Çocuk Masalları2 Yaş masallar3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar8 Yaş masallar

Kayıp Rüyalar Ülkesi

Kayıp Rüyalar Ülkesi

Kayıp Rüyalar Ülkesi

Bir varmış, bir yokmuş…

Dağların arasından akan küçük bir derenin kıyısında Güldere adında güzel bir kasaba varmış. Güldere’nin sokakları gündüzleri çocuk sesleriyle dolar, akşam olduğunda evlerin pencerelerinde sarı ışıklar yanarmış.

Kasabada yaşayan çocukların çoğu gece yatağına girdiğinde birbirinden ilginç rüyalar görürmüş.

Kimi bulutların üzerinde uçarmış.

Kimi konuşan hayvanlarla arkadaş olurmuş.

Kimi rengârenk şekerlerden yapılmış şehirlerde dolaşırmış.

Kimi de kendisini hiç gitmediği ülkelerde bulurmuş.

Güldere’de yaşayan dokuz yaşındaki Defne de rüya görmeyi çok severmiş.

Hatta yatağının yanında küçük bir Rüya Defteri varmış.

Her sabah uyanınca gördüğü rüyaları bu deftere yazarmış.

Bir sabah pembe bir balonla gökyüzüne çıktığını…

Başka bir sabah konuşan bir kirpiyle ormanda kayıp bir hazine aradığını…

Bir diğerinde ise denizin altında yaşayan mavi saçlı çocuklarla tanıştığını yazmış.

Fakat bir gece çok garip bir şey olmuş.

Defne hiç rüya görmemiş.

Kayıp Rüyalar Ülkesi, Rüyasız Sabah

Defne uyandığında hemen defterini açmış.

Kalemini eline almış.

Ama yazacak hiçbir şey bulamamış.

“Garip…”

Belki rüyasını unutmuştu.

Bazen böyle olabiliyordu.

Fakat ertesi sabah da aynı şey olmuş.

Sonraki gün de…

Bir hafta boyunca Defne tek bir rüyasını bile hatırlamamış.

En yakın arkadaşı Efe‘ye:

“Ben artık rüya görmüyorum,” demiş.

Efe:

“Belki görüyorsun ama hatırlamıyorsun.”

“Olabilir.”

“Bence çok önemli değil.”

Defne içinse önemliymiş.

Çünkü rüyaları ona yeni oyunlar, resimler ve hikâyeler düşündürüyormuş.

Üstelik kısa süre sonra bunun yalnızca Defne’nin başına gelmediğini anlamışlar.

Bütün Çocukların Rüyaları Kayboluyor

Okulda öğretmenleri Aylin Hanım çocuklara:

“Dün gece ilginç bir rüya gören var mı?” diye sormuş.

Normalde sınıfın yarısı elini kaldırırmış.

O gün kimse kaldırmamış.

Aylin Öğretmen şaşırmış.

“Hiç mi?”

Çocuklar birbirlerine bakmış.

Efe:

“Ben de birkaç gündür rüya görmüyorum.”

Mert:

“Ben de.”

Zeynep:

“Ben de hiçbir şey hatırlamıyorum.”

Defne bunun tesadüf olmadığını düşünmüş.

Güldere’deki çocukların rüyaları gerçekten kayboluyordu.

Peki nereye gidiyorlardı?

Emine Nine’nin Hikâyesi

Defne okuldan sonra doğruca babaannesi Emine Nine‘ye gitmiş.

Emine Nine eski masalları çok iyi bilirmiş.

Defne olanları anlattığında Emine Nine’nin yüzündeki gülümseme kaybolmuş.

“Demek yeniden başladı…”

Defne şaşırmış.

“Ne başladı?”

Emine Nine pencereden gökyüzüne bakmış.

“Ben küçükken büyükannem bana Kayıp Rüyalar Ülkesi’ni anlatırdı.”

Defne hemen yanına oturmuş.

“Neresi orası?”

“İnsanların yarım bıraktığı, unuttuğu ve korktuğu için vazgeçtiği rüyaların gittiği yer.”

“Gerçek bir yer mi?”

“Masallarda gerçek ile hayalin sınırı bazen çok incedir.”

“Oraya nasıl gidilir?”

Emine Nine:

“Bunu kimse tam olarak bilmez.”

Tam o anda Defne’nin cebindeki Rüya Defteri hafifçe titremiş.

Boş Sayfadaki Harita

Defne şaşkınlıkla defterini çıkarmış.

Son sayfasında daha önce olmayan mavi çizgiler belirmeye başlamış.

Çizgiler yavaş yavaş bir haritaya dönüşmüş.

Haritanın bir ucunda Güldere varmış.

Diğer ucunda ise bulutların arasında küçük bir kapı çizilmiş.

Kapının üzerinde:

KAYIP RÜYALAR ÜLKESİ

yazıyormuş.

Emine Nine:

“Sanırım yolu sen buldun.”

Defne biraz korkmuş.

“Tek başıma mı gideceğim?”

Tam o sırada kapı çalmış.

Gelen Efe’ymiş.

Defne haritayı gösterince:

“Ben de geliyorum,” demiş.

“Tehlikeli olabilir.”

“İşte bu yüzden yalnız gitmemelisin.”

Gece Yarısındaki Tren

Haritada ilk durak eski tren istasyonuymuş.

Oysa Güldere’nin istasyonu yıllardır kullanılmıyormuş.

Gece ailelerinin bilgisi dahilinde Emine Nine ile birlikte istasyonun önüne gitmişler.

Saat tam on ikiyi gösterdiğinde uzaktan bir tren düdüğü duyulmuş.

Defne:

“Ama burada tren çalışmıyor ki!”

Rayların üzerinde gümüş renkli bir tren belirmiş.

Vagonlarının pencerelerinde yıldızlar parlıyormuş.

Kapısı açılmış.

İçeriden uzun şapkalı bir görevli çıkmış.

“Biletler lütfen.”

Efe:

“Biletimiz yok.”

Görevli gülümsemiş.

“Kayıp Rüyalar Treni para kabul etmez.”

“Peki bilet nedir?”

“Gerçekten gerçekleştirmek istediğiniz bir hayal.”

Defne:

“Ben bir gün kendi hikâye kitabımı yazmak istiyorum.”

Elinde bir anda altın renkli bir bilet belirmiş.

Efe:

“Ben de yeni şeyler icat etmek istiyorum.”

Onun elinde de gümüş bir bilet oluşmuş.

Trene binmişler.

Rüyaların İstasyonu

Tren bulutların arasından ilerlemiş.

Bir süre sonra gökyüzünde asılı duran büyük bir istasyona ulaşmışlar.

Tabelada:

KAYIP RÜYALAR ÜLKESİ’NE HOŞ GELDİNİZ

yazıyormuş.

İstasyonda binlerce küçük ışık uçuşuyormuş.

Bazıları mavi…

Bazıları pembe…

Bazıları altın sarısıymış.

Defne:

“Bunlar ne?”

Görevli:

“Rüyalar.”

“Bizim rüyalarımız mı?”

“Bazıları.”

“Niye buradalar?”

Görevlinin yüzü ciddileşmiş.

“Çünkü Rüya Feneri söndü.”

Rüya Feneri

Ülkenin ortasında dev bir kule varmış.

Kulenin tepesindeki Rüya Feneri her gece yanar ve rüyaların çocuklara ulaşacağı yolu gösterirmiş.

Ama günler önce ışığı sönmüş.

Efe:

“Neden?”

Görevli:

“Fener üç şeyle yanar.”

“Nelerle?”

“Merak, cesaret ve umut.”

Defne:

“Bunlar nasıl kayboldu?”

“Kaybolmadılar. Ama çocuklar bazen büyüdükçe onları kullanmayı unutabiliyor.”

Feneri yeniden yakmak için üç kristalin bulunması gerekiyormuş.

Merak Kristali.

Cesaret Kristali.

Umut Kristali.

Defne ile Efe onları bulmaya karar vermiş.

Merak Ormanı

İlk kristal Merak Ormanı‘ndaymış.

Ormana girdiklerinde yollar sürekli ikiye ayrılıyormuş.

Her yolun başında bir soru bulunuyormuş.

Neden?

Nasıl?

Ya şöyle olsaydı?

Başka bir yolu var mı?

Efe:

“Hangisini seçelim?”

Defne:

“Bilmiyorum.”

Bir ağacın üzerinde küçük bir yazı görmüş:

Merak eden, bilmediğini kabul etmekten korkmaz.

Defne yüksek sesle:

“Bu ormandan nasıl çıkacağımızı bilmiyoruz!”

Bir anda ağaçların arasında ışıklı bir yol açılmış.

Yolun sonunda mavi bir kristal varmış.

Merak Kristali’ni bulmuşlar.

Cesaret Mağarası

İkinci kristal karanlık bir mağaradaymış.

Efe girişte durmuş.

“Ben karanlık mağaraları sevmem.”

Defne:

“Ben de.”

“Geri mi dönsek?”

Defne, Karanlıktan Korkan Küçük Ateş Böceği’nin hikâyesinde duyduğu sözü hatırlamış gibi kendi kendine:

“Cesaret hiç korkmamak değildir,” demiş. “Korkarken de küçük bir adım atabilmektir.”

İkisi el ele tutuşmuş.

İlk adımı atmışlar.

Sonra bir tane daha…

Mağaranın derinliklerinde küçük kırmızı bir ışık görmüşler.

Cesaret Kristali oradaymış.

Efe kristali eline alınca:

“Hâlâ korkuyorum.”

Defne:

“Ben de.”

“Ama geldik.”

“Evet.”

Umutsuzluk Vadisi

Son kristal Umutsuzluk Vadisi‘ndeymiş.

Burası gri ve sessizmiş.

Vadide yürürken garip fısıltılar duyuluyormuş.

“Başaramazsın…”

“Boşuna uğraşıyorsun…”

“Geri dön…”

“Hayallerin çok büyük…”

Defne’nin adımları yavaşlamış.

“Belki gerçekten yapamayız.”

Efe de yorulmuş.

Tam geri dönmek üzereyken Defne cebindeki Rüya Defteri’ni çıkarmış.

Eski rüyalarını okumaya başlamış.

Konuşan kirpi…

Uçan balon…

Denizin altındaki şehir…

Sonra ilk sayfada yıllar önce yazdığı bir cümleyi görmüş:

Bir gün kendi masal kitabımı yazacağım.

Defne gülümsemiş.

“Henüz yazmadım.”

Efe:

“Ama yazabilirsin.”

“Belki çok zor olacak.”

“Olabilir.”

“Ama denemeden bilemeyiz.”

O anda gri vadinin ortasında altın bir ışık yanmış.

Umut Kristali ortaya çıkmış.

Fener Yeniden Yanıyor

Üç kristali kuleye götürmüşler.

Merak Kristali ilk yuvaya…

Cesaret Kristali ikinci yuvaya…

Umut Kristali üçüncü yuvaya yerleştirilmiş.

Hiçbir şey olmamış.

Efe:

“Niye yanmadı?”

Kulaklarına bir ses gelmiş:

“Üçü yeterli değildir.”

Defne:

“Başka ne gerekiyor?”

“Paylaşmak.”

Defne ile Efe birbirlerine bakmış.

“Rüyaları mı?”

“Evet.”

Defne yüksek sesle:

“Ben hikâyeler yazmak istiyorum!”

Efe:

“Ben de insanların işine yarayacak şeyler yapmak istiyorum!”

Fener bir anda yanmış.

Altın ışık bütün ülkeyi aydınlatmış.

Binlerce Rüya

Rüya Feneri’nin ışığıyla istasyonda bekleyen binlerce küçük rüya havalanmış.

Bir tanesi pembe bir balonmuş.

Bir tanesi kocaman bir gemi…

Bir başkası konuşan bir tilki…

Bazıları şarkılardan…

Bazıları renklerden…

Bazıları çocukların henüz isim bile veremediği hayallerden oluşuyormuş.

Defne:

“Bunların hepsi çocuklara mı gidecek?”

Görevli:

“Evet.”

“Peki bizim rüyalarımız?”

Görevli gülümsemiş.

“Onlar da yollarını buldu.”

Eve Dönüş

Defne ile Efe yeniden gümüş trene binmiş.

Gözlerini kapatmışlar.

Bir sonraki anda Güldere’deki eski istasyondaymışlar.

Emine Nine onları bekliyormuş.

“Sanki yalnızca birkaç dakika geçti,” demiş Defne.

Emine Nine gülümsemiş.

“Rüya ülkelerinde zaman farklı akar.”

Defne:

“Sen oranın gerçekten var olduğunu biliyor muydun?”

Emine Nine:

“Bazı şeyleri bilmek yerine inanmayı tercih ederim.”

O Gece

Defne yatağına girmiş.

Rüya Defteri’ni yanına koymuş.

Gözlerini kapatmış.

O gece kendisini kocaman bir kütüphanede görmüş.

Raflarda yüzlerce kitap varmış.

Bir kitabı eline almış.

Kapağında:

DEFNE’NİN MASALLARI

yazıyormuş.

Sabah uyandığında hemen defterine yazmış.

Sonra altına yeni bir cümle eklemiş:

Rüyalar yalnızca uyurken gördüklerimiz değildir. Bazıları uyanınca başlar.

Rüya Görmek ve Hayal Kurmak

Defne zamanla önemli bir şeyi anlamış.

Her gece rüya hatırlamak zorunda değildi.

Bazen insan uyur ve sabah hiçbir şey hatırlamazmış.

Ama hayal kurmak farklıymış.

Bir şeyi öğrenmeyi istemek…

Bir resim çizmeyi düşünmek…

Bir gün görmek istediğin bir yeri hayal etmek…

Bir arkadaşına yardım etmenin yolunu aramak…

Bunların hepsi uyanıkken kurulan küçük rüyalarmış.

Ve onları gerçekleştirmek için yalnızca beklemek yetmezmiş.

Emek vermek gerekirmiş.

Efe’nin İlk İcadı

Efe de hayalini unutmamış.

Bir gün karton kutular, eski kapaklar ve tahta parçalarıyla küçük bir düzenek yapmış.

Hiç düzgün çalışmamış.

İkinci denemesi de bozulmuş.

Üçüncüsü biraz çalışmış.

Defne:

“Başaramadığın için üzülüyor musun?”

Efe:

“Biraz.”

“Vazgeçecek misin?”

“Hayır. Sanırım Cesaret Kristali’ni boşuna bulmadık.”

İkisi gülmüş.

Defne’nin İlk Masalı

Defne ise yazmaya başlamış.

İlk hikâyesi yalnızca iki sayfaymış.

Sonra okuduğunda bazı yerlerini hiç beğenmemiş.

Yırtmak istemiş.

Ama Emine Nine:

“İlk adımlar mükemmel olmak zorunda değildir,” demiş.

Defne hikâyesini düzeltmiş.

Biraz daha yazmış.

Sonra başka bir hikâye…

Sonra bir tane daha…

Her hikâyede biraz daha öğrenmiş.

Kayıp Rüyalar Nereye Gider?

Yıllar sonra Defne büyüdüğünde çocuklara masallar anlatmaya başlamış.

Bir gün küçük bir kız:

“Rüyalar gerçekten kaybolur mu?” diye sormuş.

Defne gülümsemiş.

“Bazen.”

“Nereye gider?”

“Belki Kayıp Rüyalar Ülkesi’ne.”

“Nasıl geri getiririz?”

Defne biraz düşünmüş.

“Önce neden istediğini hatırlarsın.”

“Sonra?”

“Merak edersin.”

“Sonra?”

“Korksan bile küçük bir adım atarsın.”

“Sonra?”

“Olmadığında yeniden denersin.”

Küçük kız:

“Ya yine olmazsa?”

Defne:

“O zaman belki başka bir yol bulursun.”

Rüyaların En Büyük Sırrı

Defne’nin Rüya Defteri yıllar sonra tamamen dolmuş.

Son sayfasına tek bir cümle yazmış:

Bir rüyayı değerli yapan yalnızca gerçekleşmesi değil, bizi çıktığımız yol boyunca değiştirmesidir.

Sonra penceresinden gökyüzüne bakmış.

Uzaklarda küçücük altın bir ışık görmüş.

Belki bir yıldızdı.

Belki bir uçak…

Belki de Kayıp Rüyalar Ülkesi’ndeki fener hâlâ yanıyordu.

Bunu hiçbir zaman öğrenememiş.

Ama bilmesine de gerek yokmuş.

Çünkü artık kendi ışığını nasıl yakacağını biliyormuş.

Merak ederek…

Deneyerek…

Korktuğunda küçük adımlar atarak…

Umudunu tamamen kaybetmeden…

Ve hayallerini güvendiği insanlarla paylaşarak…

Gökten üç küçük yıldız düşmüş.

Biri “Neden?” diye sormaktan vazgeçmeyenlerin defterine…

Biri korktuğu hâlde hayalinin peşinden küçük bir adım atanların yoluna…

Sonuncusu ise bir başkasının hayaliyle dalga geçmek yerine ona cesaret veren bütün çocukların kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama bu gece uyumadan önce gözlerinizi kapattığınızda hiçbir rüya görmezseniz üzülmeyin.

Belki rüyanız kaybolmamıştır.

Belki yalnızca yarın uyanmanızı bekliyordur.

Çünkü bazı rüyalar gece görülmez.

Bazı rüyalar, insan gözlerini açtığında başlar.

Kayıp Rüyalar Ülkesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu