Çocuk Masalları3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar8 Yaş masallar9 yaş ve Üstü Masallar

Geceleri Uyanan Oyuncakçı Dükkânı

Geceleri Uyanan Oyuncakçı Dükkânı

Geceleri Uyanan Oyuncakçı Dükkânı

Bir varmış, bir yokmuş…

Renkli evlerin yan yana sıralandığı, sabahları fırından sıcak ekmek kokularının yükseldiği küçük bir kasaba varmış.

Bu kasabanın en eski sokağında, üzerinde kırmızı harflerle “Neşeli Oyuncaklar” yazan küçücük bir oyuncakçı dükkânı bulunurmuş.

Dükkânın sahibi Hasan Amca’ymış.

Hasan Amca beyaz bıyıklı, yuvarlak gözlüklü, çocukları çok seven yaşlı bir oyuncakçıymış.

Dükkânında çeşit çeşit oyuncak bulunurmuş.

Tahta trenler…

Bez bebekler…

Oyuncak arabalar…

Rengârenk toplar…

Pelüş ayılar…

Müzik kutuları…

Yapbozlar…

Tahta kuklalar…

Ve tavana kadar yükselen raflarda yüzlerce başka oyuncak…

Kasabadaki çocuklar dükkânın önünden geçerken mutlaka vitrine bakarmış.

Fakat hiçbiri Neşeli Oyuncaklar’ın büyük sırrını bilmiyormuş.

Çünkü bu dükkânda gece yarısı olduğunda çok tuhaf bir şey olurmuş.

Oyuncaklar uyanırmış!

Geceleri Uyanan Oyuncakçı Dükkânı, Saat On İki Olduğunda

Her akşam Hasan Amca dükkânını kapatmadan önce oyuncaklara bakıp:

“İyi geceler çocuklar,” dermiş.

Sonra ışıkları kapatır, kapıyı kilitler ve evine gidermiş.

Dükkân sessizleşirmiş.

Saat on bir…

On bir buçuk…

On ikiye beş kala…

Ve tam gece yarısı eski duvar saati:

Dong!

Dong!

Dong!

diye çalmaya başladığında ilk olarak vitrindeki kırmızı oyuncak araba farlarını yakarmış.

“Uyandık!”

Ardından pelüş ayı Tombik esneyerek doğrulurmuş.

“Günaydın… Yoksa iyi geceler mi demeliyim?”

Bez bebek Lila rafından aşağı atlarmış.

Tahta asker Çıtçıt yürümeye başlarmış.

Oyuncak tren Çufçuf raylarının üzerinde dönermiş.

Kuklalar dans eder, müzik kutuları çalar, toplar raflardan aşağı zıplarmış.

Her gece dükkânda büyük bir eğlence başlarmış.

Ama gün doğmadan bütün oyuncaklar yeniden yerlerine dönermiş.

Hasan Amca sabah geldiğinde hiçbir şey fark etmezmiş.

Ya da oyuncaklar öyle sanırmış.

Vitrindeki Küçük Tavşan

Dükkânın en üst rafında küçük, beyaz bir oyuncak tavşan varmış.

Adı Ponpon’muş.

Ponpon diğer oyuncaklardan biraz farklıymış.

Uzun zamandır dükkândaymış.

Bir kulağı hafifçe yana eğilmiş, burnundaki pembe ipliğin bir kısmı sökülmüş.

Yeni oyuncaklar geldikçe Ponpon arka sıralara doğru itilmiş.

Çocuklar vitrinin önünde durduğunda genellikle parlak oyuncaklara bakarmış.

“Anne, şu uzaktan kumandalı arabayı istiyorum!”

“Baba, şu büyük bebeğe bak!”

Ponpon ise sessizce bekler dururmuş.

Bir gece oyuncaklar yine eğlenirken Ponpon rafında oturmuş.

Lila yanına gelmiş.

“Neden bizimle oynamıyorsun?”

Ponpon omuzlarını kaldırmış.

“Canım istemiyor.”

“Bir şey mi oldu?”

“Kimse beni seçmeyecek.”

Lila şaşırmış.

“Nereden biliyorsun?”

“Çünkü ben eskiyim.”

Tam o sırada dükkânın kapısının önünde bir gölge belirmiş.

Penceredeki Çocuk

Dışarıda küçük bir çocuk duruyormuş.

Adı Mert’miş.

Mert ailesiyle birlikte kısa süre önce kasabaya taşınmış.

Yeni okuluna henüz alışamamış.

Arkadaş edinmekte zorlanıyormuş.

O gece odasında uyuyamayınca pencereden dışarı bakmış ve oyuncakçı dükkânında bir ışık gördüğünü sanmış.

Merak edip aşağı inmiş.

Elbette ailesinden habersiz uzaklaşmaması gerektiğini biliyormuş. Bu yüzden apartmanın girişindeki gece görevlisi Kemal Dede’ye haber vermiş.

Kemal Dede:

“Dükkâna girmiyoruz, yalnızca buradan bakıyoruz,” demiş.

Mert vitrinin önüne geldiğinde içeride bir şey hareket etmiş.

“Az önce o tavşan gözünü kırptı!”

Kemal Dede gülmüş.

“Uykun gelmiştir.”

Ama Mert emindi.

Beyaz tavşan gerçekten hareket etmişti.

Açık Kalan Pencere

Ertesi akşam büyük bir fırtına çıkmış.

Hasan Amca aceleyle dükkânı kapatmış.

Fakat arka taraftaki küçük pencereyi açık unuttuğunu fark etmemiş.

Gece yarısı oyuncaklar uyandığında rüzgâr dükkânın içinde esmeye başlamış.

Fuuuu!

Bir kutu devrilmiş.

Tak!

Toplar etrafa saçılmış.

Ponpon:

“Pencere açık!” diye bağırmış.

Çıtçıt:

“Birisi kapatsın!”

Ama pencere çok yüksekteymiş.

Tam oyuncaklar ne yapacaklarını düşünürken güçlü bir rüzgâr esmiş.

Ponpon raftan aşağı düşmüş.

“Ponpon!”

Lila ona ulaşmaya çalışmış ama geç kalmış.

Ponpon açık pencereden dışarı uçmuş.

Yağmur Altında

Ponpon kaldırıma düşmüş.

Yağmur hızla yağıyormuş.

İlk kez dükkânın dışında olduğu için çok korkmuş.

“Lila!”

Sesini kimse duymamış.

Rüzgâr onu kaldırım boyunca sürüklemiş.

Sonunda küçük bir bankın altına sıkışmış.

Sabah olduğunda oyuncakların sihri sona ermiş.

Ponpon artık hareket edemiyormuş.

Orada sessizce beklemek zorunda kalmış.

Sabah okula giden Mert bankın yanından geçerken beyaz bir şey görmüş.

Eğilip bakmış.

“Bir oyuncak tavşan!”

Ponpon’u yerden almış.

Sırılsıklammış.

Kulağı çamur olmuş.

Burnundaki iplik daha da sökülmüş.

Mert etrafına bakmış.

Sonra karşıdaki oyuncakçı dükkânını fark etmiş.

Vitrindeki boş yeri görünce anlamış.

“Sanırım sen oradan geldin.”

Mert’in Kararı

Mert okula geç kalmak üzereymiş.

Ponpon’u çantasına koymuş.

Okul çıkışında onu dükkâna götürmeye karar vermiş.

Ama gün boyunca Ponpon çantasından ona bakıyormuş gibi hissetmiş.

Teneffüste tavşanı çıkarmış.

Sınıf arkadaşı Selin yanına gelmiş.

“Çok tatlı!”

“Onu yolda buldum.”

“Senin mi?”

“Hayır. Oyuncakçıdan düşmüş olabilir.”

Selin Ponpon’un eğri kulağını düzeltmiş.

“Biraz eski ama çok sevimli.”

Mert ilk kez Ponpon’a dikkatlice bakmış.

Gerçekten de sevimliymiş.

Bir an onu kendisine saklamayı düşünmüş.

Kimse onun dükkândan geldiğini bilmiyordu.

Ama sonra:

“Benim değil,” demiş.

Okul çıkışında Neşeli Oyuncaklar’a gitmiş.

Hasan Amca’nın Gülümsemesi

Mert dükkâna girip Ponpon’u tezgâha koymuş.

“Sanırım bu sizin.”

Hasan Amca gözlüğünü düzeltmiş.

“Ponpon!”

Mert şaşırmış.

“Adını biliyor musunuz?”

“Elbette.”

“Onu dışarıda buldum.”

Hasan Amca açık kalan pencereyi hatırlamış.

“Demek buradan kaçmış.”

Mert gülmüş.

“Kaçmış mı?”

Hasan Amca hemen sözünü değiştirmiş.

“Yani… düşmüş olmalı.”

Sonra Mert’e bakmış.

“Onu geri getirdiğin için teşekkür ederim.”

Mert Ponpon’a son kez bakmış.

Biraz üzülmüş.

Hasan Amca bunu fark etmiş.

“Onu sevdin mi?”

“Evet.”

“İstersen satın alabilirsin.”

Mert cebindeki birkaç bozuk paraya bakmış.

Yeterli değilmiş.

“Başka zaman.”

Ponpon’u rafa bırakıp gitmiş.

Gece Toplantısı

O gece oyuncaklar uyandığında herkes Ponpon’un etrafını sarmış.

“İyi misin?”

“Çok korktuk!”

Ponpon başından geçenleri anlatmış.

Sonra Mert’ten söz etmiş.

“Beni buldu.”

Lila:

“Seni eve götürmedi mi?”

“Hayır. Dükkâna geri getirdi.”

Kırmızı araba:

“İsteseydi seni alabilirdi.”

Ponpon başını sallamış.

“Ama doğru olanı yaptı.”

Sonra sessizce:

“Keşke onun oyuncağı olsaydım,” demiş.

Lila gülümsemiş.

“Belki olursun.”

“Beni satın alamaz.”

Oyuncaklar düşünmeye başlamış.

Sonunda Tombik:

“Belki bu kez biz bir şey yapabiliriz,” demiş.

Oyuncakların Planı

Ertesi gece büyük bir hazırlık başlamış.

Çufçuf oyuncak treni küçük bir vagon getirmiş.

Lila renkli kâğıt bulmuş.

Çıtçıt kalem taşımış.

Oyuncaklar birlikte küçük bir kart hazırlamış.

Kartın üzerine yamuk yumuk harflerle:

MERT İÇİN

yazmışlar.

Sonra Ponpon’u güzelce temizlemişl

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu