Çocuk Masalları3 Yaş masallar4 Yaş masallar5 Yaş masallar6 Yaş masallar7 Yaş masallar

Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Bir varmış, bir yokmuş… Uzak dağların arasında, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük bir köy varmış. Bu köyün adı Papatya Köyü’ymüş.

Papatya Köyü’nün çevresi yemyeşil tarlalar, meyve ağaçları ve rengârenk çiçeklerle kaplıymış. Köyün hemen arkasında ise o kadar yüksek bir dağ bulunurmuş ki zirvesi neredeyse her zaman bulutların arasında kaybolurmuş.

Bu dağa Bulut Dağı derlermiş.

Köyde yaşayan büyükler çocuklara sık sık eski bir hikâye anlatırmış.

Söylentiye göre Bulut Dağı’nın tepesinde, bulutların üzerinde gizli bir bahçe varmış. Bu bahçede dünyanın başka hiçbir yerinde yetişmeyen çiçekler açarmış.

Geceleri parlayan mavi papatyalar…

Şarkı söyleyen laleler…

Yağmur yağdığında renk değiştiren güller…

Üzerine konan kelebeklere tatlı kokular veren yıldız çiçekleri…

Fakat kimse bu bahçeyi görmemiş.

Bu yüzden köy halkının çoğu onun yalnızca eski bir masal olduğunu düşünürmüş.

Bir kişi dışında…

Küçük Elif.

Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe Bulutların Ardındaki Merak

Elif dokuz yaşında, meraklı bir çocukmuş.

En sevdiği şey bahçede vakit geçirmekmiş. Küçücük bir tohumun toprağın altından çıkıp kocaman bir çiçeğe dönüşmesini hayranlıkla izlermiş.

Bir sabah büyükannesinin yanında fasulye ekerken Bulut Dağı’na bakmış.

“Büyükanne, gerçekten dağın tepesinde gizli bir bahçe var mı?”

Büyükannesi gülümsemiş.

“Ben hiç görmedim.”

“Öyleyse yok mu?”

“Bir şeyi görmemiş olmamız onun kesinlikle olmadığı anlamına gelmez.”

Elif’in gözleri parlamış.

“Ben gidip bakacağım!”

Büyükannesi kahkaha atmış.

“Bulut Dağı uzun bir yolculuktur.”

“Yürürüm.”

“Yol bazen zorlaşır.”

“Dinlenirim.”

“Belki korkarsın.”

Elif bu kez biraz düşünmüş.

Sonra:

“Korkarsam da devam etmeyi deneyebilirim,” demiş.

Büyükannesi Elif’in başını okşamış.

“İşte bu daha güzel bir cevap.”

Ertesi sabah Elif küçük çantasına su, ekmek, birkaç elma ve büyükannesinin verdiği küçük pusulayı koymuş.

Sonra Bulut Dağı’na doğru yola çıkmış.

Fısıldayan Orman

Dağa çıkan yol önce büyük bir ormandan geçiyormuş.

Elif ormana girdiğinde her şey normal görünüyormuş.

Fakat biraz ilerleyince garip sesler duymaya başlamış.

“Geri dön…”

Elif durmuş.

“Kim söyledi?”

Cevap gelmemiş.

Yürümeye devam etmiş.

Biraz sonra yeniden bir ses duyulmuş.

“Başaramayacaksın…”

Elif’in kalbi hızla çarpmış.

Etrafına bakmış ama kimseyi görememiş.

Sonra ağaçların konuştuğunu fark etmiş.

Burası Fısıldayan Orman’mış.

Ağaçlar, oradan geçen herkesin korktuğu şeyleri fısıldarmış.

“Yol çok uzun…”

“Kaybolacaksın…”

“Sen daha çocuksun…”

Elif’in adımları yavaşlamış.

Gerçekten geri dönmeyi düşünmeye başlamış.

Tam o sırada büyükannesinin sözlerini hatırlamış.

“Belki korkarsın.”

Elif kendi kendine:

“Korkmak geri dönmem gerektiği anlamına gelmez,” demiş.

Sonra ağaçlara seslenmiş:

“Belki başaramam. Ama denemeden bunu bilemem!”

Bir anda fısıltılar kesilmiş.

Orman sessizleşmiş.

Elif yürümeye devam etmiş.

Kanadı Islanan Kelebek

Ormanın sonunda küçük bir dereye ulaşmış.

Suyun kenarında mor renkli bir kelebek çırpınıyormuş.

Kanatlarından biri ıslanmış ve uçamıyormuş.

Elif dikkatlice yanına yaklaşmış.

“Korkma, sana zarar vermeyeceğim.”

Kelebeği büyük bir yaprağın üzerine almış.

Sonra güneş gören bir kayanın üzerine bırakmış.

Bir süre beklemiş.

Kelebeğin kanadı kuruyunca yeniden uçmaya başlamış.

Elif gülümsemiş.

“Güle güle!”

Kelebek uzaklaşmak yerine Elif’in etrafında birkaç tur atmış.

Sonra dağa doğru uçmuş.

Elif de yoluna devam etmiş.

İki Yola Ayrılan Patika

Öğle olduğunda patika ikiye ayrılmış.

Bir tabelada:

KISA YOL

Diğerinde ise:

GÜVENLİ YOL

yazıyormuş.

Elif kısa yola bakmış.

“Daha çabuk ulaşabilirim.”

Tam adımını atacakken yerde kırık dallar görmüş.

Toprak da kayganmış.

Biraz ileride taşların aşağı yuvarlandığını fark etmiş.

Diğer yol daha uzun görünüyormuş ama sağlam bir patikası varmış.

Elif düşünmüş.

“Her zaman hızlı olan yol, doğru yol olmayabilir.”

Güvenli yolu seçmiş.

Saatlerce yürümüş.

Bazen yorulmuş.

Bazen durmuş.

Suyundan içmiş.

Bir ağacın gölgesinde ekmeğini yemiş.

Sonra yeniden yürümüş.

Akşam olmadan önce dağın yarısına ulaşmış. Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Taşların Arasındaki Küçük Ses

Elif yoluna devam ederken ince bir ses duymuş.

“Yardım edin!”

Ses kayaların arasından geliyormuş.

Elif yaklaşıp baktığında küçük bir dağ faresinin iki taş arasında sıkıştığını görmüş.

Taşı kaldırmaya çalışmış.

Çok ağırmış.

Bir kez daha denemiş.

Olmamış.

“Üzgünüm, kaldıramıyorum.”

Fare korkuyla:

“Beni burada bırakma,” demiş.

Elif çevresine bakmış.

Uzun bir dal bulmuş.

Dalı taşın altına yerleştirip bütün gücüyle bastırmış.

Taş biraz yükselmiş.

“Şimdi!”

Fare hızla dışarı çıkmış.

“Kurtuldum!”

Elif sevinmiş.

Fare:

“Nereye gidiyorsun?” diye sormuş.

“Bulutların üzerindeki bahçeyi arıyorum.”

Fare şaşkınlıkla bakmış.

“O bahçe gerçekten var mı?”

“Bilmiyorum.”

“Bilmiyorsan neden gidiyorsun?”

Elif gülümsemiş.

“Öğrenmek için.”

Fare bu cevabı çok sevmiş.

“Öyleyse sana bir sır vereyim. Zirveye yaklaştığında büyük bir taş kapı göreceksin. Onu güç kullanarak açamazsın.”

“Nasıl açacağım?”

Fare başını sallamış.

“Onu sen bulmalısın.”

Bulutların İçinde

Elif sonunda bulutların başladığı yere ulaşmış.

Her yer bembeyaz olmuş.

Önündeki yolu görmek neredeyse imkânsızmış.

Elif biraz korkmuş.

Tam o sırada mor kelebek yeniden ortaya çıkmış.

Elif şaşırmış.

“Sen!”

Kelebek birkaç metre ilerlemiş, sonra Elif’i beklemiş.

Elif onu takip etmiş.

Kelebek böylece bulutların içindeki güvenli yolu göstermiş.

Bir süre sonra sis azalmış.

Elif kendisini kocaman bir taş kapının önünde bulmuş.

“Fare doğru söylemiş.”

Kapıyı itmiş.

Açılmamış.

Çekmiş.

Yine açılmamış.

Taş aramış.

Kapıya vurmuş.

Hiçbir şey olmamış.

Sonra kapının üzerindeki küçük yazıyı fark etmiş:

Bahçeye girmek isteyen, buraya neden geldiğini söylemelidir.

Elif yüksek sesle:

“Gizli bahçeyi görmek istiyorum!” demiş.

Kapı açılmamış.

“Çiçekleri görmek istiyorum!”

Yine hiçbir şey olmamış.

Elif düşünmüş.

Neden gerçekten buraya gelmişti?

Sadece merak ettiği için mi?

Bir süre sonra kapıya yaklaşmış.

“Buraya, gerçekten var olup olmadığını öğrenmek için geldim. Ama yol boyunca başka şeyler öğrendim. Korktuğumda yürümeye devam etmeyi, acele etmemeyi ve yardıma ihtiyacı olan birini görmezden gelmemeyi öğrendim.”

Kapıdan hafif bir ses gelmiş.

Grrrr…

Kocaman taş kapı yavaşça açılmış.

Kayıp Bahçe

Elif içeri girdiğinde gördüklerine inanamamış.

Gerçekten de bulutların üzerinde bir bahçe varmış!

Mavi papatyalar ışık saçıyormuş.

Laleler rüzgâr estiğinde incecik melodiler çıkarıyormuş.

Güller kırmızıdan sarıya, sarıdan mora dönüşüyormuş.

Kelebekler havada renkli çizgiler bırakıyormuş.

Bahçenin ortasında ise beyaz saçlı yaşlı bir kadın duruyormuş.

“Hoş geldin Elif.”

Elif şaşırmış.

“Adımı nereden biliyorsunuz?”

“Bahçe buraya gelen herkesi bilir.”

“Burası neden gizli?”

Kadın gülümsemiş.

“Çünkü burası yalnızca gerçekten görmek isteyenlere görünür.”

Elif çiçeklere bakmış.

“Bir tane köyüme götürebilir miyim?”

Kadın:

“Götürebilirsin. Ama sana iki seçenek vereceğim.”

Elinde iki tohum belirmiş.

Bir tanesi altın gibi parlıyormuş.

Diğeri sıradan, kahverengi bir tohummuş.

“Altın tohumu ekersen yalnızca bir tane muhteşem çiçek açar. O çiçek dünyanın en güzel çiçeği olur.”

Elif diğer tohumu göstermiş.

“Peki bu?”

“Ondan yüzlerce küçük çiçek çıkar. Çok gösterişli olmazlar ama her yıl yeniden açarlar ve bütün köye yayılırlar.”

Elif hiç düşünmeden kahverengi tohumu seçmiş.

“Bunu istiyorum.”

Kadın şaşırmamış.

“Neden?”

“Bir tane çok güzel çiçek yerine herkesin görebileceği yüzlerce çiçek olsun.”

Yaşlı kadın gülümsemiş.

“Bahçenin gerçek sırrını buldun.” Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Köye Dönüş

Elif ertesi sabah dönüş yoluna çıkmış.

Köye ulaştığında herkes etrafına toplanmış.

“Bahçeyi gördün mü?”

“Gerçekten var mı?”

“Çiçekler konuşuyor mu?”

Elif gülmüş.

“Evet, bahçe gerçek.”

Bazıları inanmış.

Bazıları inanmamış.

Ama Elif bunun için üzülmemiş.

Evinin bahçesine gidip kahverengi tohumu toprağa ekmiş.

Her gün sulamış.

Bir hafta geçmiş.

Hiçbir şey olmamış.

İki hafta geçmiş.

Yine bir şey çıkmamış.

Köydeki çocuklardan biri:

“Belki tohum bozuk,” demiş.

Elif beklemeye devam etmiş.

Bir sabah bahçeye çıktığında topraktan minicik yeşil bir filiz çıktığını görmüş.

“Büyükanne!”

Günler geçtikçe filiz büyümüş.

Sonra çevresinden başka filizler çıkmış.

Bir süre sonra Elif’in bahçesi küçük beyaz çiçeklerle dolmuş.

Rüzgâr tohumlarını diğer bahçelere taşımış.

Ertesi yıl çiçekler bütün köyde açmış.

Sonraki yıl tarlalara kadar yayılmış.

Papatya Köyü hiç olmadığı kadar güzel görünmeye başlamış. Bulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Bahçenin Gerçek Hediyesi

Yıllar sonra Elif büyümüş.

Bulut Dağı hâlâ aynı yerdeymiş.

Çocuklar ona sık sık:

“Gerçekten bulutların üzerinde gizli bir bahçe var mı?” diye sorarmış.

Elif gülümseyerek:

“Belki vardır,” dermiş.

“Bize yolu söyler misin?”

Elif başını sallarmış.

“Yolu herkes kendisi bulmalı.”

Sonra onlara küçük bir sır verirmiş:

“Fakat şunu bilin. O bahçeye giden yolda güçlü olmaktan daha önemli şeyler var.”

“Neler?”

“Merak etmek. Korktuğunda devam etmek. Başkalarına yardım etmek. Acele etmemek. Ve bulduğun güzelliği yalnızca kendine saklamamak.”

Çocuklar bu sözleri dinler, sonra Bulut Dağı’na bakarlarmış.

Bazıları yıllar sonra o dağı tırmanmış.

Kimileri taş kapıyı bulmuş.

Kimileri bulamamış.

Ama yola çıkan herkes başka bir şey keşfetmiş.

Çünkü Bulut Dağı’nın asıl sırrı zirvesindeki bahçe değilmiş.

İnsanın bir yolculuğa çıktığında, başladığı zamanki kişi olarak geri dönmemesiymiş.

Elif’in ektiği çiçekler ise yıllar boyunca Papatya Köyü’nde açmaya devam etmiş.

Her bahar rüzgâr estiğinde beyaz çiçekler hafifçe sallanırmış.

Köyün en yaşlıları onların Bulut Bahçesi’nden geldiğini anlatırmış.

Çocuklardan bazıları inanır, bazıları gülermiş.

Ama her çiçeğin üzerinde bazen küçücük mor bir kelebek belirirmiş.

Ve onu gören Elif sessizce gülümsermiş.

Çünkü bazı sırların gerçek olduğunu kanıtlamaya gerek yokmuş.

Onların bıraktığı güzellik zaten yeterliymiş.

Gökten üç çiçek düşmüş.

Biri merak etmekten vazgeçmeyenlerin bahçesine…

Biri korkmasına rağmen yoluna devam edenlerin avucuna…

Sonuncusu da sahip olduğu güzellikleri başkalarıyla paylaşanların kalbine düşmüş.

Ve masal burada bitmiş.

Belki de Bulut Dağı’nın tepesindeki bahçede yeni bir masal çoktan başlamış…Bulutların Üzerindeki Kayıp BahçeBulutların Üzerindeki Kayıp Bahçe

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu