Çocuk Masalları3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar8 Yaş masallar

Gülümsemeyi Unutan Prenses

Gülümsemeyi Unutan Prenses

Gülümsemeyi Unutan Prenses

Bir varmış, bir yokmuş…

Uzak mı uzak ülkelerin birinde, etrafı yemyeşil tepeler ve rengârenk çiçeklerle çevrili Güneşyurt Krallığı varmış.

Güneşyurt’un ortasında bembeyaz taşlardan yapılmış büyük bir saray yükselirmiş. Sarayın yüzlerce penceresi, altın renkli kapıları ve içinde kaybolacak kadar büyük bahçeleri varmış.

Bu sarayda Kral Murat, Kraliçe Aylin ve kızları Prenses Elif yaşarmış.

Elif’in uzun kahverengi saçları ve yemyeşil gözleri varmış. Saraydaki herkes onu çok severmiş.

Ama Elif’i asıl özel yapan tacı veya güzel elbiseleri değilmiş.

Gülümsemesiymiş.

Elif güldüğünde sarayın koridorları neşeyle dolarmış.

Bahçıvan Hasan Amca:

“Prensesimiz gülümsediğinde sanki bahçedeki çiçekler bile biraz daha güzel açıyor,” dermiş.

Fakat bir sabah çok garip bir şey olmuş.

Prenses Elif uyanmış…

Pencereden dışarı bakmış…

Ve gülümsemeyi tamamen unuttuğunu fark etmiş.

Aynadaki Ciddi Prenses

Elif yatağından kalkıp aynanın karşısına geçmiş.

Dudaklarını yukarı doğru kaldırmaya çalışmış.

Olmamış.

Komik bir yüz yapmış.

Yine olmamış.

Eskiden kardeşi gibi sevdiği saray kedisi Tarçın kuyruğunu kovaladığında kahkahalar atan Elif, şimdi onu izlediğinde hiçbir şey hissetmiyormuş.

“Ben neden gülemiyorum?”

Hemen annesinin yanına gitmiş.

Kraliçe Aylin kızının yüzüne bakınca endişelenmiş.

“Bir şey mi oldu?”

“Gülümsemeyi unuttum.”

Kraliçe önce bunun küçük bir şaka olduğunu düşünmüş.

Ama Elif gerçekten de çok ciddiymiş.

Gülümsemeyi Unutan Prenses, Sarayın En Komik Adamı

Haber kısa sürede bütün saraya yayılmış.

Kral Murat:

“Prensesimizin gülümsemesini geri getireceğiz,” demiş.

Önce sarayın en komik kişisi çağrılmış.

Adı Şakir‘miş.

Şakir rengârenk kıyafetler giyer, komik hikâyeler anlatırmış.

Elif’in karşısına geçmiş.

Başına üç şapka takmış.

Burnuna kırmızı bir top yerleştirmiş.

Bir ayağına büyük, diğerine küçük ayakkabı giymiş.

Sonra yürümeye çalışırken kendi pelerinine takılıp minderlerin üzerine düşmüş.

Saraydaki herkes kahkahaya boğulmuş.

Elif ise yalnızca:

“Geçmiş olsun,” demiş.

Şakir şaşkınlıkla ayağa kalkmış.

“Hiç mi komik değildi?”

“Biraz.”

“Ama gülmediniz.”

Elif başını eğmiş.

“Gülemiyorum.”

Yüz Oyuncak

Kral Murat bu kez kızına hediyeler almaya karar vermiş.

Uzak ülkelerden oyuncaklar getirilmiş.

Konuşan oyuncak bebek…

Kendi kendine giden küçük araba…

Rengârenk uçurtmalar…

Müzik çalan kutular…

Kocaman bir oyuncak ayı…

Elif hediyelere bakmış.

“Teşekkür ederim.”

Ama yine gülümsememiş.

Kral şaşırmış.

“Başka ne istersin?”

Elif düşünmüş.

“Bilmiyorum.”

Bu cevap Kral Murat’ı daha da üzmüş.

Çünkü insan ne istediğini bile bilmiyorsa ona ne hediye edilebilirdi?

Bin Çeşit Tatlı

Sarayın aşçısı Fatma Hanım göreve çağrılmış.

“Prensesimizin en sevdiği tatlıları yapacağım.”

Çikolatalı kek…

Çilekli pasta…

Ballı kurabiye…

Tarçınlı çörek…

Meyveli dondurma…

Sarayın uzun masası tatlılarla dolmuş.

Elif hepsinden biraz tatmış.

“Çok güzel olmuş.”

Fatma Hanım heyecanla beklemiş.

Ama gülümseme yine gelmemiş.

Elif’in önünde yüz oyuncak, çeşit çeşit tatlı ve güzel elbiseler varmış.

Fakat bunların hiçbiri kayıp gülümsemesini geri getirmemiş.

Emine Nine

Sarayın yakınındaki köyde Emine Nine adında yaşlı bir kadın yaşarmış.

Emine Nine şifalı otları, eski masalları ve güzel öğütleriyle tanınırmış.

Kral Murat onu saraya çağırmış.

“Prensesimizin gülümsemesini geri getirebilir misin?”

Emine Nine Elif’e bakmış.

Sonra odadaki oyuncaklara…

Tatlılara…

Mücevherlere…

“Belki.”

Kral sevinmiş.

“Ne gerekiyor?”

Emine Nine:

“Önce prensesle yalnız konuşmalıyım.”

Herkes odadan çıkmış.

Emine Nine Elif’in karşısına oturmuş.

“Ne zaman gülümsemeyi unuttun?”

“Bilmiyorum.”

“En son ne zaman gerçekten mutlu olduğunu hatırlıyor musun?”

Elif düşünmüş.

Uzun süre cevap verememiş.

Her Şeye Sahip Olmak

Emine Nine:

“Günlerin nasıl geçiyor?” diye sormuş.

Elif anlatmış.

Sabah kalkıyormuş.

Hizmetçiler kıyafetlerini hazırlıyormuş.

Kahvaltısı masaya geliyormuş.

Derslerini görüyormuş.

İstediği oyuncağı alabiliyormuş.

İstediği yemeği yiyebiliyormuş.

“Peki arkadaşlarınla ne yapıyorsun?”

Elif durmuş.

Saraydaki dersleri ve görevleri yüzünden köydeki çocuklarla uzun zamandır oynamadığını fark etmiş.

“Pek görüşmüyorum.”

“En son ne zaman birine yardım ettin?”

Elif yine düşünmüş.

Hatırlayamamış.

Emine Nine gülümsemiş.

“Sanırım gülümsemeni nerede aramamız gerektiğini biliyorum.”

“Nerede?”

“Sarayın dışında.”

Prenses Olmadan Bir Gün

Ertesi sabah Emine Nine, Elif’e sade bir elbise vermiş.

“Bugün tacını takmayacaksın.”

“Neden?”

“Çünkü bugün prenses değilsin.”

“Peki neyim?”

“Yalnızca Elif.”

Bu fikir Elif’e çok tuhaf gelmiş.

Hayatında neredeyse herkes ona “Prensesim” diye seslenmişti.

Emine Nine ile birlikte köye gitmişler.

İlk olarak fırına uğramışlar.

Fırıncı Mehmet Amca sabah ekmeklerini hazırlıyormuş.

“Biraz yardıma ihtiyacım var,” demiş.

Elif şaşırmış.

“Ben mi yardım edeceğim?”

“Evet.”

İlk Hamur

Elif hayatında hiç ekmek yapmamış.

Hamuru yoğurmaya çalışmış.

Hamur parmaklarına yapışmış.

Sonra burnuna bulaşmış.

Emine Nine onu görünce gülmüş.

Elif aynadaki hâline bakmış.

İçinden küçücük bir kahkaha yükselmiş gibi olmuş.

Ama hemen kaybolmuş.

“Az kaldı,” demiş Emine Nine.

“Neye?”

“Hiç.”

Ekmekler fırına verilmiş.

Bir süre sonra mis gibi kokular yayılmış.

Mehmet Amca:

“Bu ekmeği sen yaptın.”

Elif şaşırmış.

Daha önce yüzlerce ekmek yemişti.

Ama ilk defa bir ekmeğin hazırlanması için ne kadar emek gerektiğini görmüştü.

Küçük Zeynep

Köy meydanında Zeynep adında küçük bir kız oturuyormuş.

Elindeki tahta oyuncak bebeğin kolu kırılmış.

Zeynep üzgünmüş.

Elif yanına gitmiş.

“Neden üzülüyorsun?”

“Bebeğim kırıldı.”

Elif:

“Sarayda yüzlerce oyuncak var. Sana yenisini getirebilirim.”

Zeynep başını sallamış.

“Ben bunu istiyorum.”

“Neden?”

“Babam yaptı.”

Elif ilk kez bir oyuncağın pahalı veya yeni olduğu için değil, hatırası olduğu için değerli olabileceğini düşünmüş.

Emine Nine’nin yardımıyla bebeğin kolunu küçük bir ip ve tahta parçasıyla onarmışlar.

Zeynep bebeğini kucağına almış.

“Teşekkür ederim Elif!”

Sonra Elif’e sımsıkı sarılmış.

Elif’in yüzünde küçücük bir gülümseme belirmiş.

Gülümseme Geri mi Geliyordu?

Emine Nine bunu fark etmiş.

“Biraz önce ne oldu?”

“Ne?”

“Gülümsedin.”

Elif şaşkınlıkla yüzüne dokunmuş.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Nasıl yaptım?”

Emine Nine:

“Ben yapmadım. Sen yaptın.”

Elif hemen tekrar gülümsemeye çalışmış.

Olmamış.

“Yine gitti.”

“Gülümseme düğme değildir Elif. İstediğin anda açıp kapatamazsın.”

“Peki nasıl geri gelecek?”

“Aramaya devam edeceğiz.”

Yağmur Başlıyor

Öğleden sonra aniden yağmur başlamış.

Elif ve Emine Nine büyük bir ağacın altına sığınmış.

Köydeki çocuklar ise kaçmak yerine yağmurda koşmaya başlamış.

Efe:

“Elif! Gel!”

Elif şaşırmış.

“Yağmur yağıyor.”

“Biliyoruz!”

Çocuklar su birikintilerinin üzerinden atlıyormuş.

Elif önce elbisesinin kirlenmesinden korkmuş.

Sonra üzerinde prenses elbisesi olmadığını hatırlamış.

Koşmaya başlamış.

İlk su birikintisinin üzerinden atlamış.

Ayakkabıları çamur olmuş.

İkinciye basınca su her tarafa sıçramış.

Efe’nin yüzü çamur olmuş.

Herkes kahkahaya başlamış.

Elif kendisini tutamamış.

Gülmüş.

Önce küçük bir kahkaha…

Sonra daha büyük…

Uzun zamandır ilk defa gerçekten gülüyormuş.

Saraya Dönüş

Akşam saraya döndüklerinde Kral Murat kızını görünce şaşırmış.

Elbisesi çamurlu…

Saçları dağınık…

Ayakkabıları ıslakmış.

Ama Elif gülümsüyormuş.

“Gülümsemen geri geldi!”

Kral kızına sarılmış.

“Emine Nine ne yaptı?”

Elif cevap vermiş:

“Bana bir şey vermedi.”

Kral şaşırmış.

“Nasıl yani?”

“Tam tersine, benim bir şeyler yapmamı sağladı.”

Mutluluk Satın Alınabilir mi?

O akşam Elif odasındaki yüzlerce oyuncağa bakmış.

Hepsi güzeldi.

Ama artık farklı düşünüyor olmuş.

Bir oyuncağa sahip olmak onu bir süre sevindirebilirdi.

Lezzetli bir pasta yemek de güzeldi.

Güzel elbiseler giymeyi de seviyordu.

Bunlarda yanlış bir şey yoktu.

Ama mutluluğun yalnızca sahip olduğu şeylerin sayısıyla ölçülemeyeceğini öğrenmişti.

Bazen bir arkadaşla yağmurda koşmak…

Birine yardım etmek…

Kendi elleriyle bir şey yapmak…

Birlikte yemek yemek…

Ya da sevdiği biriyle konuşmak çok daha değerli olabiliyormuş.

Oyuncak Odasının Kapıları

Ertesi hafta Elif önemli bir karar vermiş.

Kullanmadığı oyuncakların bir bölümünü ayırmış.

Ama Zeynep’in kırık bebeğini hatırladığı için her şeyi rastgele dağıtmamış.

Önce oyuncakları temizlemiş.

Kırık olanları tamir ettirmiş.

Sonra köyde çocukların birlikte oynayabileceği küçük bir oyun odası hazırlatmış.

Kendisi de sık sık oraya gidiyormuş.

Bir gün Efe:

“Sen prenses olduğun hâlde neden bizimle oynuyorsun?” diye sormuş.

Elif:

“Prenseslerin oyun oynaması yasak mı?”

“Bilmiyorum.”

“Öyleyse yasak değil.”

Herkes gülmüş.

Elif’in Gülümseme Defteri

Elif bir süre sonra küçük bir defter tutmaya başlamış.

Adını:

Bugünün Güzel Şeyi

koymuş.

Her gece o gün hoşuna giden küçük bir şeyi yazıyormuş.

“Tarçın bugün yatağımda uyudu.”

“Babamla birlikte kahvaltı yaptım.”

“Zeynep’in bebeğine yeni elbise diktik.”

“Bahçedeki ilk papatya açtı.”

“Efe komik bir hikâye anlattı.”

“Mehmet Amca bana ekmek yapmayı öğretti.”

Bazen çok büyük şeyler yazmıyormuş.

Ama zamanla günlerin içinde fark etmeden geçtiği küçük güzellikleri daha çok görmeye başlamış.

Her Gün Gülmek Zorunda Değiliz

Bir gün Elif yine üzgünmüş.

Tarçın hastalanmış ve veteriner onu birkaç gün gözetim altında tutmak zorunda kalmış.

Elif bütün gün gülümsememiş.

Sonra endişelenmiş.

“Gülümsememi yine mi kaybettim?”

Emine Nine başını sallamış.

“Hayır.”

“Ama gülmüyorum.”

“İnsan her gün mutlu olmak zorunda değildir.”

Elif şaşırmış.

“Değil mi?”

“Elbette değil. Bazen üzülürüz. Bazen endişeleniriz. Bazen kızarız.”

“Peki gülümsemek?”

“Gülümseme geri döner. Ona biraz zaman vermen yeter.”

Elif bu sözü hiç unutmamış.

Güneşyurt’un Yeni Prensesi

Yıllar geçmiş.

Elif büyümüş.

Güneşyurt halkı onu yalnızca güzel gülümsemesiyle değil, insanları dinlemesi ve onların yaşamlarını merak etmesiyle tanımaya başlamış.

Elif sık sık saraydan çıkıyormuş.

Fırına uğruyor…

Okuldaki çocuklarla konuşuyor…

Bahçıvanlara yardım ediyor…

Yaşlıların hikâyelerini dinliyormuş.

Ve hâlâ bazen üzgün günleri oluyormuş.

Bazen gülmüyormuş.

Ama artık bundan korkmuyormuş.

Çünkü mutluluğun sürekli gülmek anlamına gelmediğini biliyormuş.

Gülümsemenin Sırrı

Bir gün sarayı ziyaret eden küçük bir çocuk Elif’e:

“Prensesim, neden hep gülümsüyorsunuz?” diye sormuş.

Elif gülmüş.

“Aslında hep gülümsemiyorum.”

“Ama herkes sizin gülümsemenizden bahsediyor.”

“Bir zamanlar onu tamamen kaybettiğimi sanmıştım.”

“Nasıl buldunuz?”

Elif biraz düşünmüş.

Sonra:

“Aramayı bıraktığımda.”

Çocuk şaşırmış.

“Nasıl yani?”

“Mutlu olmaya çalışmak yerine yaşamaya başladım.”

“Ne yaptınız?”

“Arkadaşlarımla oynadım. Bir şeyler öğrendim. İnsanlara yardım ettim. Bazen üzüldüm. Bazen yoruldum. Bazen kahkaha attım.”

“Sonra?”

“Gülümsemem kendisi geldi.”

Sarayın Bahçesindeki Tabela

Elif yıllar sonra sarayın bahçesine küçük bir tabela koydurmuş.

Üzerinde şöyle yazıyormuş:

Bugün seni gülümseten küçücük şey neydi?

Sarayın ziyaretçileri küçük kâğıtlara cevaplarını yazıyormuş.

“Annem bana sarıldı.”

“Arkadaşımla oyun oynadım.”

“Bir kedi sevdim.”

“Gökyüzünde gökkuşağı gördüm.”

“Dedemle çay içtim.”

“Bugün yaptığım resmi çok sevdim.”

“Arkadaşım benimle oyuncağını paylaştı.”

Elif bazen bu notları okuyormuş.

Ve çoğu zaman yüzünde yine o eski güzel gülümseme beliriyormuş.

Çünkü hayatın en güzel anlarının her zaman büyük saraylarda, pahalı hediyelerde veya gösterişli kutlamalarda saklanmadığını öğrenmiş.

Bazen mutluluk küçücük bir anın içinde sessizce beklermiş.

Onu fark etmek gerekirmiş.

Gökten üç küçük gülümseme düşmüş.

Biri sahip olduğu güzel şeylerin değerini fark edenlerin yüzüne…

Biri başka bir insanı mutlu etmek için küçücük bir iyilik yapanların kalbine…

Sonuncusu ise üzgün olduğunda kendisini gülmeye zorlamadan, duygularına zaman tanıyan bütün çocukların avucuna düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama bugün yatmadan önce bir an düşünün.

Gününüzün en büyük olayını değil…

Sizi biraz olsun mutlu eden küçücük bir şeyi hatırlayın.

Belki güzel bir yemekti.

Belki bir arkadaşınızın sözü…

Belki sevdiğiniz birinin sarılması…

Belki de gökyüzünde gördüğünüz güzel bir bulut…

Çünkü bazen kaybolduğunu düşündüğümüz gülümsemeler çok uzaklara gitmezmiş.

Yalnızca hayatın küçük güzellikleri arasında yeniden fark edilmeyi beklermiş.

Gülümsemeyi Unutan Prenses

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu