
Küçük Cadının İlk Sihri
Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak dağların arkasında, haritalarda bulunmayan küçücük bir kasaba varmış. Bu kasabanın adı Ayışığı Kasabası‘ymış.
Ayışığı Kasabası gündüzleri diğer kasabalardan pek farklı görünmezmiş. Taş sokaklarında çocuklar oynar, fırından mis gibi ekmek kokuları yükselir, bahçelerde rengârenk çiçekler açarmış.
Ancak gece olup Ay gökyüzüne yükseldiğinde kasabada küçük tuhaflıklar başlarmış.
Bazı evlerin bacalarından duman yerine renkli yıldızlar çıkarmış.
Sokak lambalarının çevresinde minik periler dolaşırmış.
Kedilerin bazıları konuşur, süpürgelerin bazıları sahiplerini beklemeden kendi kendine uçarmış.
Çünkü Ayışığı Kasabası’nda insanlar kadar cadılar da yaşarmış.
Kasabanın en küçük cadılarından birinin adı Defne‘ymiş.
Defne dokuz yaşındaymış.
Kıvırcık siyah saçları, mor şapkası ve nereye giderse peşinden gelen Kömür adında simsiyah bir kedisi varmış.
Defne’nin çok büyük bir sorunu varmış.
Henüz hayatında tek bir sihir bile yapamamış.
Küçük Cadının İlk Sihri, İlk Sihir Günü
Ayışığı Kasabası’nda küçük cadılar dokuz yaşına geldiğinde ilk gerçek sihirlerini yaparmış.
Defne aylardır bu günü bekliyormuş.
Annesi Aylin Hanım mutfakta sihirli bitkiler hazırlarken Defne heyecanla yanına gelmiş.
“Anne, sence ilk sihrim ne olacak?”
“Bilmiyorum.”
“Seninki neydi?”
Aylin Hanım gülümsemiş.
“Bir papatyayı maviye çevirmiştim.”
“Baba ne yapmış?”
“Baban ilk sihrinde bir kurbağayı konuşturmaya çalışmış.”
“Başarmış mı?”
“Hayır. Kurbağa yerine kendi ayakkabıları konuşmaya başlamış.”
Defne kahkaha atmış.
“Gerçekten mi?”
“Üç gün boyunca ayakkabıları susmadı.”
Defne biraz rahatlamış.
Demek büyük cadılar da ilk sihirlerinde hata yapabiliyormuş.
Sihir Kitabı
O akşam Defne’nin babaannesi Neriman Nine ziyarete gelmiş.
Elinde eski, kalın bir kitap varmış.
Kitabın kapağında altın harflerle:
KÜÇÜK CADILAR İÇİN İLK SİHİRLER
yazıyormuş.
Defne’nin gözleri parlamış.
“Bu benim mi?”
“Artık senin.”
Defne hemen kitabı açmış.
İçinde yüzlerce sihir varmış.
Çiçekleri konuşturma sihri…
Kaybolan çorapları bulma sihri…
Kendi kendine süpüren süpürge sihri…
Kurabiyeleri yıldız şekline dönüştürme sihri…
Hatta hapşırınca baloncuk çıkarma sihri bile varmış.
Defne:
“Hangisini yapmalıyım?”
Neriman Nine:
“En kolayından başla.”
Ama Defne en kolayını yapmak istemiyormuş.
İlk sihrinin herkesin hatırlayacağı kadar büyük olmasını istiyormuş.
Çok Büyük Bir Başlangıç
Defne kitabın sayfalarını çevirmiş.
Sonunda bir başlık görmüş:
Gökyüzüne Renkli Işıklar Gönderme Sihri
“İşte bu!”
Neriman Nine gözlüğünün üzerinden bakmış.
“Bu biraz ileri seviye olabilir.”
“Ama yapabilirim.”
“Önce küçük bir sihir denesen?”
Defne başını sallamış.
“İlk sihrimin muhteşem olmasını istiyorum.”
Bahçeye çıkmış.
Sihirli değneğini kaldırmış.
Kitaptaki sözleri okumuş:
“Yıldız parla, renkler uçsun, gökyüzünde ışık doğsun!”
Değneğini sallamış.
Hiçbir şey olmamış.
Defne tekrar denemiş.
“Yıldız parla, renkler uçsun, gökyüzünde ışık doğsun!”
Bu kez değneğin ucundan küçücük bir duman çıkmış.
Sonra…
Pof!
Defne’nin mor şapkası yeşile dönüşmüş.
Kömür’ün Kuyruğu
Defne sinirlenmiş.
“Yanlış yaptım!”
Kömür:
“Miyav.”
Defne yeniden denemiş.
Bu kez sözleri daha yüksek sesle söylemiş.
Pof!
Gökyüzünde renkli ışıklar yerine Kömür’ün kuyruğunda pembe noktalar belirmiş.
Kedi kuyruğunu görünce şaşkınlıkla dönmeye başlamış.
Defne gülmemek için kendini zor tutmuş.
“Kusura bakma Kömür.”
Kömür ona pek memnun olmayan gözlerle bakmış.
Neriman Nine:
“Belki bugünlük yeter.”
“Hayır!”
Defne başarısız olduğunu düşünüyormuş.
“Bir kez daha deneyeceğim.”
Komşunun Balkabağı
Üçüncü denemede Defne sihirli değneğini fazla hızlı sallamış.
Değnekten çıkan mavi ışık bahçenin üzerinden uçmuş.
Komşuları Hasan Amca‘nın bahçesindeki kocaman balkabağına çarpmış.
Balkabağı bir anda havalanmış.
Defne:
“Eyvah!”
Balkabağı bahçenin üzerinde uçmaya başlamış.
Hasan Amca penceresini açmış.
“Benim balkabağım neden uçuyor?”
Defne paniklemiş.
“Şey… biraz sihir kazası oldu!”
Neriman Nine değneğini sallamış.
Balkabağı yavaşça toprağa inmiş.
Hasan Amca gülmüş.
“İlk sihir mi?”
Defne utanarak başını sallamış.
“Belli oluyor,” demiş Hasan Amca.
Ama kızmamış.
Başarısız Bir Cadı mı?
Defne odasına gitmiş.
Şapkasını yatağın üzerine atmış.
“Ben cadı olamayacağım.”
Kömür yatağın üzerine çıkıp yanına oturmuş.
“Diğer herkes sihir yapabiliyor. Ben balkabağı uçuruyorum.”
Kapı açılmış.
Neriman Nine içeri girmiş.
“Balkabağını uçurmak da sihir sayılır.”
“Ama yapmak istediğim o değildi.”
“Doğru.”
“Demek ki başarısız oldum.”
Neriman Nine yatağın kenarına oturmuş.
“Başarısız olmak ile öğrenirken hata yapmak aynı şey değildir.”
Defne cevap vermemiş.
“Yürümeyi öğrenirken hiç düşmedin mi?”
“Düştüm.”
“Okumayı öğrenirken hiç yanlış kelime söylemedin mi?”
“Söyledim.”
“Peki neden sihri ilk denemede kusursuz yapman gerektiğini düşünüyorsun?”
Defne bunun cevabını bilmiyormuş.
En Basit Sihir
Ertesi sabah Defne kitabı yeniden açmış.
Bu kez ilk sayfaya dönmüş.
Orada:
Bir Tohumu Uyandırma Sihri
yazıyormuş.
Defne biraz hayal kırıklığına uğramış.
“Çok basit.”
Neriman Nine:
“Basit şeyleri doğru yapmak bazen zor şeyleri yapmanın ilk adımıdır.”
Defne bahçeye küçük bir saksı götürmüş.
Toprağa bir papatya tohumu koymuş.
Değneğini yavaşça kaldırmış.
Kitaptaki sözleri dikkatlice okumuş.
“Toprak duy, küçük tohum, zamanı gelince hayat bul.”
Hiçbir şey olmamış.
Defne beklemiş.
“Yine olmadı.”
Neriman Nine gülmüş.
“Tohumların büyümesi için zaman gerekir.”
“Sihir yaptım ama beklemem mi gerekiyor?”
“Bazı sihirler sabır ister.”
Her Gün Biraz
Defne her sabah saksısını kontrol etmiş.
İlk gün hiçbir şey yokmuş.
İkinci gün de…
Üçüncü sabah toprağın üzerinde küçücük yeşil bir filiz görmüş.
“Anne! Babaanne! Gelin!”
Herkes bahçeye koşmuş.
Defne filizi göstermiş.
“Başardım!”
Neriman Nine:
“Sen mi yaptın, doğa mı yaptı?”
Defne düşünmüş.
“İkimiz?”
“Bence güzel cevap.”
Defne ilk kez küçük bir sihrin bile ne kadar heyecan verici olabileceğini anlamış.
Kaybolan Kömür
Birkaç gün sonra Kömür ortadan kaybolmuş.
Defne bütün evi aramış.
Bahçeye bakmış.
Sokağa çıkmış.
“Kömür!”
Hiçbir yerden ses gelmiyormuş.
Akşam yaklaşınca endişelenmeye başlamış.
Tam o sırada sihir kitabındaki bir başlığı hatırlamış:
Kaybolanı Bulma Sihri
Kitabı açmış.
Bu sihir çok zor değilmiş.
Ama önemli bir kuralı varmış.
Kaybolan şeyi gerçekten iyi tanımak gerekiyormuş.
Defne gözlerini kapatmış.
Kömür’ün parlak yeşil gözlerini düşünmüş.
Yumuşak siyah tüylerini…
Uyurken çıkardığı küçük sesi…
Ve hâlâ biraz pembe noktalı olan kuyruğunu…
Değneğini kaldırmış.
Parlayan İzler
“Kaybolan dost, izin görünsün, eve dönen yolun bilinsin.”
Değneğin ucundan ince bir ışık çıkmış.
Bu kez hiçbir şey patlamamış.
Hiçbir eşyanın rengi değişmemiş.
Yerde küçük mor pati izleri belirmiş.
Defne heyecanla onları takip etmiş.
İzler bahçeden çıkmış.
Sokağın sonundaki eski değirmene kadar gitmiş.
Defne içeriden:
“Miyav!”
sesini duymuş.
“Kömür!”
Kedi, eski bir sepetin içine girmiş ve sepet devrilince çıkamamış.
Defne onu kurtarmış.
Kömür hemen kucağına atlamış.
Defne o anda yaptığı sihrin gökyüzünü renklerle doldurmaktan çok daha güzel olduğunu düşünmüş.
Çünkü bir arkadaşına yardım etmişti.
Gerçek İlk Sihir
Eve döndüğünde herkes Defne’yi bekliyormuş.
Babası:
“Kömür’ü nasıl buldun?”
“Kaybolanı Bulma Sihri yaptım.”
Annesi gülümsemiş.
“Demek ilk gerçek sihrini yaptın.”
Defne:
“Ama tohum sihri?”
Neriman Nine:
“O da gerçekti.”
“Peki hangisi benim ilk sihrim?”
Neriman Nine gülmüş.
“Bence önemli olan hangisinin ilk olduğu değil.”
“Neymiş?”
“Hangisini neden yaptığın.”
Defne kucağındaki Kömür’e bakmış.
İlk defa sihrin yalnızca gösterişli şeyler yapmak için olmadığını anlamış.
Büyük Sihir Gösterisi
Bir hafta sonra Ayışığı Kasabası’nda Küçük Cadılar Şenliği düzenlenmiş.
Her çocuk öğrendiği bir sihri gösterecekmiş.
Bir çocuk havada üç elmayı döndürmüş.
Başka biri çiçeklerin rengini değiştirmiş.
Bir başkası şapkasından kelebekler çıkarmış.
Sıra Defne’ye gelmiş.
Herkes onun ne yapacağını merak ediyormuş.
Defne isterse renkli gökyüzü sihrini yeniden deneyebilirdi.
Ama yapmamış.
Önüne küçük bir saksı koymuş.
İçine bir tohum ekmiş.
Sihirli sözlerini söylemiş.
Sonra:
“Şimdi ne olacak?” diye sormuş Hasan Amca.
Defne gülümsemiş.
“Bekleyeceğiz.”
Herkes kahkaha atmış.
Ama bu alaycı bir kahkaha değilmiş.
Çünkü Defne’nin ne anlatmak istediğini anlamışlar.
En Güçlü Sihir
Şenliğin sonunda kasabanın en yaşlı cadısı Münevver Nine, Defne’nin yanına gelmiş.
“Gösterini beğendim.”
“Ama neredeyse hiçbir şey yapmadım.”
“Tam tersine.”
“Ne yaptım?”
“Bize her şeyin hemen gerçekleşmek zorunda olmadığını hatırlattın.”
Defne gülümsemiş.
Münevver Nine devam etmiş:
“Unutma küçük cadı, en güçlü sihir her zaman en parlak olan değildir.”
“Peki hangisidir?”
“Doğru zamanda, doğru amaçla kullanılan.”
Defne’nin Yeni Kuralları
Defne zamanla yeni sihirler öğrenmiş.
Ama kendisine üç kural koymuş.
Birincisi: Bilmediği sihri yalnızca gösteriş yapmak için denemeyecekti.
İkincisi: Hata yaptığında hemen vazgeçmeyecekti.
Üçüncüsü: Sihri mümkün olduğunca iyi bir amaç için kullanacaktı.
Bazen yine yanlış yapıyormuş.
Bir keresinde odasını temizlemek isterken bütün çorapları tavana yapıştırmış.
Başka bir gün çayını ısıtmaya çalışırken fincanın içinden küçük bir papatya çıkmış.
Bir keresinde de süpürgeyi hareket ettirmiş ama süpürge evi temizlemek yerine dans etmeye başlamış.
Defne artık bu hatalarda ağlamıyormuş.
Önce güvenli olduğundan emin oluyor, sonra hatasını düzeltmeye çalışıyormuş.
Ve çoğu zaman biraz da gülüyormuş.
Kömür’ün Kuyruğundaki Son Nokta
Aylar sonra Kömür’ün kuyruğundaki pembe noktaların neredeyse hepsi kaybolmuş.
Yalnızca ucunda küçücük bir pembe nokta kalmış.
Defne onu düzeltmek istemiş.
Kömür kuyruğunu hemen saklamış.
“İstemiyor musun?”
“Miyav.”
Defne gülmüş.
“Tamam, kalsın.”
O küçük pembe nokta Defne’nin ilk sihir denemelerini hatırlatıyormuş.
Ve artık onlardan utanmıyormuş.
Çünkü o yanlışlar olmasaydı doğru yapmayı öğrenemeyeceğini biliyormuş.
Küçük Cadının İlk Sihri
Yıllar Sonra
Defne büyüyüp çok iyi bir cadı olmuş.
Ayışığı Kasabası’ndaki küçük cadılara sihir öğretmeye başlamış.
İlk dersinde öğrencilerinden biri:
“Öğretmenim, ilk sihriniz neydi?” diye sormuş.
Defne gülümsemiş.
“Şapkamı yanlışlıkla yeşile çevirdim.”
Çocuklar gülmüş.
“Sonra kedimin kuyruğunu pembe benekli yaptım.”
Çocuklar daha çok gülmüş.
“Sonra komşunun balkabağını uçurdum.”
Sınıf kahkahaya boğulmuş.
Küçük bir öğrenci:
“Ama siz büyük bir cadısınız!”
Defne:
“Şimdi.”
“Nasıl oldunuz?”
Defne tahtaya büyük harflerle üç kelime yazmış:
DENE. HATA YAP. ÖĞREN.
Sonra çocuklara dönmüş.
“Ve gerektiğinde yeniden dene.”
İlk Sihirlerin Sırrı
Ayışığı Kasabası’nda yıllar boyunca küçük cadılara Defne’nin hikâyesi anlatılmış.
Çünkü herkes ilk denemesinde başarılı olamayabilirmiş.
Bir çocuk bisiklete binmeyi öğrenirken düşebilirmiş.
Yeni bir kelimeyi yanlış okuyabilirmiş.
İlk yaptığı resim istediği gibi olmayabilirmiş.
Bir müzik aletini çalmaya başladığında yanlış notaya basabilirmiş.
Ama bunların hiçbiri o işi hiçbir zaman yapamayacağı anlamına gelmezmiş.
Bazen öğrenmenin kendisi küçük bir sihir gibiymiş.
İlk başta yapamadığınız bir şeyi…
Deneye deneye…
Sabırla…
Yavaş yavaş…
Bir gün yapabildiğinizi fark edermişsiniz.
Belki de insanların sihirli değneği yokmuş.
Ama onların da merakı, emeği, sabrı ve yeniden deneme cesareti varmış.
Ve bunlar bazen herhangi bir sihirli değnekten daha güçlüymüş.
Gökten üç küçük yıldız düşmüş.
Biri ilk denemesinde başaramadığı için vazgeçmeyenlerin avucuna…
Biri yaptığı hatadan utanmak yerine ondan bir şey öğrenenlerin yoluna…
Sonuncusu ise sahip olduğu yeteneği yalnızca kendisi için değil, başkalarına yardım etmek için kullanan bütün çocukların kalbine düşmüş.
Ve masal burada bitmiş.
Ama bir gün yeni bir şey öğrenmeye çalışırken hata yaparsanız Küçük Cadı Defne’yi hatırlayın.
Şapkası yeşile dönmüş olabilir.
Kedisinin kuyruğunu yanlışlıkla pembe yapmış olabilir.
Hatta bir balkabağını gökyüzüne bile göndermiş olabilir.
Ama denemeyi bırakmamış.
Çünkü ilk sihrin en önemli sırrı kusursuz olmak değilmiş.
Asıl sihir, hata yaptıktan sonra yeniden deneyebilmekmiş.






