Çocuk Masalları2 Yaş masallar3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar8 Yaş masallar

Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme

Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme

Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme Bir varmış, bir yokmuş…

Uzak dağların eteğinde, yemyeşil ağaçların çevrelediği Çınarlı adında küçük bir köy varmış. Köyün hemen arkasında öylesine büyük bir orman uzanırmış ki çocuklar onun nerede bittiğini hiç bilmezmiş.

Bu ormanın adı Gümüş Yaprak Ormanı‘ymış.

İlkbaharda rengârenk çiçekler açar, yazın ağaçların dalları serin gölgeler oluşturur, sonbaharda bütün yollar sarı ve turuncu yapraklarla kaplanırmış.

Köylüler ormanı çok severmiş.

Çünkü orman onlara gölge, temiz hava ve birbirinden güzel meyveler verirmiş.

Ama Gümüş Yaprak Ormanı hakkında çok eski bir söylenti de varmış.

Ormanın tam kalbinde sihirli bir çeşme bulunduğu söylenirmiş.

Bu çeşmeden içen kişinin en büyük dileği gerçekleşirmiş.

Fakat çeşmeyi şimdiye kadar bulan kimse olmamış.

Ya da bulanlar bunu kimseye anlatmamış.

Efe’nin Büyük Merakı

Çınarlı köyünde Efe adında on yaşında meraklı bir çocuk yaşarmış.

Efe’nin en sevdiği şey dedesi Hasan Dede‘nin anlattığı eski hikâyeleri dinlemekmiş.

Bir akşam dedesi yine Gümüş Yaprak Ormanı’ndan söz ederken Efe sormuş:

“Dede, sihirli çeşme gerçekten var mı?”

Hasan Dede gülümsemiş.

“Ben görmedim.”

“Peki senin deden görmüş mü?”

“Bilmiyorum.”

“Kim görmüş?”

“Belki de çeşmeyi bulmak isteyen kişinin bunu kendisinin öğrenmesi gerekir.”

Efe’nin merakı daha da artmış.

“Ben bulacağım.”

Hasan Dede ona dikkatlice bakmış.

“Peki bulduğunda ne dileyeceksin?”

Efe hemen cevap verememiş.

Yeni bir bisiklet isteyebilirdi.

Kocaman bir oyuncak odası…

Belki hiç bitmeyen çikolata bile isteyebilirdi.

“Düşünmem gerekiyor,” demiş.

Hasan Dede gülmüş.

“Belki de yolculuğun ilk sorusu budur.”

Kurak Yaz

O yıl yaz her zamankinden daha sıcak geçmiş.

Haftalarca yağmur yağmamış.

Köyün yanından geçen derenin suyu azalmış.

Bahçelerdeki bazı çiçekler solmaya başlamış.

Köylüler suyu dikkatli kullanıyormuş.

Efe’nin en yakın arkadaşları Zeynep ve Mert de bu durumdan endişeliymiş.

Bir gün üç arkadaş derenin kıyısında otururken Efe:

“Sihirli çeşmeyi bulsak köy için su isteyebiliriz,” demiş.

Mert şaşırmış.

“Gerçekten çeşmeyi aramayı mı düşünüyorsun?”

“Evet.”

Zeynep:

“Orman çok büyük.”

Efe:

“Üçümüz gidersek daha kolay olur.”

Çocuklar planlarını ailelerine ve Hasan Dede’ye anlatmışlar. Hasan Dede onların ormanda tek başlarına dolaşmalarına izin vermemiş.

“Ben de sizinle geleceğim,” demiş.

Ertesi sabah güvenli patikaları kullanmak üzere yola çıkmışlar.

Ormanın İlk İşareti

Gümüş Yaprak Ormanı’na girdiklerinde hava bir anda serinlemiş.

Kuşların sesleri her taraftan geliyormuş.

Hasan Dede çocuklara:

“Patikadan ayrılmıyoruz. Ormanda gördüğümüz hiçbir yabani meyveyi yemiyoruz ve hayvanları rahatsız etmiyoruz,” demiş.

Bir süre yürüdükten sonra yol ikiye ayrılmış.

Bir tarafta taşlarla çevrili geniş bir patika, diğer tarafta ise dar bir yol varmış.

İki yolun ortasında yaşlı bir çınar ağacı duruyormuş.

Gövdesinde tuhaf bir işaret varmış.

Efe yaklaşıp bakmış.

Ağacın üzerine şu sözler yazılmış:

Aradığın suya ulaşmak istiyorsan önce susayanı gör.

Mert:

“Bu ne demek?”

Zeynep çevresine bakmış.

“Belki bir bilmece.”

Susayan Küçük Kirpi

Tam o sırada çalılıkların arasından hışırtı gelmiş.

Küçük bir kirpi ortaya çıkmış.

Kirpi ağır ağır yürüyormuş.

Yakındaki küçük su birikintisinin tamamen kuruduğunu fark etmişler.

Zeynep:

“Sanırım çok susamış.”

Çocukların mataralarında sınırlı miktarda su varmış.

Mert:

“Daha uzun yolumuz olabilir.”

Efe bir süre düşünmüş.

Sonra Hasan Dede’ye bakmış.

“Biraz su verebilir miyiz?”

Hasan Dede başını sallamış.

Çocuklar güvenli bir mesafede küçük bir kaba biraz su koymuşlar ve geri çekilmişler.

Kirpi suya yaklaşmış.

Bir süre sonra çalılıkların arasına dönmüş.

Tam o anda yaşlı çınarın yaprakları hışırdamış.

Dar patikanın üzerindeki dikenli dallar kendiliğinden iki yana açılmış.

Mert’in gözleri büyümüş.

“Sanırım doğru yolu bulduk.”

Konuşan Köprü

Yürüdükçe orman daha sıklaşmış.

Bir süre sonra küçük bir dereye ulaşmışlar.

Derenin üzerinde eski bir tahta köprü varmış.

Efe ilk adımını atacakken kalın bir ses duyulmuş:

“Dur!”

Efe hemen geri çekilmiş.

“Kim söyledi?”

“Ben.”

Çocuklar çevrelerine bakmış.

“Kim?”

“Köprü!”

Üç çocuk şaşkınlıkla köprüye bakmış.

Tahtalardan biri yeniden konuşmuş:

“Karşıya geçmek isteyen soruma cevap vermeli.”

Zeynep:

“Ne soracaksın?”

Köprü:

“Bir şeyi paylaşınca neden azalmaz?”

Mert:

“Su?”

Köprü:

“Yanlış.”

Efe:

“Yemek?”

“Yanlış.”

Zeynep biraz düşünmüş.

“İyilik olabilir mi?”

Köprü gıcırdamış.

“Yaklaştın.”

Efe’nin aklına dedesinin anlattığı hikâyeler gelmiş.

“Bilgi!”

Köprü neşeyle sallanmış.

“Doğru. Bilgi paylaşıldıkça azalmaz, çoğalır.”

Köprünün tahtaları sağlamlaşmış.

Çocuklar Hasan Dede ile birlikte karşıya geçmişler.

Altın Elmalar

Öğle saatlerinde büyük bir elma ağacının yanına ulaşmışlar.

Ağacın dallarında altın gibi parlayan elmalar varmış.

Mert:

“Hayatımda böyle elma görmedim.”

Ağacın altında küçük bir tabela duruyormuş:

Yalnızca bir tane alabilirsin.

Çocuklar acıkmış.

Her biri bir elma koparmış.

Efe elmayı ısırmak üzereyken ağacın arkasından küçük bir sincap çıkmış.

Sincap yerde yiyecek arıyormuş.

Efe elmasına bakmış.

Sonra sincaba…

Elmanın küçük bir parçasını uygun bir yere bırakmak istemiş ama Hasan Dede onu durdurmuş.

“Yaban hayvanlarına ne vereceğimizi bilmeden yiyecek vermemeliyiz.”

Efe başını sallamış.

Bunun yerine ağacın çevresine bakmışlar ve sincabın ulaşabileceği doğal yemişlerin bulunduğu bölgeyi fark etmişler.

Sincap oraya yönelmiş.

Efe:

“İyilik yapmak isterken bile doğru olanı bilmek gerekiyor galiba.”

Hasan Dede gülümsemiş.

“İşte bu da yolculuğun başka bir dersi.”

Yankılar Vadisi

Yol onları küçük bir vadiye götürmüş.

Burada söyledikleri her söz tekrar tekrar yankılanıyormuş.

Mert:

“Merhaba!”

“Merhaba… merhaba… merhaba…”

Zeynep gülmüş.

Bir anda vadiden başka sesler yükselmiş.

“Çeşmeyi bulursan bütün altınları iste…”

“Dünyanın en büyük evini iste…”

“Hiç bitmeyen oyuncaklar iste…”

Efe durmuş.

Sesler onun aklından geçen dilekleri söylüyormuş.

Bir başka ses:

“Her istediğin senin olsun…”

Efe bir an bunun ne kadar güzel olacağını düşünmüş.

Sonra kuruyan dereyi hatırlamış.

Solan bahçeleri…

Su bekleyen hayvanları…

“Hayır,” demiş.

Yankılar susmuş.

“Çeşmeyi bulursam yalnızca kendim için dilek dilemeyeceğim.”

Vadinin karşısında yeni bir yol belirmiş.

Ormanın Kalbi

Akşama doğru dev ağaçların çevrelediği yuvarlak bir açıklığa ulaşmışlar.

Orası diğer yerlerden farklıymış.

Her taraf sessizmiş.

Açıklığın ortasında yosunlarla kaplanmış taş bir çeşme duruyormuş.

Efe’nin kalbi hızla çarpmış.

“Bulduk…”

Çeşmenin üzerinde sarmaşıklar varmış.

Taşına eski harflerle:

Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme

yazılmış.

Ama bir sorun varmış.

Çeşmeden tek damla su akmıyormuş.

Mert:

“Bu mu sihirli çeşme?”

Zeynep:

“Kurumuş.”

Efe büyük bir hayal kırıklığı yaşamış.

Bunca yolu boşuna mı gelmişlerdi?

Çeşmenin Sırrı

Hasan Dede çeşmenin çevresine bakmış.

Taşların arasında küçük bir yazı fark etmiş.

Çocuklar yosunları dikkatlice kenara çekmiş.

Yazıda şöyle diyormuş:

Benden dilek istemeden önce bana ne verebileceğini düşün.

Mert:

“Bir çeşmeye ne verebiliriz?”

Efe düşünmüş.

“Su mu?”

Zeynep:

“Çeşme zaten bize su vermeli.”

Çeşmenin arkasına geçmişler.

Orada yapraklarla tıkanmış küçük bir su kanalı görmüşler.

Hasan Dede:

“Sanırım sorun burada.”

Çocuklar güvenli şekilde kuru yaprakları ve küçük dalları temizlemeye başlamış.

Uzun süre uğraşmışlar.

Sonunda taşların arasından incecik bir su sesi duyulmuş.

Şıp… şıp… şıp…

İlk Damla

Çeşmeden önce bir damla su düşmüş.

Sonra bir tane daha…

Ardından ince bir su akmaya başlamış.

Çocuklar sevinçle birbirlerine bakmış.

Birden çeşmenin taşları gümüş renkli bir ışıkla parlamış.

Ormanın içinden yumuşak bir ses yükselmiş:

“Dileğinizi söyleyin.”

Mert heyecanlanmış.

“Gerçekten sihirli!”

Ses tekrar etmiş:

“Tek bir dileğiniz var.”

Üç çocuk birbirine bakmış.

Efe:

“Köyümüzün suyu hiç bitmesin.”

Ama Zeynep düşünceliymiş.

“Bu doğru bir dilek mi?”

“Neden olmasın?”

“Ya su hiç bitmezse insanlar onu istediği kadar harcamaya başlarsa?”

Hasan Dede hiçbir şey söylememiş.

Kararı çocuklara bırakmış.

En Zor Dilek

Mert:

“Yağmur isteyelim.”

Efe:

“Ya çok fazla yağarsa?”

Bir süre sessiz kalmışlar.

Sonunda Zeynep:

“Belki bize hazır bir çözüm vermesini istememeliyiz.”

Efe:

“Ne isteyelim?”

Zeynep:

“Köyümüzün suyunu nasıl koruyacağımızı öğrenmek için yardım isteyelim.”

Mert önce şaşırmış.

“Tek dileğimizi buna mı kullanacağız?”

Efe bir süre düşünmüş.

Sonra gülümsemiş.

“Bence evet.”

Üçü birlikte çeşmeye dönmüş.

“Bize suyumuzu ve ormanımızı korumanın yolunu göster.”

Sihirli Su

Çeşmenin suyu bir anda parlamış.

Suyun üzerinde görüntüler belirmiş.

Yağmur sularını biriktiren depolar…

Boşa akan muslukların kapatılması…

Bahçelerin doğru zamanda sulanması…

Dereye çöp atılmaması…

Ormandaki su kaynaklarının korunması…

Ağaçların ve toprağın değerinin bilinmesi…

Çocuklar gördüklerini dikkatlice izlemiş.

Efe:

“Bize su vermedi.”

Hasan Dede:

“Daha değerlisini verdi.”

“Neyi?”

“Bilgiyi.”

Efe konuşan köprünün bilmecesini hatırlamış.

Paylaştıkça çoğalan şey…

Bilgi.

Köye Dönüş

Ertesi gün köye döndüklerinde herkese gördüklerini anlatmışlar.

Bazıları sihirli çeşme kısmına inanmış.

Bazıları gülümsemiş.

Ama çocukların anlattığı su tasarrufu yöntemlerini herkes ciddiye almış.

Köyde yağmur suyu biriktirmek için sistemler hazırlanmış.

Gereksiz yere açık bırakılan musluklara dikkat edilmiş.

Bahçeler suyun daha az buharlaştığı saatlerde sulanmış.

Dere temiz tutulmuş.

Çocuklar da okulda Suyu Koru Kulübü kurmuşlar.

Sonunda Yağmur

Birkaç hafta sonra gökyüzü bulutlarla kaplanmış.

İlk yağmur damlası Efe’nin burnuna düşmüş.

Sonra ikinci…

Bir anda yağmur başlamış.

Çocuklar sevinçle dışarı çıkmış.

Mert:

“Çeşme yaptı!”

Hasan Dede gülmüş.

“Belki.”

Zeynep:

“Belki de zaten yağmur yağacaktı.”

Efe:

“Fark etmez.”

“Neden?”

“Çünkü artık yağmur yağmadığında ne yapacağımızı biraz daha iyi biliyoruz.”

Efe Yeniden Çeşmeyi Arıyor

Aradan aylar geçmiş.

Sonbahar geldiğinde Efe, Hasan Dede’ye:

“Çeşmeye yeniden gidebilir miyiz?” diye sormuş.

Birlikte aynı patikadan yürümüşler.

Fakat ormanın kalbine geldiklerinde çeşmeyi bulamamışlar.

Yerinde yalnızca büyük bir çınar ağacı varmış.

Efe şaşkınmış.

“Çeşme nereye gitti?”

Hasan Dede:

“Belki görevini tamamladı.”

“Gerçekten var mıydı?”

“Sen ne düşünüyorsun?”

Efe biraz düşünmüş.

“Bilmiyorum.”

“Bu seni rahatsız ediyor mu?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü öğrendiklerimiz gerçek.”

Hasan Dede gülümsemiş.

“Bence önemli olan da bu.”

Sihirli Çeşmeden Kalan

Yıllar sonra Efe büyümüş.

Çınarlı köyü de değişmiş.

Ama Gümüş Yaprak Ormanı hâlâ yemyeşilmiş.

Köyde çocuklara suyun neden önemli olduğu anlatılıyormuş.

Ormana gidildiğinde çöpler geri getiriliyor, canlılara zarar verilmiyor ve doğal su kaynakları korunuyormuş.

Köy meydanına küçük bir taş çeşme yapılmış.

Üzerinde tek bir cümle yazıyormuş:

Doğa bize ait değildir; biz onun misafiriyiz.

Bir gün küçük bir çocuk Efe’ye:

“Bu çeşme sihirli mi?” diye sormuş.

Efe gülümsemiş.

“Belki.”

“Dilek gerçekleştiriyor mu?”

“Doğru dileği dilersen.”

“Ben oyuncak istersem?”

“Sanırım onu oyuncakçıdan istemen daha kolay.”

Çocuk kahkaha atmış.

Gerçek Sihir

Efe zamanla Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme’nin ona verdiği en büyük hediyeyi anlamış.

Çeşme köye sonsuz su vermemişti.

Onlara sorumluluk vermişti.

Çünkü bir şeye sonsuza kadar sahip olacağını düşünmek, onun değerini unutmana neden olabilirmiş.

Oysa su…

Ağaçlar…

Toprak…

Hayvanlar…

Hepsi korunmaya ihtiyaç duyarmış.

Sihir bazen bir değneğin ucundan çıkan ışık değilmiş.

Bazen açık bırakılan bir musluğu kapatmakmış.

Bazen piknikten sonra çöpünü yanında götürmekmiş.

Bazen bir ağacı korumakmış.

Bazen de yalnızca kendin için değil, senden sonra gelecek insanlar için de düşünmekmiş.

Gökten üç berrak su damlası düşmüş.

Biri doğayı yalnızca kullanmak yerine korumayı bilenlerin avucuna…

Biri sahip olduğu şeylerin değerini kaybetmeden önce fark edenlerin kalbine…

Sonuncusu ise bir dilek hakkı olduğunda yalnızca kendisini değil başkalarını da düşünen bütün çocukların yoluna düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama bir gün ormanda yürürken uzaktan akan su sesi duyarsanız dikkatlice dinleyin.

Belki küçük bir dere vardır.

Belki yağmur suyu taşların arasından akıyordur.

Belki de Gümüş Yaprak Ormanı’nın kalbindeki o eski çeşme yeni ziyaretçilerini bekliyordur.

Eğer onu bulursanız dileğinizi söylemeden önce bir an düşünün:

“Ben doğadan ne istiyorum?”

Sonra ikinci soruyu da sorun:

“Peki ben doğa için ne yapabilirim?”

Çünkü Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme’nin gerçek sırrı dilekleri gerçekleştirmesi değilmiş.

İnsanlara, sahip oldukları en büyük hazineleri korumayı öğretmesiymiş.

Ormanın Kalbindeki Sihirli Çeşme

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu