Bebek Masalı2 Yaş masallar3 Yaş masallar4 Yaş masallarÇocuk Masalları

Ay Işığını Kaybeden Küçük Orman

Ay Işığını Kaybeden Küçük Orman

Ay Işığını Kaybeden Küçük Orman

Ay Işığını Kaybeden Küçük Orman Bir varmış, bir yokmuş…

Uzak dağların ardında, insanların yollarının pek düşmediği yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanın adı Işık Ormanı’ymış. Adını, her gece ağaçların arasına süzülen parlak ay ışığından alırmış.

Gündüzleri rengârenk kelebekler çiçeklerin üzerinde dans eder, arılar tatlı tatlı vızıldar, kuşlar dallarda şarkılar söylermiş. Geceleri ise bambaşka bir güzellik ortaya çıkarmış. Ay gökyüzünde yükselince yaprakların üzerine gümüş renkli ışıklar düşer, küçük dere yıldızlarla süslenmiş gibi parlarmış.

Ormanda yaşayan hayvanlar ay ışığını çok severmiş.

Özellikle de Fındık adındaki küçük tavşan…

Fındık’ın bembeyaz tüyleri, uzun kulakları ve durmadan kıpırdayan minicik bir burnu varmış. Her gece yuvasından çıkar, derenin kenarındaki büyük kayanın üzerine oturur ve ayı seyredermiş.

Bir gece yine kayanın üzerinde otururken gökyüzüne bakıp fısıldamış:

“Acaba Ay bizi görebiliyor mudur?”

Yanında duran arkadaşı Minik Kirpi gülmüş.

“Bence görüyordur. Yoksa neden her gece tam ormanımızın üzerine ışık göndersin?”

Fındık bu cevabı çok sevmiş.

O gece iki arkadaş uzun süre ay ışığının altında oturmuşlar.

Fakat ertesi akşam çok garip bir şey olmuş.

Güneş batmış.

Gökyüzü kararmış.

Yıldızlar birer birer ortaya çıkmış.

Ama Ay görünmemiş.

Fındık kayanın üzerine çıkıp gökyüzüne bakmış.

“Belki biraz gecikmiştir,” demiş.

Beklemiş.

Biraz daha beklemiş.

Ay yine gelmemiş.

Üstelik yalnızca Ay kaybolmamış. Ormana her gece yayılan o güzel gümüş ışık da yok olmuş.

Işık Ormanı ilk kez kapkaranlık kalmış.

Ay Işığını Kaybeden Küçük Orman, Ormandaki Büyük Telaş

Sabah olduğunda bütün hayvanlar büyük çınar ağacının altında toplanmış.

Sincaplar endişeyle birbirleriyle konuşuyor, kuşlar dalların arasında telaşla uçuyor, kirpiler ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş.

Yaşlı Baykuş, çınarın en yüksek dalına konmuş.

“Dostlarım,” demiş, “geçmişte bazı geceler Ay bulutların arkasına saklandı. Ama bu kez durum farklı. Ay ışığı ormanımıza ulaşmıyor.”

Tilki hemen öne çıkmış.

“Belki birisi Ay’ı çalmıştır!”

Sincap şaşırmış.

“Ay çalınabilir mi?”

Tilki omuzlarını kaldırmış.

“Bilmiyorum ama başka açıklaması var mı?”

Hayvanlar konuşmaya başlamış.

Tam o sırada Fındık küçük patilerini kaldırmış.

“Ben Ay’ı aramaya gideceğim!”

Ortalık bir anda sessizleşmiş.

Yaşlı Baykuş aşağıya bakmış.

“Bu uzun ve bilinmeyen bir yol olabilir, küçük tavşan.”

Fındık korkmuş olsa da kararından vazgeçmemiş.

“Ormanımız her gece Ay sayesinde ışıldıyordu. Eğer onun başına bir şey geldiyse yardım etmeliyiz.”

Minik Kirpi hemen yanına gelmiş.

“Ben de seninle geliyorum.”

Böylece iki küçük arkadaş yolculuğa çıkmaya karar vermiş.

Yaşlı Baykuş onlara dağın arkasındaki Yıldız Tepesi’ne gitmelerini söylemiş.

“Gökyüzüne en yakın yer orasıdır. Ay’a ne olduğunu öğrenebilecek biri varsa Yıldız Tepesi’ndedir.”

Bilge Kaplumbağanın Sırrı

Fındık ve Minik Kirpi sabah erkenden yola çıkmış.

Önce papatyalarla kaplı uzun bir ovadan geçmişler. Sonra küçük bir dereye ulaşmışlar.

Fakat gece yağan yağmur nedeniyle dere yükselmiş.

Minik Kirpi suya bakmış.

“Buradan nasıl geçeceğiz?”

Fındık çevresine bakarken suyun kenarında büyük bir kaplumbağa görmüş.

Kaplumbağanın adı Toprak’mış.

“Yıldız Tepesi’ne gidiyoruz,” demiş Fındık. “Ay ışığımız kayboldu.”

Toprak başını yavaşça kaldırmış.

“Biliyorum.”

İki arkadaş şaşırmış.

“Sen de mi fark ettin?”

“Ormandaki en küçük değişikliği bile fark ederim,” demiş Toprak. “Çünkü hızlı gitmem ama dikkatli bakarım.”

Sonra derenin üzerindeki taşları göstermiş.

“Karşıya geçmenin yolu hemen önünüzde.”

Fındık taşları görünce şaşırmış. Telaştan onları hiç fark etmemişler.

Toprak gülümsemiş.

“Bazen bir sorunun cevabını bulmak için daha hızlı koşmak değil, biraz yavaşlayıp dikkatlice bakmak gerekir.”

İki arkadaş teşekkür ederek taşların üzerinden karşıya geçmiş.

Karanlık Mağara

Öğleden sonra dağın eteklerine ulaşmışlar.

Yıldız Tepesi’ne giden yol karanlık bir mağaradan geçiyormuş.

Minik Kirpi mağaranın girişinde durmuş.

“Ben karanlıktan biraz korkuyorum.”

Fındık da korkuyormuş ama bunu söylemeye çekinmiş.

Sonra arkadaşının elini tutmuş.

“Ben de korkuyorum.”

Minik Kirpi şaşırmış.

“Gerçekten mi?”

“Evet. Cesur olmak hiç korkmamak demek değildir ki. Korksak da birlikte yürüyebiliriz.”

İki arkadaş yan yana mağaraya girmiş.

Bir süre sonra içerisi tamamen karanlık olmuş.

Tam geri dönmeyi düşünürlerken mağaranın duvarında küçük bir ışık belirmiş.

Sonra bir tane daha…

Bir tane daha…

Yüzlerce ateş böceği mağaranın içinde parlamaya başlamış.

Ateş böceklerinin lideri Pırıltı yanlarına gelmiş.

“Nereye gidiyorsunuz?”

“Ay’ı bulmaya,” demiş Fındık.

Pırıltı arkadaşlarını çağırmış.

“Öyleyse size yol gösterelim.”

Ateş böcekleri küçük yıldızlar gibi etraflarında uçmuş ve mağarayı aydınlatmış.

Minik Kirpi gülümsemiş.

“Demek karanlık sandığımız yerde bile ışık varmış.”

Yıldız Tepesi

Uzun yolculuğun ardından sonunda Yıldız Tepesi’ne ulaşmışlar.

Gökyüzü artık iyice kararmış.

Fakat Ay yine ortada yokmuş.

Tepenin en yüksek noktasında kocaman kanatları olan beyaz bir kuş duruyormuş.

Bu, Yıldızların Bekçisi Kuğu’ymuş.

Fındık hemen yanına koşmuş.

“Lütfen bize yardım et! Ay kayboldu. Ormanımız geceleri karanlıkta kalıyor.”

Kuğu gökyüzüne bakmış.

“Ay kaybolmadı.”

“Öyleyse nerede?”

Kuğu kanadıyla uzaktaki gri bulutları göstermiş.

“Ay onların arkasında.”

Minik Kirpi şaşırmış.

“Ama bulutlar daha önce de Ay’ın önüne geçiyordu.”

“Bunlar sıradan bulutlar değil,” demiş Kuğu. “Bunlar Hüzün Bulutları.”

Fındık merakla sormuş:

“Ay neden üzgün?”

Kuğu cevap vermiş:

“Çünkü uzun zamandır herkes onun ışığını seviyor ama çok az kişi gökyüzüne bakıp ona teşekkür ediyor. Ay, ışığının artık kimse için önemli olmadığını düşünmeye başladı.”

Fındık bunu duyunca çok üzülmüş.

“Ben her gece onu seyrediyorum!”

“Biliyorum,” demiş Kuğu. “Ama Ay’ın bunu duyması gerekiyor.”

Ay’a Ulaşan Ses

Fındık tepenin en yüksek taşına çıkmış.

Başını gökyüzüne kaldırmış.

“Ay!” diye seslenmiş.

Cevap gelmemiş.

Bir kez daha bağırmış.

“Seni görmek için çok uzaklardan geldik!”

Bulutlar hafifçe kıpırdamış.

Fındık devam etmiş:

“Sen yalnızca geceleri etrafımızı aydınlatmıyorsun. Derenin üzerinde parlıyorsun. Ağaçların gölgelerini dans ettiriyorsun. Küçük hayvanların yollarını bulmasına yardım ediyorsun. Ben de her gece seni seyrediyorum.”

Minik Kirpi de bağırmış:

“Ormanımız sensiz çok farklı!”

Ateş böcekleri gökyüzüne doğru yükselmiş.

Toprak Kaplumbağa’nın sözlerini hatırlayan Fındık bir süre sessizce beklemiş.

Sonra bulutların arasından incecik bir ışık süzülmüş.

Bir ışık daha…

Derken gri bulutlar yavaşça iki yana açılmış.

Ay bütün güzelliğiyle ortaya çıkmış.

Fındık’ın gözleri parlamış.

“Ay!”

Ay’ın ışığı Yıldız Tepesi’ni gümüş bir örtü gibi kaplamış.

O anda yumuşacık bir ses duyulmuş:

“Gerçekten ışığımı özlediniz mi?”

“Çok özledik!” diye bağırmış iki arkadaş.

Ay gülümsemiş.

“Bazen gökyüzünden aşağı baktığımda herkesin çok meşgul olduğunu görüyorum. Kimse başını kaldırmıyor. Ben de ışığımın artık fark edilmediğini düşündüm.”

Fındık başını sallamış.

“Bazen güzel şeylerin hep orada olacağını düşünüyoruz. Bu yüzden onların değerini söylemeyi unutuyoruz.”

Ay’ın ışığı biraz daha güçlenmiş.

“Bunu anlamanız bana yeter.”

Ormana Dönüş

Fındık ve Minik Kirpi dönüş yoluna çıktıklarında artık mağara eskisi kadar korkutucu gelmiyormuş.

Ateş böcekleri yine yollarını aydınlatmış.

Dere kenarına geldiklerinde Toprak Kaplumbağa onları bekliyormuş.

Gökyüzündeki Ay’ı görünce gülümsemiş.

“Demek aradığınızı buldunuz.”

Fındık başını sallamış.

“Evet. Ama başka bir şey daha öğrendik.”

“Neymiş?”

“Bir şeyin değerini anlamak için onu kaybetmeyi beklememek gerekiyormuş.”

Toprak gülümsemiş.

“İşte bu, uzun bir yolculuğa değecek kadar güzel bir bilgi.”

Sabaha karşı Işık Ormanı’na ulaşmışlar.

Hayvanlar onları görünce sevinçle etraflarını sarmış.

O gece herkes büyük kayanın çevresinde toplanmış.

Tavşanlar, sincaplar, kirpiler, tilkiler, kuşlar…

Gökyüzünde kocaman Ay parlıyormuş.

Fındık kayanın üzerine çıkmış.

“Bugünden sonra bir şeyi değiştirelim,” demiş.

“Her gece mi Ay’a teşekkür edeceğiz?” diye sormuş Sincap.

Fındık gülmüş.

“Yalnızca Ay’a değil. Hayatımızı güzelleştiren şeyleri fark etmeye çalışacağız.”

O günden sonra Işık Ormanı’nda yeni bir gelenek başlamış.

Her akşam hayvanlardan biri o gün için teşekkür etmek istediği bir şeyi söylermiş.

Biri arkadaşına teşekkür edermiş.

Biri yağmura…

Biri güneşe…

Biri kendisine yiyecek veren ağaca…

Biri de yalnızca güzel geçen bir güne…

Fındık ise çoğu gece aynı şeyi söylermiş:

“Bugün gökyüzüne bakmayı unutmadığım için mutluyum.”

Aradan günler, aylar geçmiş.

Işık Ormanı’nda bazen yağmur yağmış, bazen fırtınalar çıkmış. Kimi geceler bulutlar Ay’ın önünü kapatmış.

Ama hayvanlar artık Ay’ı göremediklerinde onun kaybolduğunu düşünmüyormuş.

Çünkü Fındık onlara çok önemli bir şey öğretmiş:

Bir şeyi her zaman görememek, onun artık orada olmadığı anlamına gelmezmiş.

Sevgi de bazen böyleymiş.

Dostluk da…

Umut da…

Tıpkı bulutların arkasındaki Ay gibi, gözden kaybolduklarında bile bir yerlerde ışık vermeye devam ederlermiş.

Ve o günden sonra Işık Ormanı’nın geceleri eskisinden bile güzel olmuş.

Çünkü ormanı aydınlatan artık yalnızca gökyüzündeki Ay değilmiş.

Birbirinin değerini bilen küçük kalpler de ışıl ışıl parlıyormuş.

Gökten üç yıldız düşmüş.

Biri sevdiklerinin değerini bilenlere, biri karanlıkta bile umudunu kaybetmeyenlere, biri de bu masalı okuyup bu gece gökyüzüne bakmayı hatırlayanlara…

Masal da burada bitmiş, Ay ise ışığını hiç eksiltmemiş.

Ay Işığını Kaybeden Küçük Orman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu