
Şimşek McQueen Masalı
Bir zamanlar, rengârenk arabaların yaşadığı, geniş yolları ve neşeli yarış pistleriyle ünlü küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada Şimşek McQueen diye birisi vardı herkes birbirini tanır, yarışları izlemeyi ve akşamları birlikte vakit geçirmeyi çok severdi. Kasabanın en tanınan arabalarından biri ise kırmızı renkli, hızlı ve oldukça cesur bir yarış arabasıydı.
Onun adı Şimşek McQueen’di.
hız yapmayı ve yarış kazanmayı çok seviyordu. Motorunun güçlü sesi duyulduğunda kasabadaki arabalar onun geldiğini hemen anlardı. Fakat McQueen’in en büyük özelliği sadece hızlı olması değildi. Zamanla öğrendiği önemli dersler sayesinde iyi bir arkadaş olmayı da öğrenmişti.
Bir sabah güneş henüz yeni doğmuşken McQueen yarış pistine doğru ilerliyordu. O gün kasabada büyük bir yarış yapılacaktı. Yarışa farklı şehirlerden gelen birçok araba katılacaktı.
McQueen çok heyecanlıydı.
“Bugün çok güzel bir yarış olacak!” diye düşündü.
Pistin kenarında arkadaşları onu bekliyordu. Herkesin yüzünde büyük bir gülümseme vardı.
Yarış başlamadan önce arabalar hazırlıklarını tamamladı. Lastikler kontrol edildi, motorlar çalıştırıldı ve yarış pistinin etrafında büyük bir kalabalık toplandı.
Görevli araba yüksek sesle bağırdı:
“Hazır olun!”
Bütün arabalar dikkat kesildi.
“Üç!”
Motorların sesi yükseldi.
“İki!”
Şimşek McQueen gözlerini pistin sonundaki bitiş çizgisine çevirdi.
“Bir!”
Ve yarış başladı!
Arabalar hızla ileri fırladı.
McQueen başlangıçta öne geçti. Rüzgâr gövdesinin üzerinden hızla geçiyor, pistin kenarındaki bayraklar sallanıyordu. O kadar hızlı gidiyordu ki diğer arabalar onu yakalamakta zorlanıyordu.
Birinci viraja geldiğinde hızını biraz azalttı. Ardından yeniden gaza bastı.
“Daha hızlı olabilirim!” diye düşündü.
Fakat tam o sırada pistin ilerleyen bölümünde küçük bir sorun meydana geldi.
Gece yağan yağmur nedeniyle yolun bir bölümü çamurlanmıştı.
Öndeki yarış arabalarından biri çamurlu bölgeye girince kontrolünü kaybetti.
“Yardım edin!”
Araba pistin kenarına doğru savruldu.
Şimşek McQueen bunu görünce hemen fren yaptı.
Bitiş çizgisine doğru gitmek yerine arkadaşının yanına yöneldi.
“İyi misin?” diye sordu.
“Sanırım lastiğim çamura saplandı,” dedi diğer araba.
Şimşek McQueen hiç düşünmeden onun yanına yanaştı.
“Merak etme, seni buradan çıkaracağız.”
Şimşek McQueen’in yarıştaki rakipleri de durdu. Birlikte çamura saplanan arabaya yardım etmeye başladılar.
Bir süre sonra araba çamurdan kurtuldu.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Şimşek McQueen gülümsedi.
“Önemli değil. Yarıştan daha önemli şeyler vardır.”
Bu sözleri duyan arabalar birbirlerine baktılar. Çünkü herkes yarış kazanmanın önemli olduğunu düşünüyordu. Fakat o gün Şimşek McQueen onlara başka bir şey hatırlatmıştı.
Yarış yeniden başladı.
Bu kez herkes daha dikkatliydi.
McQueen hızını kontrollü kullanıyor, virajlarda arkadaşlarına dikkat ediyor ve pistteki tehlikeleri gözlemliyordu.
Son viraja geldiklerinde McQueen ile mavi renkli bir yarış arabası yan yana ilerliyordu.
İkisi de çok hızlıydı.
Mavi araba:
“Bu kez seni geçeceğim!” diye seslendi.
McQueen gülerek:
“Göreceğiz!” dedi.
İki araba son düzlükte yan yana ilerledi.
Seyirciler heyecanla alkışlıyordu.
Fakat bitiş çizgisine birkaç metre kala Şimşek McQueen bir ses duydu.
“Pat!”
Mavi arabanın lastiği patlamıştı.
Araba yavaşladı.
Şimşek McQueen isterse hızlanıp yarışı kazanabilirdi.
Fakat bir an duraksadı.
Sonra kararını verdi.
Fren yaptı ve arkadaşının yanına geri döndü.
“Yine mi yardım ediyorsun?” diye sordu mavi araba şaşkınlıkla.
“Evet,” dedi Şimşek McQueen. “Çünkü arkadaşımı pistte yalnız bırakamam.”
Mavi araba gülümsedi.
“Sen gerçekten iyi bir yarışçısın.”
“Teşekkür ederim,” dedi Şimşek McQueen. “Ama iyi bir yarışçı olmak kadar iyi bir arkadaş olmak da önemli.”
İki araba birlikte pistten ayrıldı.
O gün yarışın kazananı başka bir araba oldu. Şimşek McQueen ise yarışı kazanamamıştı.
Fakat seyirciler onun için uzun süre alkışladı.
Kasabanın yaşlı arabalarından biri şöyle dedi:
“Bugün en hızlı araba değildi belki ama en büyük kalbe sahip araba oydu.”
Şimşek McQueen bu sözleri duyunca çok mutlu oldu.
Akşam olduğunda arkadaşlarıyla birlikte kasabanın meydanında toplandılar.
Herkes gün boyunca yaşananları konuşuyordu.
“Bugün çok heyecanlıydı,” dedi bir araba.
“Çamura saplanan arabayı kurtarmamız çok güzeldi,” dedi başka biri.
Şimşek McQueen ise sessizce onları dinliyordu.
Bir süre sonra arkadaşlarından biri ona:
“Yarın yeniden yarış yapalım mı?” diye sordu.
McQueen gülümsedi.
“Elbette. Ama bu kez bir kuralımız olsun.”
“Ne kuralı?”
“Kimse arkadaşını geride bırakmayacak.”
Herkes bu fikri çok sevdi.
Ertesi gün kasabanın dışında yeni bir macera başladı.
Arabalar şehir dışındaki eski yarış yolunu keşfetmek için yola çıktılar. Bu yol uzun zamandır kullanılmıyordu. Yol boyunca küçük tepeler, keskin virajlar ve taşlı bölümler vardı.
Şimşek McQueen önden gidiyordu.
Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı.
Bir tarafta geniş ve düz bir yol vardı.
Diğer tarafta ise dar ve engebeli bir yol bulunuyordu.
Şimşek McQueen geniş yolu seçmek istedi.
“Bence buradan gitmeliyiz,” dedi.
Fakat arkadaşlarından biri:
“Haritaya göre dar yol daha kısa,” dedi.
Şimşek McQueen düşündü.
“Öyleyse birlikte gidelim.”
Arabalar dar yola girdiler.
Yol gerçekten de zorluydu. Bazı yerlerde büyük taşlar vardı. Bazı yerlerde ise yol neredeyse görünmüyordu.
Bir süre sonra küçük sarı bir araba geride kaldı.
“Bekleyin!” diye seslendi.
Şimşek McQueen hemen durdu.
“Ne oldu?”
“Yakıtım azalıyor.”
Şimşek McQueen arkadaşının yanına geldi.
“Benim depomda biraz fazla yakıt var. Birlikte kasabaya dönebiliriz.”
Sarı araba şaşırdı.
“Ama sen keşfe devam etmek istiyordun.”
“Evet,” dedi Şimşek McQueen. “Ama seni yalnız bırakmak istemiyorum.”
Diğer arabalar da geri dönmeye karar verdi.
Hep birlikte kasabaya döndüler.
Yolda McQueen’in aklına güzel bir fikir geldi.
“Yarın hepimizin katılacağı bir dayanışma yarışı yapalım!”
Arkadaşları merakla sordu:
“Dayanışma yarışı nasıl olacak?”
“Burada önemli olan kimin birinci olduğu değil. Birbirimize ne kadar yardım ettiğimiz olacak.”
Herkes bu fikri çok sevdi.
Ertesi sabah kasabanın meydanı büyük bir yarış alanına dönüştü. Fakat bu yarış diğer yarışlardan farklıydı.
Yol üzerinde çeşitli görevler vardı.
Bir bölümde arabalar birlikte büyük bir topu taşıyacaktı.
Başka bir bölümde bozuk bir tabelayı düzeltmeleri gerekiyordu.
Bir başka bölümde ise kaybolan küçük oyuncak arabaları bulmaları gerekiyordu.
Şimşek McQueen yarışın başlangıç noktasına geldiğinde herkes hazırdı.
“Hazır mısınız?” diye sordu görevli.
Arabalar hep birlikte:
“Hazırız!” diye bağırdı.
Yarış başladı.
İlk görevde arabalar büyük topu taşımakta zorlandı. Şimşek McQueen öne geçmek yerine arkadaşlarının yanında durdu.
“Birlikte itelim,” dedi.
Hep birlikte topu hareket ettirdiler.
İkinci görevde tabela devrilmişti. Arabalar tabelayı kaldırmak için birlikte çalıştı.
Üçüncü görevde ise küçük oyuncak arabalar yol kenarına dağılmıştı.
Şimşek McQueen oyuncaklardan birini buldu.
“Bir tane buldum!”
Diğer arabalar da aramaya başladı.
Kısa süre içinde bütün oyuncakları topladılar.
Son görev bitirildiğinde bütün arabalar aynı anda bitiş çizgisine ulaştı.
Görevli araba şaşkınlıkla etrafa baktı.
“Bugüne kadar böyle bir yarış görmedim.”
Şimşek McQueen gülümsedi.
“Çünkü bu yarışta tek bir kazanan yok.”
Görevli:
“Peki kazanan kim?”
Şimşek McQueen arkadaşlarına baktı.
“Hepimiz.”
Kasaba halkı büyük bir alkış kopardı.
O günden sonra kasabada yapılan yarışların kuralları değişti. Arabalar sadece hızlarını değil, birbirlerine nasıl yardım ettiklerini de önemsemeye başladılar.
McQueen ise yarışmaya devam etti.
Bazen birinci oldu.
Bazen ikinci oldu.
Bazen de yarışın sonlarına doğru geride kaldı.
Ama artık bir şeyi çok iyi biliyordu:
Gerçek başarı yalnızca birinci olmak değildi.
Gerçek başarı, zor zamanlarda arkadaşlarının yanında olabilmekti.
Bir akşam güneş batarken Şimşek McQueen kasabanın tepesindeki yolda tek başına ilerliyordu. Gökyüzü turuncu ve pembe renklere bürünmüştü.
Uzakta arkadaşlarının seslerini duydu.
“Şimşek! Buraya gel!”
McQueen hızını artırdı.
Arkadaşlarının yanına geldiğinde hepsi birlikte gün batımını izlemeye başladılar.
Mavi araba:
“Bugün sana bir şey söylemek istiyorum,” dedi.
“Ne?”
“Eskiden seni sadece hızlı bir yarışçı olarak görüyordum. Şimdi ise seni iyi bir arkadaş olarak görüyorum.”
Şimşek McQueen gülümsedi.
“Bunu duymak benim için birincilikten daha güzel.”
Herkes kahkaha attı.
O gece kasabanın ışıkları birer birer yanarken arabalar evlerine döndü.
Şimşek McQueen de garajına geldi. Motorunu kapattı ve gün boyunca yaşadıklarını düşündü.
Artık biliyordu ki hayat da uzun bir yarış gibiydi.
Bazen yollar düz olurdu.
Bazen keskin virajlar çıkardı.
Bazen önüne engeller gelirdi.
Bazen de insanın durup başkasına yardım etmesi gerekirdi.
Önemli olan her zaman en önde olmak değildi.
Önemli olan yol boyunca kimlerle birlikte olduğundu.
Şimşek McQueen gözlerini kapatır gibi farlarını söndürdü.
“Yarın yeni bir macera başlıyor,” diye düşündü.
Ve o gece, kasabanın sessiz sokaklarında herkes huzurla uyurken kırmızı yarış arabası güzel rüyalar görmeye başladı.
Rüyasında yemyeşil tepelerin arasından geçen uzun bir yolda arkadaşlarıyla birlikte ilerliyordu. Önlerinde büyük bir yarış vardı ama kimse acele etmiyordu.

Çünkü hepsi aynı şeyi biliyordu:
En güzel yarış, birlikte tamamlanan yarıştır.
Ve böylece McQueen’in macerası, dostluğun, yardımlaşmanın ve paylaşmanın önemini anlatan güzel bir hikâyeye dönüştü.
O günden sonra kasabadaki bütün arabalar yarış pistine çıktığında sadece bitiş çizgisine değil, yanlarındaki arkadaşlarına da bakmayı unutmadılar.
Çünkü onlar artık biliyordu ki bazen bir arkadaşının yanında durmak, dünyanın en hızlı arabası olmaktan bile daha değerlidir.
Masal burada sona ermiş, fakat Şimşek McQueen’in yeni maceraları için yollar hâlâ açık kalmıştı.





