ise hiçbir şey söylemezmiş.

Sadece denize bakarmış.

Çünkü yıllar önce Işık Şehri’nde öğrendiği en önemli şeyi hiç unutmamış:

Denizler yalnızca insanların yüzdüğü büyük su alanları değilmiş.

Orası sayısız canlının eviymiş.

Bir plastik şişe bize yalnızca küçük bir çöp gibi görünebilirmiş.

Ama başka bir canlının dünyasında kocaman bir sorun olabilirmiş.

Bu yüzden doğayı korumak için büyük kahramanlıklar yapmak gerekmiyormuş.

Bazen çöpünü doğru yere atmak…

Gereksiz plastik kullanmamak…

Sahilde gördüğün bir atığı güvenli biçimde toplamak…

Canlılara zarar vermemek…

Ve başkalarına da doğaya saygılı olmayı hatırlatmak yeterliymiş.

O günden sonra İnci Koyu’ndaki çocuklar denize her baktıklarında başka bir dünya olduğunu hatırlarmış.

Belki Işık Şehri gerçekten oradaymış.

Belki de yalnızca Deniz’in gördüğü sihirli bir yermiş.

Ama bunun pek önemi yokmuş.

Çünkü Işık Şehri’nin çocuklara bıraktığı mesaj gerçekmiş:

Dünya yalnızca bizim evimiz değilmiş. Onu paylaştığımız bütün canlıların da eviymiş.

Gökten üç inci düşmüş.

Biri denizleri temiz tutanların avucuna…

Biri kendisinden farklı canlılara saygı gösterenlerin cebine…

Sonuncusu da dünyayı biraz daha güzel bırakmak için küçücük de olsa bir şey yapan bütün çocukların kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama denizin çok derinlerinde, kabuklardan yapılmış küçük evlerin arasında Işık Şehri hâlâ pırıl pırıl parlıyormuş.

Denizin Altındaki Işık Şehri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu