Çocuk Masalları2 Yaş masallar3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallarMasallar

Dilek Ağacının Son Yaprağı

Dilek Ağacının Son Yaprağı

Dilek Ağacının Son Yaprağı

Bir varmış, bir yokmuş…

Dağların arasında, yemyeşil ormanların çevrelediği küçük ve şirin bir köy varmış. Bu köyün adı Umutköy‘müş.

Umutköy’de taş evler, rengârenk bahçeler, küçük bir okul ve ortasından şırıl şırıl akan berrak bir dere varmış. İlkbaharda köyün tepeleri papatyalarla kaplanır, yaz geldiğinde meyve ağaçlarının dalları kirazlarla, eriklerle ve elmalarla dolarmış.

Fakat Umutköy’ü çevredeki bütün köylerden farklı yapan başka bir şey varmış.

Köy meydanında çok ama çok eski bir çınar ağacı bulunurmuş.

Bu ağaca Dilek Ağacı denirmiş.

Dilek Ağacı o kadar büyükmüş ki gövdesini dört yetişkin el ele tutuşarak ancak çevreleyebilirmiş. Dalları köy meydanının büyük bölümünü kaplar, sıcak yaz günlerinde insanlar onun gölgesinde dinlenirmiş.

Fakat ağacın en önemli özelliği büyüklüğü değilmiş.

Köylüler, Dilek Ağacı’nın gerçekten dilekleri duyduğuna inanırmış.

Dilek Ağacının Son Yaprağı: Elif ve Dilek Ağacı

Umutköy’de Elif adında dokuz yaşında bir kız yaşarmış.

Elif’in en sevdiği yer Dilek Ağacı’nın altıymış.

Okuldan çıktıktan sonra bazen arkadaşı Mert ile ağacın altında oturur, bazen kitabını alıp tek başına gölgesine uzanırmış.

Elif’in babaannesi Fatma Nine, Dilek Ağacı hakkında pek çok hikâye bilirmiş.

Bir gün Elif:

“Babaanne, bu ağaç gerçekten dilekleri gerçekleştiriyor mu?” diye sormuş.

Fatma Nine gülümsemiş.

“Kim bilir?”

“Ama herkes öyle söylüyor.”

“İnsanlar yıllardır bu ağacın altında dilek diliyor.”

“Sen de diledin mi?”

Fatma Nine başını sallamış.

“Elbette.”

“Ne diledin?”

“Onu söylemem.”

“Neden?”

“Bazı dilekler insanın kalbinde saklanınca daha güzeldir.”

Elif meraktan çatlayacak gibi olmuş.

Ama Fatma Nine başka bir şey söylememiş.

Sonbahar Geldiğinde

Günler geçmiş ve sonbahar gelmiş.

Umutköy’ün yemyeşil tepeleri yavaş yavaş sarıya dönmeye başlamış.

Rüzgâr estiğinde yapraklar havada dönerek yere düşüyormuş.

Dilek Ağacı’nın yaprakları da sararmaya başlamış.

Elif bunu hiç garipsememiş.

Çünkü her yıl aynı şey olurmuş.

Fakat bu sonbaharda farklı bir şey yaşanmış.

Dilek Ağacı’nın yaprakları diğer yıllardan çok daha hızlı dökülmeye başlamış.

Bir sabah yüzlerce yaprak yerdeymiş.

Ertesi gün dalların yarısı boşalmış.

Bir hafta sonra ise ağacın üzerinde yalnızca birkaç yaprak kalmış.

Elif endişelenmiş.

“Babaanne, ağaca bir şey mi oldu?”

Fatma Nine de ağaca uzun uzun bakmış.

“Bilmiyorum.”

Köylüler ağacın çevresinde toplanmış.

Toprağı kontrol etmişler.

Suyuna bakmışlar.

Fakat ağacın neden bu kadar hızlı yaprak döktüğünü anlayamamışlar.

Sonunda ağacın üzerinde yalnızca tek bir yaprak kalmış.

Altın sarısı, küçücük bir yaprak…

Son Yaprağın Efsanesi

O gün köyün en yaşlılarından Hasan Dede meydana gelmiş.

