Masallar2 Yaş masallar3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar8 Yaş masallarÇocuk Masalları

Konuşmayı Unutan Küçük Papağan

Konuşmayı Unutan Küçük Papağan

Konuşmayı Unutan Küçük Papağan

Bir varmış, bir yokmuş… Konuşmayı unutan küçük papağan varmış , Uzak ülkelerin birinde, yemyeşil ağaçların gökyüzünü örttüğü, rengârenk çiçeklerin dört mevsim açtığı büyük bir orman varmış. Bu ormana Neşeli Orman denirmiş.

Neşeli Orman’da maymunlardan tavşanlara, sincaplardan kaplumbağalara kadar pek çok hayvan yaşarmış.

Ama ormanın en konuşkan hayvanı hiç şüphesiz küçük papağan Piko’ymuş.

Piko’nun yemyeşil kanatları, kırmızı kuyruğu ve güneşte altın gibi parlayan sarı gagası varmış.

Üstelik konuşmaya bayılırmış.

Sabah uyandığında:

“Günaydın orman!”

diye bağırırmış.

Sincabı gördüğünde:

“Bugün kaç fındık topladın?”

Tavşanla karşılaştığında:

“Nereye gidiyorsun?”

Kaplumbağayı görünce:

“Biraz hızlı yürü!”

dermiş.

Piko’nun söyleyecek sözü hiç bitmezmiş.

Fakat onun küçük bir alışkanlığı varmış.

Konuşmayı çok sevdiği için bazen başkalarını dinlemeyi unuturmuş.

Konuşmayı Unutan Küçük Papağan: Ormanın En Konuşkan Kuşu

Bir sabah Piko ağacından aşağı uçmuş.

Arkadaşı sincap Fındık telaşla yanına gelmiş.

“Piko, dün başıma ne geldi biliyor musun?”

Piko hemen:

“Benim dün başıma daha ilginç bir şey geldi!” demiş.

Ve anlatmaya başlamış.

Fındık sessizce dinlemiş.

Piko beş dakika konuşmuş.

On dakika konuşmuş.

Sonunda:

“Sen ne söyleyecektin?” diye sormuş.

Fındık:

“Boş ver,” demiş.

Bir başka gün tavşan Pamuk:

“Piko, biraz üzgünüm çünkü…”

Piko sözünü kesmiş.

“Üzülme! Ben sana komik bir hikâye anlatayım!”

Pamuk hikâyeyi dinlemiş ama neden üzgün olduğunu anlatamamış.

Piko kötü niyetli değilmiş.

Arkadaşlarını çok seviyormuş.

Sadece dinlemenin de konuşmak kadar önemli olduğunu henüz bilmiyormuş.

Büyük Orman Şarkısı

Her yıl Neşeli Orman’da Bahar Şenliği düzenlenirmiş.

Şenliğin sonunda bütün hayvanlar birlikte Orman Şarkısı’nı söylermiş.

Bu yıl şarkının başlangıcını Piko söyleyecekmiş.

Piko çok heyecanlanmış.

Günlerce çalışmış.

“Ben başlayacağım!”

“Bütün orman beni dinleyecek!”

“Sesimi en uzaktaki ağaçlar bile duyacak!”

Arkadaşları onun adına sevinmiş.

Şenliğe bir gün kala Piko büyük kayanın üzerine çıkmış.

“Son provamı yapacağım!”

Derin bir nefes almış.

Gagasını açmış.

Ama hiçbir ses çıkmamış.

Piko şaşırmış.

Tekrar denemiş.

“…”

Hiçbir şey.

Bir kez daha…

Yine sessizlik.

Piko paniğe kapılmış.

Konuşamıyormuş!

Piko’nun Kaybolan Sesi

Piko hemen Baykuş Bilge’nin yanına uçmuş.

Gagasını açmış ama derdini anlatamamış.

Baykuş:

“Sesini mi kaybettin?” diye sormuş.

Piko hızla başını sallamış.

Baykuş boğazına bakmış.

Sonra:

“Hasta görünmüyorsun,” demiş.

Piko kanatlarını çaresizce açmış.

“Sesinin neden kaybolduğunu bilmiyorum. Ama bazen cevapları bulmak için biraz sessiz kalmak gerekir.”

Piko bu cevabı hiç sevmemiş.

Zaten sessizdi!

Daha ne kadar sessiz kalacaktı?

Baykuş ona küçük bir kâğıt vermiş.

Üzerinde şöyle yazıyormuş:

Sesini aramadan önce ormanın seslerini bul.

Piko hiçbir şey anlamamış.

Ama başka çaresi olmadığı için yola çıkmış.

İlk Kez Gerçekten Dinlemek

Piko ormanda yürümeye başlamış.

Normalde sürekli konuştuğu için çevresindeki seslerin çoğunu fark etmezmiş.

Ama şimdi konuşamayınca başka şeyler duymaya başlamış.

Rüzgârın yaprakların arasından geçerken çıkardığı sesi…

Takır tukur çalışan ağaçkakanı…

Derenin taşlara çarpmasını…

Arıların vızıltısını…

Uzakta öten kuşları…

Piko durmuş.

Orman ne kadar da çok ses çıkarıyormuş!

“Bunları daha önce neden fark etmedim?” diye düşünmüş.

Çünkü her zaman kendi sesiyle meşgulmüş.

Fındık’ın Sorunu

Bir süre sonra sincap Fındık’la karşılaşmış.

Fındık üzgün görünüyormuş.

Piko yanına oturmuş.

Konuşamadığı için sadece ona bakmış.

Fındık:

“Bugün hiç iyi değilim,” demiş.

Piko başını eğmiş.

Normalde hemen kendi hikâyelerinden birini anlatırmış.

Ama şimdi yapamıyormuş.

Fındık devam etmiş:

“Bütün kış için topladığım fındıkların bir kısmını sakladığım yeri bulamıyorum.”

Piko dikkatle dinlemiş.

“Büyük meşe ağacının yanına bırakmıştım. Sonra yağmur başladı…”

Piko bir anda hatırlamış.

Dün büyük meşe ağacının yakınında devrilmiş bir kütük görmüştü.

Fındık’a işaret etmiş.

Birlikte oraya gitmişler.

Kütüğün altında fındıklar duruyormuş.

Fındık sevinçle Piko’ya sarılmış.

“Beni dinlediğin için teşekkür ederim!”

Piko şaşırmış.

Sadece dinlemişti.

Ama arkadaşına yardım edebilmişti.

Pamuk’un Üzüntüsü

Piko yoluna devam ederken tavşan Pamuk’u görmüş.

Pamuk bir kayanın üzerinde tek başına oturuyormuş.

Piko yanına gitmiş.

Pamuk:

“Sen de mi konuşmuyorsun bugün?” diye sormuş.

Piko başını sallamış.

Pamuk gülümsemiş.

“O zaman belki beni dinlersin.”

Piko biraz utanmış.

Pamuk anlatmaya başlamış.

“Geçen gün sana üzgün olduğumu söylemek istemiştim. Çünkü en yakın arkadaşım başka bir yuvaya taşındı.”

Piko o günü hatırlamış.

Pamuk’un sözünü kesip komik hikâyesini anlatmıştı.

Oysa arkadaşı yalnızca dinlenmek istemişti.

Piko başını eğmiş.

Kanadıyla Pamuk’un omzuna dokunmuş.

Pamuk:

“Bir şey söylemene gerek yok,” demiş. “Bazen birinin yanında olması yeterli.”

Piko o anda çok önemli bir şey öğrenmiş.

Her sorunun cevabı bir cümle değilmiş.

Yağmur Altındaki Kaplumbağa

Öğleden sonra yağmur başlamış.

Piko büyük bir yaprağın altına sığınmış.

Bir süre sonra kaplumbağa Tospik’in yavaş yavaş yürüdüğünü görmüş.

Eskiden olsa:

“Biraz hızlı ol!” diye seslenirdi.

Ama şimdi onu izlemiş.

Tospik yolun ortasında durmuş.

Önünde büyük bir dal varmış.

Kısa bacaklarıyla üzerinden geçemiyormuş.

Piko uçup dalın yanına gitmiş.

Gagasıyla çekmeye çalışmış.

Olmamış.

Fındık da gelmiş.

Pamuk da yardıma koşmuş.

Üçü birlikte dalı kenara çekmişler.

Tospik:

“Teşekkür ederim,” demiş.

Sonra Piko’ya bakmış.

“Bugün çok sessizsin.”

Piko üzgünce başını sallamış.

Tospik gülümsemiş.

“Bazen sessizlik de bir şeyler anlatır.”

Ormanın Unutulan Melodisi

Akşam yaklaşırken Piko küçük bir gölete ulaşmış.

Göletin kıyısında yaşlı bir kurbağa oturuyormuş.

Kurbağa yavaşça bir melodi mırıldanıyormuş.

Piko dikkatle dinlemiş.

Melodi ona çok tanıdık gelmiş.

Bu, Bahar Şenliği’nde söyleyecekleri Orman Şarkısı’ymış.

Ama kurbağanın söylediği bölüm farklıymış.

Piko şaşırmış.

Kurbağa:

“Bu şarkının eski halidir,” demiş.

Piko gözlerini büyütmüş.

“Eskiden Orman Şarkısı’nı tek bir hayvan başlatmazdı. Önce herkes çevresindeki sesi dinlerdi.”

Kurbağa anlatmaya devam etmiş:

“Kuşlar rüzgârı, tavşanlar dereyi, sincaplar yaprakları dinlerdi. Sonra herkes duyduğu sesi şarkıya katardı.”

Piko ilk kez Orman Şarkısı’nın yalnızca güzel ses çıkarmakla ilgili olmadığını anlamış.

Şarkı, ormandaki bütün seslerin birleşmesiymiş.

Piko’nun Sesi Geri Geliyor

Güneş batmak üzereyken Piko ağacına dönmüş.

Gün boyunca duyduğu sesleri düşünmüş.

Fındık’ın endişesini…

Pamuk’un üzüntüsünü…

Tospik’in teşekkürünü…

Rüzgârı…

Dereyi…

Kuşları…

Kurbağanın melodisini…

Piko derin bir nefes almış.

Gagasını açmış.

“Fı…”

Küçük bir ses çıkmış!

Piko heyecanlanmış.

Tekrar denemiş.

“Fındık!”

Sesi geri gelmiş!

Sevinçle havaya uçmuş.

“Konuşabiliyorum!”

Sonra birden durmuş.

Eskiden olsa bütün ormana bağırırdı.

Ama bu kez sessizce gülümsemiş.

Çünkü sesini yeniden bulduğu gün dinlemeyi de öğrenmişti.

Bahar Şenliği

Ertesi gün Bahar Şenliği başlamış.

Her yer çiçeklerle süslenmiş.

Hayvanlar büyük meydanda toplanmış.

Piko kayanın üzerine çıkmış.

Herkes onun şarkıya başlamasını bekliyormuş.

Ama Piko şarkı söylememiş.

Gözlerini kapatmış.

Orman sessizleşmiş.

Önce rüzgârın sesi duyulmuş.

Fışşş…

Sonra dere…

Şırıl şırıl…

Ardından ağaçkakan…

Tak tak tak…

Kurbağalar…

Vrak vrak…

Kuşlar…

Cik cik…

Piko gözlerini açmış.

“Şimdi,” demiş.

Ve şarkıya başlamış.

Bu kez sesi eskisinden daha güzelmiş.

Ama Piko’nun dikkat ettiği şey kendi sesinin ne kadar güzel çıktığı değilmiş.

Arkadaşlarının sesini de duyuyormuş.

Herkes birbirini dinleyerek şarkı söylüyormuş.

Orman Şarkısı o yıl hiç olmadığı kadar güzel olmuş.

Konuşmanın Başka Bir Sırrı

Şenlik bittikten sonra Fındık Piko’nun yanına gelmiş.

“Sesin geri geldi!”

“Evet.”

“Eski Piko geri döndü mü?”

Piko düşünmüş.

“Sanırım biraz farklı bir Piko döndü.”

Pamuk gülmüş.

“Artık daha az mı konuşacaksın?”

Piko:

“Hayır!” demiş.

Herkes kahkaha atmış.

Piko da gülmüş.

“Konuşmayı hâlâ çok seviyorum. Ama artık siz konuşurken ne söyleyeceğimi düşünmek yerine ne söylediğinizi anlamaya çalışacağım.”

Baykuş Bilge uzaktan onları izliyormuş.

Piko yanına uçmuş.

“Sesimi neden kaybettim?”

Baykuş göz kırpmış.

“Belki gerçekten kaybetmedin.”

“Nasıl yani?”

“Belki bir süreliğine başka seslere yer açman gerekiyordu.”

Piko bunu uzun uzun düşünmüş.

Neşeli Orman’ın En İyi Dinleyicisi

Günler geçmiş.

Piko yine konuşmuş.

Şakalar yapmış.

Hikâyeler anlatmış.

Sabahları:

“Günaydın orman!”

diye bağırmaya devam etmiş.

Ama artık bir arkadaşı:

“Piko, sana bir şey anlatacağım,” dediğinde duruyormuş.

Gözlerinin içine bakıyor ve dinliyormuş.

Bazen soru soruyormuş.

Bazen fikir veriyormuş.

Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturuyormuş.

Bir gün küçük bir serçe Piko’ya gelmiş.

“Kimse beni dinlemiyor,” demiş.

Piko hemen:

“Ben dinlerim,” diye cevap vermiş.

Serçe uzun uzun anlatmış.

Piko sözünü hiç kesmemiş.

Serçe sonunda:

“Teşekkür ederim. Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum,” demiş.

Piko o an gülümsemiş.

Eskiden konuşmanın insanları birbirine yaklaştırdığını düşünürmüş.

Şimdi başka bir şeyi daha biliyormuş.

Dinlemek de insanları birbirine yaklaştırıyormuş.

Hatta bazen söylenebilecek en güzel söz:

“Anlat, seni dinliyorum,” demekmiş.

Sessizliğin İçindeki Sesler

Yıllar sonra Piko, Neşeli Orman’ın en sevilen papağanlarından biri olmuş.

Yavru hayvanlar onun etrafına toplanıp hikâyelerini dinlermiş.

Ama Piko her hikâyeye başlamadan önce küçük bir oyun oynatırmış.

“Herkes bir dakika sessiz olsun.”

Yavrular şaşırırmış.

“Niye?”

“Ormanın bize bugün ne anlattığını duyalım.”

Herkes sessizleşirmiş.

Bir dakika sonra Piko sorarmış:

“Ne duydunuz?”

Biri:

“Rüzgârı!”

Bir başkası:

“Kuşları!”

Diğeri:

“Arıları!”

Küçük bir tavşan:

“Arkadaşımın nefes aldığını!”

dermiş.

Piko gülermiş.

Çünkü hayatın içinde her zaman duyulacak bir şey varmış.

Yeter ki insan kendi sesini biraz olsun susturup dinlemeyi bilsin.

Piko bir zamanlar konuşmayı kaybetmekten çok korkmuş.

Ama sonunda anlamış ki sesini kaybettiği o günler ona çok daha değerli bir şey kazandırmış.

Başkalarının seslerini.

Gökten üç tüy düşmüş.

Biri anlatacak güzel sözleri olanların omzuna…

Biri arkadaşını sözünü kesmeden dinleyenlerin avucuna…

Sonuncusu ise bazen hiçbir şey söylemeden sevdiği kişinin yanında sessizce oturabilenlerin kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Piko mu?

O hâlâ konuşuyormuş.

Hem de çok konuşuyormuş!

Ama artık ne zaman susması gerektiğini de biliyormuş.

Konuşmayı Unutan Küçük Papağan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu