
Yıldızları Toplayan Küçük Kız
Bir varmış, bir yokmuş… Yıldızları Toplayan Küçük Kız varmış ,
Uzak dağların ardında, geceleri gökyüzünün pırıl pırıl göründüğü küçük bir köy varmış. Bu köyün adı Yıldızlıdere’ymiş.
Yıldızlıdere’de geceler başka yerlere benzemezmiş. Güneş dağların arkasından kaybolduğunda gökyüzünde binlerce yıldız belirir, evlerin çatılarını gümüş renkli ışıklarla süslermiş.
Köyde yaşayan herkes yıldızları severmiş ama onları en çok seven kişi küçük Defne’ymiş.
Defne sekiz yaşındaymış. Kıvırcık saçları, meraklı gözleri ve hiç bitmeyen soruları varmış.
Her gece yatağına girmeden önce penceresini açar ve yıldızları seyredermiş.
“Yıldızlar neden düşmüyor?”
“Acaba yıldızların evi var mı?”
“Onlar da bizi görüyor mudur?”
Annesi bazen cevap verir, bazen de gülerek:
“Bunların cevabını belki bir gün kendin bulursun,” dermiş.
Defne’nin en büyük hayali bir yıldıza yakından bakmakmış.
Ama bir gece, hayalinden çok daha fazlası gerçekleşmiş.
Bahçeye Düşen Yıldız
O gece Defne uyumak üzereyken penceresinin önünden parlak bir ışık geçmiş.
Fiiiiiuuu!
Ardından bahçeden:
“Puf!”
diye bir ses gelmiş.
Defne hemen yatağından kalkmış.
Pencereden baktığında domateslerin yetiştiği küçük bahçenin ortasında mavi bir ışık görmüş.
“Bu da ne?”
Terliklerini giyip sessizce aşağıya inmiş.
Bahçeye çıktığında gördüklerine inanamamış.
Çimenlerin üzerinde küçücük bir yıldız duruyormuş!
Yıldız, Defne’nin iki avucunun arasına sığabilecek kadar küçükmüş. Sarı ve mavi ışıklar saçıyor fakat ışığı gittikçe zayıflıyormuş.
Defne yavaşça yaklaşmış.
“Sen… yıldız mısın?”
Yıldızdan incecik bir ses gelmiş:
“Evet.”
Defne’nin ağzı açık kalmış.
“Yıldızlar konuşabiliyor mu?”
“Normalde insanlarla konuşmayız.”
“Peki neden buradasın?”
Küçük yıldız üzgünce cevap vermiş:
“Gökyüzündeki yolumu kaybettim.”
Defne hemen yıldızı avuçlarına almış.
“Merak etme. Seni geri götürürüz.”
Yıldız şaşırmış.
“Gökyüzüne nasıl çıkacağını biliyor musun?”
Defne duraklamış.
“Şey… Hayır.”
Sonra gülümsemiş.
“Ama bulabiliriz.”
Büyükannenin Eski Hikâyesi
Defne yıldızı odasına götürmüş ve yumuşak yastığının üzerine bırakmış.
Sonra büyükannesinin yıllar önce anlattığı bir hikâyeyi hatırlamış.
Büyükannesi ona bir keresinde:
“Dağın tepesindeki eski gözlemevinde gökyüzüne açılan bir pencere vardır,” demişti.
Defne o zaman bunun yalnızca bir masal olduğunu düşünmüştü.
Ama odasında konuşan bir yıldız olduğuna göre artık hiçbir şey imkânsız görünmüyordu.
“Gözlemevine gitmeliyiz!”
Küçük yıldız endişelenmiş.
“Çok uzağa yürüyebilir misin?”
Defne sırt çantasını çıkarmış.
İçine biraz su, iki elma, bir parça ekmek ve küçük el fenerini koymuş.
“Denemeden bilemeyiz.”
Yıldızı yumuşak bir mendile sararak çantasının ön gözüne yerleştirmiş.
Ve macera başlamış.
Uyumayan Orman
Dağın yolu önce büyük bir ormandan geçiyormuş.
Defne ormana ulaştığında gece iyice ilerlemiş.
Ağaçların gölgeleri uzuyor, rüzgâr yaprakları hışırdatıyormuş.
Defne biraz korkmuş.
Tam geri dönmeyi düşünürken çantasından küçük bir ışık yayılmış.
Yıldız:
“Korkuyor musun?” diye sormuş.
“Biraz.”
“Ben de korkuyorum.”
Defne şaşırmış.
“Yıldızlar korkar mı?”
“Elbette.”
“Ama siz gökyüzünde çok yüksektesiniz.”
“Yüksekte olmak korkmadığımız anlamına gelmez.”
Defne bunu düşünmüş.
Sonra çantasının fermuarını biraz açmış.
Yıldızın ışığı önündeki yolu aydınlatmış.
“Öyleyse birlikte korkabiliriz,” demiş Defne.
Yollarına devam etmişler.
Yaralı Baykuş
Ormanın ortasına geldiklerinde bir ses duymuşlar.
“Ahhh!”
Defne durmuş.
“Kim var orada?”
Bir ağacın altında küçük bir baykuş oturuyormuş. Kanadı ince bir dala sıkışmış.
Defne yanına gitmiş.
“Bekle, sana yardım edeceğim.”
Dalı dikkatlice kaldırmış.
Baykuş kanadını kurtarmış ama hemen uçamamış.
“Teşekkür ederim,” demiş.
Defne çantasındaki sudan küçük bir kaba döküp baykuşa vermiş.
Baykuş suyu içmiş.
Sonra Defne’nin çantasından yayılan ışığı fark etmiş.
“Sen yanında bir yıldız mı taşıyorsun?”
Defne gülmüş.
“Evet. Onu gökyüzüne götürüyorum.”
Baykuş başını sallamış.
“Öyleyse doğru yoldasınız. Ama dağın tepesine ulaşmak için Kristal Köprü’den geçmeniz gerekiyor.”
“Kristal Köprü nerede?”
“Ormanın sonunda.”
Defne teşekkür etmiş.
Tam ayrılırken baykuş:
“Bir dakika,” demiş.
Kanadından küçük gri bir tüy düşürmüş.
“Bunu yanına al. Belki ihtiyacın olur.”
Defne tüyü cebine koymuş.
Kristal Köprü
Ormanın sonunda büyük bir uçurum varmış.
Uçurumun iki tarafını birbirine bağlayan ince, parlak bir köprü uzanıyormuş.
Defne aşağıya bakmış.
Dibi görünmüyormuş.
“Buradan geçemem.”
Yıldız:
“Neden?”
“Çok yüksek.”
Bir adım atmış.
Köprü hafifçe sallanmış.
Defne hemen geri çekilmiş.
“Yapamayacağım.”
Yıldız bir süre sessiz kalmış.
Sonra:
“Beni bahçende bulduğunda gökyüzüne nasıl çıkaracağını bilmiyordun.”
“Evet.”
“Ama yine de yardım edeceğini söyledin.”
Defne derin bir nefes almış.
“Çünkü seni orada bırakamazdım.”
“Şimdi de burada kalamayız.”
Defne hak vermiş.
Köprüye yeniden adım atmış.
Bir adım…
Sonra bir tane daha…
Aşağıya bakmamaya çalışmış.
Tam köprünün ortasına geldiğinde güçlü bir rüzgâr çıkmış.
Defne korkuyla köprünün iplerine tutunmuş.
Cebindeki baykuş tüyü havaya yükselmiş.
Tüy bir anda büyümüş ve kocaman bir kanada dönüşmüş.
Kanat, Defne’nin önünde durarak rüzgârı kesmiş.
Defne şaşkınlıkla:
“Teşekkür ederim, Baykuş!” demiş.
Yavaşça yürüyerek karşıya geçmiş.
Yıldızın Işığı Sönüyor
Dağın zirvesine yaklaştıklarında küçük yıldızın ışığı iyice azalmış.
Defne onu çantasından çıkarmış.
“İyi misin?”
“Dünyada çok uzun süre kalamam. Işığım bitiyor.”
“Dayan. Az kaldı.”
Defne artık yorulmuştu.
Ayakları ağrıyor, gözleri kapanıyordu.
Ama yıldızın ışığı her dakika biraz daha zayıflıyordu.
Koşmaya başlamış.
“Defne…”
“Konuşma. Gücünü sakla.”
“Beni bırakırsan daha hızlı gidebilirsin.”
Defne durmuş.
“Ne demek istiyorsun?”
“Belki başka biri beni bulur.”
Defne başını sallamış.
“Sana yardım edeceğimi söyledim.”
“Ama çok yoruldun.”
Defne yıldızı dikkatlice iki avucunun arasına almış.
“Birine söz verdiysen yalnızca kolayken yanında durmazsın.”
Yıldızın ışığı bir anlığına biraz daha parlak olmuş.
Eski Gözlemevi
Sonunda dağın zirvesine ulaşmışlar.
Karşılarında yuvarlak çatılı, taş bir bina duruyormuş.
Eski gözlemevi!
Defne kapıyı açmış.
İçerisi toz içindeymiş.
Ortada kocaman bir teleskop bulunuyormuş.
Ama gökyüzüne açılan pencereyi görememiş.
“Şimdi ne yapacağız?”
Duvarları araştırmaya başlamış.
Bir duvarın üzerinde yedi yıldız resmi varmış.
Altında şöyle yazıyormuş:
Gökyüzünün kapısı ışıkla değil, iyilikle açılır.
Defne anlamamış.
“İyilikle nasıl kapı açılır?”
Tam o sırada cebindeki baykuş tüyü parlamaya başlamış.
Kristal Köprü’de yıldızı bırakmayıp yoluna devam ettiği anı hatırlamış.
Sonra yıldızın üzerine bir damla ışık düşmüş.
Duvar titremiş.
Yedi yıldız resmi birer birer parlamış.
Duvarın ortasında kocaman yuvarlak bir pencere açılmış.
Pencerenin arkasında uzay görünüyormuş.
Binlerce yıldız…
Defne hayatında hiç bu kadar güzel bir şey görmemiş.
Gökyüzünün Kayıp Yıldızları
Tam küçük yıldızı pencereye doğru uzatırken başka sesler duymuş.
“Buradayız!”
“Bizi de bul!”
Defne çevresine bakmış.
Gözlemevinin karanlık köşelerinde başka küçük yıldızlar varmış.
Bir tane masanın altında…
Bir tane eski kitaplığın arkasında…
İki tane teleskobun yanında…
Hepsi gökyüzünden düşmüş ve geri dönememiş.
Defne şaşırmış.
“Demek yalnız değildin!”
Küçük yıldız cevap vermiş:
“Bilmiyordum.”
Defne bütün yıldızları toplamış.
Bir…
İki…
Üç…
Tam yedi yıldız varmış.
Hepsini pencerenin önüne getirmiş.
“Hazır mısınız?”
Yıldızlar hep birlikte:
“Hazırız!”
Defne ellerini açmış.
Yıldızlar birer birer havalanmış.
Fiuuu!
Fiuuu!
Gökyüzüne doğru yükselmişler.
En son bahçesine düşen küçük yıldız kalmış.
Defne’nin avucunda durmuş.
“Sanırım gitmeliyim.”
Defne biraz üzülmüş.
“Sanırım.”
“Beni özleyecek misin?”
“Evet.”
“Öyleyse her gece gökyüzüne bak.”
“Hangisinin sen olduğunu nasıl anlayacağım?”
Yıldız gülmüş.
“En parlak olanı bul.”
Sonra gökyüzüne yükselmiş.
Yıldızları Toplayan Küçük Kız, Yedi Yeni Yıldız
Defne köye döndüğünde sabah olmak üzereymiş.
Annesi ve büyükannesi onu merakla bekliyormuş.
Defne başından geçenleri anlatmış.
Annesi şaşkınlıkla dinlemiş.
Büyükannesi ise yalnızca gülümsemiş.
“Demek gökyüzüne açılan pencere gerçekten varmış,” demiş Defne.
Büyükannesi göz kırpmış.
“Bazı hikâyeler sandığımızdan daha gerçektir.”
O gece bütün köy gökyüzüne bakmış.
Daha önce olmayan yedi parlak yıldız yan yana duruyormuş.
Köylüler onlara “Defne’nin Yıldızları” adını vermiş.
Defne ise her gece penceresini açıp yıldızları saymış.
Bir…
İki…
Üç…
Dört…
Beş…
Altı…
Yedi…
Yedinci yıldız her seferinde diğerlerinden biraz daha parlak yanarmış.
Sanki ona:
“Buradayım,” dermiş.
Yıldızların Gerçek Işığı
Aradan yıllar geçmiş.
Defne büyümüş ama yıldızlara bakmayı hiç bırakmamış.
Köydeki çocuklar ona gelip:
“Gerçekten yıldızları topladın mı?” diye sorarmış.
Defne gülümsermiş.
“Bir gece topladım.”
“Yıldızlar sıcak mı?”
“Biraz.”
“Konuşuyorlar mı?”
“Dinlemeyi bilirseniz belki.”
“Peki yıldızlardan ne öğrendin?”
Defne bu soruya her zaman aynı cevabı verirmiş:
“Birinin yolunu kaybetmesi, sonsuza kadar kaybolduğu anlamına gelmez.”
Sonra gökyüzündeki yedi yıldıza bakarmış.
Çünkü artık biliyormuş ki herkes bazen yolunu kaybedebilirmiş.
Bazen korkabilirmiş.
Bazen ne yapacağını bilemeyebilirmiş.
Ama karanlık bir yolda küçücük bir ışık bile insanın yeniden yolunu bulmasına yardımcı olabilirmiş.
Ve bazen o küçücük ışık bir yıldız değil…
Bir arkadaşın sözü…
Bir annenin sarılması…
Bir yabancının yaptığı iyilik…
Ya da “Sana yardım edeceğim,” diyen küçük bir çocuğun cesareti olabilirmiş.
O günden sonra Yıldızlıdere’de yıldız kaydığında kimse hemen dilek tutmazmış.
Önce şöyle söylermiş:
“Umarım yolunu bulursun.”
Sonra dileğini dilermiş.
Gökten üç yıldız düşmüş…
Ama bu kez Defne onları toplamamış.
Çünkü yıldızların kendi yollarını bulabileceklerini artık biliyormuş.
Biri karanlıkta korkan çocukların yolunu aydınlatmış.
Biri verdiği sözün arkasında duranların kalbine ışık olmuş.
Sonuncusu ise bu masalı okuyup bu gece gökyüzündeki yıldızlardan birine gülümseyenlerin penceresine konmuş.
Ve masal burada bitmiş.
Ama Defne’nin yedi yıldızı gökyüzünde parlamaya devam etmiş.