Son yaprağı görünce bastonuna yaslanıp uzun süre ağaca bakmış.

“Demek o gün geldi.”

Elif hemen yanına koşmuş.

“Hangi gün?”

Hasan Dede:

“Ben çocukken dedem bir hikâye anlatırdı,” demiş.

Herkes etrafına toplanmış.

“Dilek Ağacı’nın üzerinde yalnızca bir yaprak kaldığında ağacın tek bir dileği gerçekleştirecek gücü kalırmış.”

Mert şaşkınlıkla:

“Yalnızca bir dilek mi?”

“Evet.”

“Sonra ne olacak?”

“Son yaprak düştüğünde Dilek Ağacı’nın sihri sonsuza kadar kaybolacakmış.”

Köylüler birbirlerine bakmış.

Artık önlerinde çok önemli bir karar varmış.

Son dilek ne olacaktı?

Herkesin Bir Dileği Vardı

Haber bütün köye yayılmış.

Ertesi gün insanlar meydanda toplanmış.

Fırıncı Mehmet Amca:

“Hiç bitmeyen buğday dileyelim. Böylece köyümüzde kimse ekmeksiz kalmaz,” demiş.

Çiftçi İsmail Amca:

“Her yıl bol ürün almayı dileyelim.”

Bir başkası:

“Köyümüzün çok zengin olmasını isteyelim.”

Çocuklardan biri:

“Kocaman bir oyun parkı dileyelim!”

Başka bir çocuk:

“Her gün tatil olsun!”

Çocuklar bu fikre bayılmış.

Öğretmen Ayşe Hanım ise gülerek:

“Sanırım o dileğe benim itirazım olacak,” demiş.

Herkes konuşuyor ama kimse ortak bir karar veremiyormuş.

Elif’in Gizli Dileği

Elif’in de kimseye söylemediği bir dileği varmış.

Babası bir süredir şehirde çalışıyormuş.

Hafta boyunca şehirde kalıyor, yalnızca bazı hafta sonları köye gelebiliyormuş.

Elif babasını çok özlüyormuş.

Son yaprağı her gördüğünde içinden:

“Keşke babam her gün bizimle olabilse,” diyormuş.

Bir akşam Fatma Nine onun üzgün olduğunu fark etmiş.

“Ne düşünüyorsun?”

“Son dileği.”

“Sen ne dilerdin?”

Elif bir süre sessiz kalmış.

“Babamın eve dönmesini.”

Fatma Nine torununun elini tutmuş.

“Güzel bir dilek.”

“Ama son dileği kendim için kullanırsam bencil olur muyum?”

Fatma Nine hemen cevap vermemiş.

Sonra:

“Bir şeyi çok istemek insanı bencil yapmaz. Önemli olan yalnızca kendi isteğini mi, yoksa başkalarının ihtiyaçlarını da mı görebildiğindir,” demiş.

Elif bu sözleri uzun süre düşünmüş.

Sert Kış

Sonbahar bitmiş.

Son yaprak hâlâ daldaymış.

Kış ise o yıl çok sert gelmiş.

Kar günlerce yağmış.

Yollar kapanmış.

Köydeki bazı evlerin odunları azalmaya başlamış.

Özellikle yalnız yaşayan Zehra Teyze zor durumdaymış.

Elif, Mert ve diğer çocuklar bunu öğrenince ailelerine söylemiş.

Köylüler bir araya gelmiş.

Kiminin fazla odunu varmış.

Kimi yiyecek getirmiş.

Kimi Zehra Teyze’nin evinin önündeki karları temizlemiş.

Bir saat içinde herkes elinden geleni yapmış.

Elif meydana dönerken Dilek Ağacı’nın son yaprağına bakmış.

Yaprak sanki biraz daha parlak görünüyormuş.

Dilemek mi, Yapmak mı?

Ertesi gün Elif, Hasan Dede’nin yanına gitmiş.

“Dede, bir şey soracağım.”

“Sor bakalım.”

“Zehra Teyze’nin odunu kalmamıştı. Dilek Ağacı’ndan ona odun vermesini isteyebilirdik.”

“Evet.”

“Ama istemedik.”

“Doğru.”

“Kendimiz yardım ettik.”

Hasan Dede gülümsemiş.

“Hangisi daha güzel oldu?”

Elif düşünmüş.

“Sanırım kendimiz yardım edince daha güzel oldu.”

“Neden?”

“Çünkü herkes bir şey yaptı.”

Hasan Dede başını sallamış.

“Belki Dilek Ağacı’nın öğretmek istediği şeylerden biri de budur.”

Elif şaşırmış.

“Ağaç bize bir şey mi öğretiyor?”

“Belki de bütün bu yıllar boyunca öğretiyordu.”

Mert’in Büyük Dileği

Bir gün Mert ağacın altında Elif’i bekliyormuş.

“Ben karar verdim.”

“Neye?”

“Son dileğe.”

“Ne dileyeceksin?”

“Köyümüzde hiç kimsenin üzülmemesini.”

Elif bunu duyunca gülümsemiş.

“Güzel bir dilek.”

Mert biraz düşündükten sonra:

“Ama galiba mümkün değil.”

“Neden?”

“Çünkü bazen üzülmek normal.”

Elif başını sallamış.

Geçen yıl kedisi kaybolduğunda günlerce üzülmüştü.

Ama sonra onu bulmuşlardı.

Mert:

“Belki hiç üzülmemeyi değil, üzgün olduğumuzda yanımızda birinin olmasını dilemeliyiz.”

Elif bu fikri çok sevmiş.

Ama son dileğin gerçekten bu olup olmayacağını bilmiyormuş.

Fırtınalı Gece

Bir gece köyde çok güçlü bir rüzgâr başlamış.

Ağaç dalları sallanıyor, pencereler zangırdıyormuş.

Elif uykusundan uyanmış.

Aklına hemen Dilek Ağacı gelmiş.

“Son yaprak!”

Pencereden meydana bakmış.

Ağacın dalları rüzgârla savruluyormuş.

Son yaprak dalında güçlükle tutunuyormuş.

Elif’in kalbi hızlanmış.

“Ya düşerse?”

Tam o sırada yaprak kopmuş.

Havada dönmeye başlamış.

Elif şaşkınlıkla izlemiş.

Ama yaprak yere düşmemiş.

Rüzgâr onu Elif’in evine doğru taşımış.

Pencerenin önüne kadar gelmiş.

Ve cama yapışmış.

Altın Yaprak

Elif pencereyi açmış.

Yaprak avucuna düşmüş.

Birden oda altın renkli bir ışıkla dolmuş.

İncecik bir ses duyulmuş:

“Son dilek…”

Elif korkmuş ama yaprağı bırakmamış.

“Ben mi dileyeceğim?”

Yaprak yeniden parlamış.

Elif’in aklına ilk olarak babası gelmiş.

“Babam eve dönsün…”

diyecekken durmuş.

Sonra Zehra Teyze’yi düşünmüş.

Mert’i…

Köydeki çocukları…

Çiftçileri…

Fatma Nine’yi…

Hasan Dede’yi…

Herkesin farklı bir dileği vardı.

Tek bir dilek hepsini nasıl mutlu edebilirdi?

Elif’in Kararı

Elif uzun süre düşündükten sonra gözlerini kapatmış.

“Ben…”

Yaprak parlamaya devam etmiş.

“Ben köyümüzde yaşayan herkesin istediği her şeyin gerçekleşmesini dilemiyorum.”

Yaprak sanki şaşırmış gibi titremiş.

Elif devam etmiş:

“Çünkü her istediğimiz şey gerçekleşirse belki çalışmayı, paylaşmayı ve birbirimize yardım etmeyi unuturuz.”

Bir an durmuş.

Sonra dileğini söylemiş:

“Ben insanların bir sorunla karşılaştıklarında yalnız olmadıklarını hatırlamalarını diliyorum. Birbirlerine yardım etmeyi hiç unutmasınlar.”

Altın yaprak birden çok güçlü parlamış.

Işık bütün odayı doldurmuş.

Sonra pencerenin dışına yükselmiş.

Binlerce Küçük Işık

Yaprak köy meydanına doğru uçmuş.

Elif hemen pencereden bakmış.

Altın yaprak Dilek Ağacı’nın dallarına ulaştığında binlerce küçük ışığa ayrılmış.

Her ışık ağacın başka bir dalına konmuş.

Bir anda çıplak dalların üzerinde minicik tomurcuklar belirmiş.

Oysa daha kışın ortasındalarmış.

Elif:

“Babaanne! Gel!”

Fatma Nine pencereye gelmiş.

Ağaca bakıp gülümsemiş.

“Sanırım dileğini kabul etti.”

“Ama sihri bitti mi?”

“Belki.”

“Üzücü değil mi?”

Fatma Nine başını sallamış.

“Bazı sihirler görevini tamamladığında bitmelidir.”

İlkbahar

Kış sona ermiş.

Karlar erimiş.

Dereler yeniden akmaya başlamış.

Dilek Ağacı’nın dallarındaki tomurcuklar büyümüş.

İlkbaharın ilk günlerinde ağaç yeniden yemyeşil olmuş.

Fakat artık farklıymış.

İnsanlar ağacın altında dilek dilediğinde hiçbir yaprak parlamıyormuş.

Kimse fısıltılar duymuyormuş.

Ağaç sıradan bir çınar gibi görünüyormuş.

Çocuklar biraz üzülmüş.

Mert:

“Artık hiç dilek gerçekleştirmeyecek mi?”

Elif:

“Belki gerçekleştirmesine gerek yok.”

“Neden?”

“Çünkü bazılarını kendimiz gerçekleştirebiliriz.”

Babasının Sürprizi

Bir cuma akşamı Elif okuldan dönerken evlerinin önünde tanıdık birini görmüş.

“Baba!”

Koşarak babasına sarılmış.

Babası gülüyormuş.

“Bir haberim var.”

“Ne?”

“İşim değişti. Artık köye daha yakın bir yerde çalışacağım. Her akşam eve gelebileceğim.”

Elif’in gözleri parlamış.

Bir an Dilek Ağacı’nı düşünmüş.

“Bu ağacın dileği mi?”

Babası şaşırmış.

“Hangi ağaç?”

Elif gülmüş.

“Boş ver.”

Belki Dilek Ağacı son bir sürpriz yapmıştı.

Belki de her şey tamamen tesadüftü.

Bunun cevabını hiçbir zaman öğrenememiş.

Gerçek Dilek Ağacı

Yıllar geçmiş.

Elif büyümüş.

Umutköy’deki Dilek Ağacı hâlâ meydanda duruyormuş.

Fakat köylüler artık dallarına dilek kâğıtları asmıyormuş.

Ağacın yanına küçük bir tahta pano koymuşlar.

Üzerinde şöyle yazıyormuş:

“Bugün kimin dileğine yardım edebilirsin?”

İnsanlar buraya küçük notlar bırakmaya başlamış.

“Yaşlı komşumuzun alışverişe ihtiyacı var.”

“Okul kütüphanesi için kitap topluyoruz.”

“Sokaktaki hayvanlar için su kapları gerekiyor.”

“Yeni taşınan aileye yardım edebiliriz.”

Sonra köylüler bu dilekleri birlikte gerçekleştirmeye çalışıyormuş.

Dilek Ağacı artık sihirli yapraklarıyla değil, altında buluşan insanların yaptığı iyiliklerle tanınıyormuş.

Son Yaprağın Öğrettiği

Bir gün küçük bir çocuk Elif’e sormuş:

“Gerçekten son bir sihirli yaprak var mıydı?”

Elif gülümsemiş.

“Vardı.”

“Ne diledin?”

“İnsanların birbirlerine yardım etmeyi unutmamasını.”

Çocuk biraz düşünmüş.

“Dileğin gerçekleşti mi?”

Elif meydana bakmış.

Mert birkaç çocukla birlikte okulun bahçesine fidan dikiyormuş.

Ayşe Öğretmen kitapları çocuklara dağıtıyormuş.

Mehmet Amca fırından çıkan sıcak ekmeklerden bir kısmını yalnız yaşayan yaşlılara götürüyormuş.

Elif gülümsemiş.

“Sanırım hâlâ gerçekleşmeye devam ediyor.”

Çocuk ağacın dallarına bakmış.

“Peki ağaç artık sihirli değil mi?”

Elif çocuğun elini tutmuş.

“Belki de hiç düşündüğümüz şekilde sihirli değildi.”

“Nasıl yani?”

“Belki bize yalnızca bir dileğin başlangıç olduğunu öğretmek için buradaydı.”

“Sonra ne gerekiyor?”

“Biraz cesaret, biraz emek ve bazen de yardım.”

Dileklerin En Güzeli

O günden sonra Umutköy’deki çocuklara Dilek Ağacı’nın Son Yaprağı’nın hikâyesi anlatılmış.

Çocuklar bir şey istediklerinde önce dileklerini düşünürmüş.

Sonra kendilerine şu soruyu sorarlarmış:

“Bu dileğin gerçekleşmesi için ben ne yapabilirim?”

Daha iyi resim yapmak isteyen çocuk resim çizmeye başlarmış.

Bisiklete binmek isteyen çocuk denemeye devam edermiş.

Yeni arkadaş isteyen biri başka bir çocuğa “Merhaba” dermiş.

Daha güzel bir çevre isteyen çocuk yere çöp atmamaya dikkat edermiş.

Bir arkadaşının mutlu olmasını isteyen kişi onun yanında olurmuş.

Çünkü artık herkes biliyormuş:

Dilek dilemek güzeldir.

Umut etmek de güzeldir.

Ama bazı dileklerin gerçekleşmesi için ilk adımı bizim atmamız gerekir.

Sonbahar geldiğinde Dilek Ağacı’nın yaprakları yine sararmış.

Rüzgârla birlikte birer birer yere düşmüşler.

Elif ağacın altında durmuş.

Yerdeki yapraklardan birini eline almış.

Bu yaprak sıradanmış.

Parlamıyormuş.

Konuşmuyormuş.

Dilek de gerçekleştirmiyormuş.

Ama Elif yine de onu çok sevmiş.

Çünkü artık bir yaprağın sihirli olmasına ihtiyacı yokmuş.

Başını kaldırıp ağaca bakmış.

Dallar arasında tek bir yaprak kalmış.

Elif gülümsemiş.

“Bu kez seni düşmekten kurtarmayacağım.”

Rüzgâr esmiş.

Son yaprak daldan ayrılmış.

Yavaşça havada dönmüş ve toprağın üzerine düşmüş.

Elif hiç üzülmemiş.

Çünkü ilkbaharın yeniden geleceğini biliyormuş.

Yeni yapraklar çıkacaktı.

Yeni dilekler doğacaktı.

Yeni insanlar birbirlerine yardım edecekti.

Ve belki de gerçek sihir tam olarak buydu.

Bir şey bittiğinde yeniden başlayabileceğine inanmak…

Bir dileğin gerçekleşmesini beklerken elinden geleni yapmak…

Ve kendi dileğimiz kadar başkalarının dileklerini de önemsemek…

Gökten üç altın yaprak düşmüş.

Biri güzel dilekler kuranların avucuna…

Biri dilekleri için emek vermekten vazgeçmeyenlerin yoluna…

Sonuncusu ise başka bir insanın dileğini gerçekleştirmek için küçücük de olsa iyilik yapan bütün çocukların kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Ama bir gün büyük bir ağacın altında dilek dilemek isterseniz önce gözlerinizi kapatın.

Dileğinizi düşünün.

Sonra kendinize tek bir soru sorun:

“Bu dileğin gerçekleşmesi için bugün ben ne yapabilirim?”

Belki de Dilek Ağacı’nın son yaprağında saklanan gerçek sır hep buymuş.

Dilek Ağacının Son Yaprağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu