
Karanlıktan Korkan Küçük Ateş Böceği
Bir varmış, bir yokmuş…
Yüksek çınar ağaçlarının gökyüzüne uzandığı, küçük bir derenin taşların arasından şarkı söyleyerek aktığı yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanın hemen kıyısında Çiçekli Köy adında küçük ve güzel bir köy bulunurmuş.
Köyde yaşayan çocuklar gündüzleri ormanın yakınındaki çayırlarda oynar, papatyalardan taç yapar ve rengârenk kelebekleri seyredermiş.
Fakat güneş batmaya başladığında ormanda bambaşka bir dünya uyanırmış.
Baykuşlar yuvalarından çıkar, cırcır böcekleri şarkı söylemeye başlar, kurbağalar derenin kıyısında toplanırmış.
Ve elbette ateş böcekleri…
Yüzlerce ateş böceği küçük ışıklarını yakarak ağaçların arasında uçarmış.
Uzaktan bakıldığında ormanın içinde yıldızlar dolaşıyormuş gibi görünürmüş.
Bu ateş böceklerinden birinin adı Işık‘mış.
Fakat Işık’ın kimsenin bilmediği büyük bir sırrı varmış.
Küçük ateş böceği karanlıktan çok korkuyormuş.
Karanlıktan Korkan Ateş Böceği
Bu durum biraz tuhafmış.
Çünkü ateş böcekleri geceleri ortaya çıkarmış.
Işık ise akşam yaklaşmaya başladığında hemen yuvasına dönüyormuş.
Güneş tepelerin arkasına inerken:
“Ben bugün biraz yoruldum,” dermiş.
Arkadaşları:
“Ama daha yeni oyun oynayacağız!”
“Yarın oynarım.”
Gökyüzü biraz daha karardığında Işık yaprakların arasındaki yuvasına girermiş.
Kendisine küçük bir köşe hazırlamış.
Orada kurutulmuş çiçekler, parlak taşlar ve gündüz topladığı renkli yapraklar varmış.
Geceleri yuvasının girişini büyük bir yaprakla kapatırmış.
Çünkü dışarıdaki karanlığı görmek bile istemiyormuş.
Karanlıktan Korkan Küçük Ateş Böceği, En Yakın Arkadaşı Pırıltı
Işık’ın en yakın arkadaşı Pırıltı adında başka bir ateş böceğiymiş.
Pırıltı geceleri uçmaya bayılırmış.
Bir akşam Işık’a:
“Bu gece Ay çok güzel. Dereye kadar uçalım mı?” diye sormuş.
Işık hemen:
“Hayır.”
“Neden?”
“Uykum var.”
“Ama daha güneş yeni battı.”
“Bugün çok yoruldum.”
Pırıltı arkadaşına dikkatlice bakmış.
“Sen karanlıktan mı korkuyorsun?”
Işık’ın yüzü kızarmış.
“Ben mi? Hayır!”
Tam o anda uzaktan:
“Huuu!”
diye bir baykuş sesi duyulmuş.
Işık hızla bir yaprağın arkasına saklanmış.
Pırıltı hiçbir şey söylememiş.
Işık yavaşça dışarı çıkmış.
“Belki… biraz korkuyorum.”
Korktuğunu Söylemek
Işık başını eğmiş.
“Kimseye söyleme.”
“Neden?”
“Çünkü bana gülerler.”
“Niye gülsünler?”
“Ben ateş böceğiyim. Geceleri uçmam gerekiyor. Ama karanlıktan korkuyorum.”
Pırıltı bir süre düşünmüş.
Sonra:
“Ben de geçen yıl şiddetli rüzgârdan korkuyordum,” demiş.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Ama sen çok cesursun.”
Pırıltı gülmüş.
“Cesur olmak hiçbir şeyden korkmamak demek değil ki.”
Işık şaşırmış.
“Değil mi?”
“Bence değil.”
Işık bu sözleri uzun süre düşünmüş.
Köydeki Zeynep
Çiçekli Köy’de Zeynep adında sekiz yaşında bir kız yaşarmış.
Zeynep de geceleri bahçeye çıkmayı pek sevmezmiş.
Özellikle odasının ışığı kapandığında duvardaki gölgeler ona garip şekiller gibi görünürmüş.
Bir gece annesi Ayşe Hanım:
“İstersen küçük gece lambanı açık bırakabiliriz,” demiş.
Zeynep:
“Ben karanlıktan korkmuyorum,” diye cevap vermiş.
Ama annesi onun yorganı burnuna kadar çektiğini görmüş.
“Bazen korkabiliriz,” demiş. “Bunda utanılacak bir şey yok.”
Zeynep hiçbir şey söylememiş.
O gece penceresinden dışarı bakarken küçük bir ışık görmüş.
Işık bir yanıyor, bir sönüyormuş.
Bu, küçük ateş böceği Işık’mış.
İlk Karşılaşma
Işık o akşam kendisine küçük bir hedef koymuş.
Yuvasından yalnızca en yakın çiçeğe kadar uçacaktı.
Hepsi bu.
Pırıltı:
“İstersen yanında gelebilirim.”
Işık:
“Olur.”
İki arkadaş yola çıkmış.
Işık önce bir metre uçmuş.
Sonra durmuş.
Karanlık ağaçlara bakmış.
Kalbi hızlı hızlı atıyormuş.
“Geri dönelim.”
Pırıltı:
“İstersen döneriz.”
Işık biraz düşünmüş.
Sonra ilerideki beyaz papatyayı görmüş.
“Önce oraya kadar gidelim.”
Uçmuşlar.
Tam papatyaya ulaştıklarında Zeynep’in bahçesinin yakınında olduklarını fark etmişler.
Zeynep de pencereden onları izliyormuş.
“Ne güzel parlıyorlar,” diye fısıldamış.
Kendi Işığını Görememek
Işık papatyanın üzerine konmuş.
Etraf hâlâ karanlıkmış.
“Ben neden sizin kadar rahat olamıyorum?” diye sormuş.
Pırıltı:
“Belki karanlığa değil, karanlıkta ne olduğunu bilmemeye korkuyorsun.”
Işık düşünmüş.
Gerçekten de karanlıkta ağaçların farklı görünmesi onu korkutuyormuş.
Bir dalı bazen büyük bir yaratığa benzetiyormuş.
Çalılıktan gelen sesi duyduğunda kötü bir şey olduğunu düşünüyormuş.
Pırıltı:
“Bir de başka bir şeyi unutuyorsun.”
“Neyi?”
“Sen bir ateş böceğisin.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse ışığını aç.”
Işık arkasındaki küçük ışığı yakmış.
Çevresindeki papatyalar aydınlanmış.
Işık şaşırmış.
Karanlığın küçük bir bölümü kaybolmuştu.
“Ben bunu neden hiç düşünmedim?”
Pırıltı gülmüş.
“Bazen sahip olduğumuz ışığı kendimiz göremeyiz.”
Ormandan Gelen Yardım Sesi
Tam geri dönecekleri sırada ince bir ses duymuşlar.
“Yardım edin!”
Işık’ın kanatları titremiş.
Ses ormanın daha karanlık tarafından geliyormuş.
“Gitmeyelim.”
Pırıltı:
“Birisinin yardıma ihtiyacı olabilir.”
“Çok karanlık.”
“Biliyorum.”
Ses yeniden gelmiş.
“Kimse yok mu?”
Işık korkuyormuş.
Ama yardıma ihtiyacı olan kişiyi de düşünüyormuş.
“Biraz yaklaşalım.”
İki ateş böceği ışıklarını yakarak sese doğru uçmuş.
Kaybolan Uğur Böceği
Çalılıkların arasında küçük bir uğur böceği varmış.
Adı Benek‘miş.
Akşam olmadan yuvasına dönmeye çalışırken yolunu kaybetmiş.
“Karanlıkta yolu göremiyorum,” demiş.
Işık şaşırmış.
Benek de karanlıktan korkuyormuş.
“Ben de korkuyorum,” demiş Işık.
Benek:
“Sen mi?”
“Evet.”
“Ama senin ışığın var.”
Işık arkasındaki ışığa bakmış.
“Doğru.”
İlk defa kendi ışığının ne kadar önemli olduğunu fark etmiş.
“Gel. Seni evine götürelim.”
Karanlığın İçindeki Sesler
Üç arkadaş yola çıkmış.
Bir süre sonra:
“Hışşş…”
diye bir ses duyulmuş.
Işık hemen durmuş.
“Bu ne?”
Pırıltı ışığını sese doğru çevirmiş.
Bir yaprak rüzgârda sallanıyormuş.
Biraz sonra:
“Tak!”
diye başka bir ses gelmiş.
Benek korkmuş.
Bu kez Işık ışığını açıp bakmış.
Ağaçtan küçük bir kozalak düşmüş.
Işık yavaş yavaş bir şey fark etmeye başlamış.
Karanlıkta duyduğu her ses tehlike anlamına gelmiyormuş.
Bazen yalnızca bir yaprak…
Bir kozalak…
Ya da çimenlerin arasından geçen küçük bir böcekmiş.
Zeynep de Cesaret Ediyor
Bu sırada Zeynep hâlâ pencereden ateş böceklerini izliyormuş.
Onların bahçenin arkasına doğru gittiğini görünce merak etmiş.
Annesinin yanına gitmiş.
“Anne, bahçeye çıkabilir miyiz?”
Ayşe Hanım şaşırmış.
“Gece mi?”
Zeynep başını sallamış.
“Biraz korkuyorum ama ateş böceklerini görmek istiyorum.”
Annesi gülümsemiş.
Birlikte bahçeye çıkmışlar.
Zeynep annesinin elini tutuyormuş.
İlk başta her yer çok karanlık görünmüş.
Ama birkaç dakika sonra gözleri alışmaya başlamış.
Ay’ı görmüş.
Yıldızları görmüş.
Çimenlerin üzerindeki ateş böceklerini fark etmiş.
“Gündüz göremediğimiz ne kadar çok şey varmış.”
Benek’in Evi
Işık, Pırıltı ve Benek sonunda büyük meşe ağacına ulaşmış.
Benek sevinmiş.
“Evim burada!”
Ailesi onu merakla bekliyormuş.
Benek’in annesi:
“Size nasıl teşekkür edeceğim?”
Pırıltı:
“Önemli değil.”
Benek ise Işık’a dönmüş.
“Sen olmasaydın yolu bulamazdım.”
Işık şaşırmış.
“Ben mi?”
“Senin ışığın yolu gösterdi.”
Işık hayatında ilk kez karanlıkta işe yaradığını hissetmiş.
Karanlık hâlâ biraz korkutucuydu.
Ama artık yalnızca korkutucu değildi.
Çünkü kendi ışığı karanlıkta daha anlamlıymış.
Ayşe Hanım’ın Sözü
Zeynep annesiyle bahçede oturmuş.
“Anne?”
“Efendim?”
“Karanlık aslında siyah bir şey değilmiş.”
“Nasıl yani?”
“Gündüz gördüğümüz şeyler yine burada. Sadece onları daha zor görüyoruz.”
Annesi gülümsemiş.
“Evet.”
“Yani ağacımız gece de aynı ağaç.”
“Aynı ağaç.”
“Salıncak da aynı salıncak.”
“Evet.”
Zeynep gökyüzüne bakmış.
“Belki karanlığa alışabilirim.”
Ayşe Hanım:
“Hemen alışmak zorunda değilsin. Küçük küçük deneyebilirsin.”
Zeynep bu fikri sevmiş.
Işık’ın Küçük Adımları
Işık da aynı şeyi yapmaya karar vermiş.
İlk gece yalnızca papatyaya kadar uçmuş.
İkinci gece küçük derenin kenarına gitmiş.
Üçüncü gece Pırıltı’yla birlikte meşe ağacına kadar uçmuş.
Bazı geceler korkusu yeniden artmış.
O zaman yuvasına dönmüş.
Ama ertesi gece tekrar denemiş.
Pırıltı hiçbir zaman:
“Korkacak ne var?” dememiş.
Onun yerine:
“İstersen yanında uçabilirim,” dermiş.
Bu, Işık’ın çok hoşuna gidiyormuş.
Ormanın Işık Şenliği
Yazın sonunda ateş böcekleri her yıl yaptıkları Işık Şenliği’ne hazırlanmış.
Şenlik gece yapılacakmış.
Geçmiş yıllarda Işık hiçbirine katılmamış.
Bu yıl Pırıltı:
“Gelmek ister misin?” diye sormuş.
Işık’ın içinde yine küçük bir korku belirmiş.
Ormanın ortasına kadar uçması gerekiyormuş.
Ama artık ne yapacağını biliyormuş.
“Denemek istiyorum.”
Akşam olduğunda yüzlerce ateş böceği toplanmış.
Işık da aralarındaymış.
Karanlığın İçinde Yüzlerce Işık
Şenlik başladığında bütün ateş böcekleri aynı anda ışıklarını yakmış.
Orman bir anda yüzlerce küçük yıldızla dolmuş.
Zeynep ve köydeki diğer çocuklar da aileleriyle uzaktan bu güzel manzarayı seyrediyormuş.
Işık etrafına bakmış.
Hayatında hiç bu kadar güzel bir şey görmemiş.
Eğer karanlıktan korktuğu için yuvasından hiç çıkmasaydı bunu göremeyecekti.
Ama başka bir şeyi de anlamış.
Bu güzelliği ortaya çıkaran şey yalnızca ateş böceklerinin ışığı değilmiş.
Karanlık da gerekliymiş.
Gündüz aynı ışıklar neredeyse hiç görünmezdi.
Pırıltı:
“Ne düşünüyorsun?”
Işık gülümsemiş.
“Sanırım karanlığı sevmeye başladım.”
Sonra hemen eklemiş:
“Ama sadece biraz.”
İkisi de gülmüş.
Korkular Bir Anda Kaybolmaz
Işık o geceden sonra bir daha hiç korkmadı mı?
Elbette korkmuş.
Bazı geceler gökyüzü bulutlarla kaplandığında karanlık ona yine çok koyu görünürmüş.
Şiddetli bir ses duyduğunda irkilirmiş.
Bazen Pırıltı’yı yanında istermiş.
Ama artık korktuğu için kendisine kızmıyormuş.
Korkusunun ne söylediğini dinliyormuş.
Gerçekten tehlikeli bir durum varsa dikkatli davranıyor, yalnızca bilmediği için korkuyorsa yavaşça öğrenmeye çalışıyormuş.
Ve gerektiğinde yardım istiyormuş.
Zeynep ile Işık
Zeynep de zamanla geceleri daha rahat olmaya başlamış.
Yatarken küçük gece lambasını hemen kapatmamış.
Önce biraz kısmış.
Sonra bazı geceler kapatmayı denemiş.
Korktuğunda annesine seslenmiş.
Bir gece penceresinin önünde küçük bir ateş böceği görmüş.
Işık cama konmuş.
Zeynep onu tanımıyormuş elbette.
Ama küçük böceğin ışığını görünce gülümsemiş.
“Sen karanlıktan hiç korkmuyorsundur.”
Işık da içerideki küçük kıza bakmış.
Söylediklerini anlayabilseydi muhtemelen çok gülerdi.
Çünkü ikisi de aynı şeyi öğrenmişti.
Cesaret, hiç korkmamak değildi.
Küçük Bir Işık Yeter
Yıllar sonra Çiçekli Köy’de çocuklara Işık’ın hikâyesi anlatılmaya başlanmış.
Bir çocuk karanlıktan korktuğunu söylediğinde kimse ona:
“Bunda korkacak ne var?”
demiyormuş.
Onun yerine:
“İstersen birlikte küçük bir ışık yakalım,” diyorlarmış.
Çünkü korkular bazen küçücük bir ışıkla hemen yok olmazmış.
Ama o ışık ilk adımı görmemize yardımcı olabilirmiş.
İlk adımdan sonra ikinci adım…
Sonra üçüncü…
Ve bir gün dönüp baktığımızda eskiden çok uzak görünen bir yere kadar geldiğimizi fark edebilirmişiz.
Işık da bunu hiç unutmamış.
Her gece ormanın üzerinde uçarken küçük ışığını yakmış.
Bazen başka bir böceğin yolunu bulmasına yardım etmiş.
Bazen yalnızca kendisine yol göstermiş.
Bazen de hiçbir şey yapmadan yıldızları seyretmiş.
Artık karanlığın yalnızca göremediği şeylerden oluşmadığını biliyormuş.
Karanlığın içinde yıldızlar varmış.
Ay varmış.
Cırcır böceklerinin şarkıları varmış.
Uyuyan çiçekler varmış.
Ve en önemlisi…
Küçücük ışıkların ne kadar değerli olduğunu gösteren kocaman bir gece varmış.
Gökten üç küçük ışık düşmüş.
Biri korktuğunu söylemekten utanmayanların yoluna…
Biri korkusunu yenmek için küçücük de olsa bir adım atanların avucuna…
Sonuncusu ise korkan bir arkadaşına “Korkacak bir şey yok” demek yerine “İstersen yanında olabilirim” diyen bütün çocukların kalbine konmuş.
Ve masal burada bitmiş.
Bu gece odanız biraz karanlık görünürse pencerenizden dışarı bakın.
Belki bahçede küçücük bir ışık yanıp söner.
O, Işık olabilir.
Belki de size en önemli sırrını hatırlatmaya gelmiştir:
Karanlığın tamamını aydınlatmak zorunda değilsiniz. Bazen önünüzdeki tek adımı görecek kadar ışık yeter.







