
Minik Hiko’nun Hikayesi
Minik Hikonun hikayesine başlıyoruz, Denize uzak, yüksek binaların gökyüzüne uzandığı büyük ve hareketli bir şehir varmış. Bu şehirde geceleri bütün sokak lambaları yanar, arabalar vızır vızır geçer, çatılardaki antenler rüzgârda hafifçe sallanırmış.
Şehrin en yüksek binalarından birinin çatısında ise küçük bir gözlemevi bulunuyormuş.
Bu gözlemevinde çalışan yaşlı bir gökbilimcinin yanında Hiko adında minik bir yardımcı yaşarmış.
Hiko ne bir insanmış ne de sıradan bir oyuncakmış.
O, küçük bir keşif robotuymuş.
Yuvarlak bir gövdesi, iki parlak gözü ve minicik metal ayakları varmış. Boyu diğer robotların yanında çok küçük kalıyormuş. Fakat Hiko’nun en büyük özelliği, durmadan soru sormasıymış.
“Bu yıldız neden parlıyor?”
“Ay neden bazen ince bir hilal oluyor?”
“Bulutların arkasındaki yıldızlar nereye gidiyor?”
Gözlemevinin sahibi Profesör Leman, Hiko’nun sorularını hiç sıkılmadan cevaplarmış.
Bir gece Hiko yine teleskobun yanında durmuş, gökyüzünü izliyormuş.
Şehir ışıkları aşağıda parıldarken gökyüzünde binlerce yıldız görünüyormuş.
Hiko teleskobu hareket ettirmiş.
Bir yıldız…
İki yıldız…
Üç yıldız…
Tam o sırada teleskop ekranında garip bir ışık belirmiş.
Hiko şaşkınlıkla başını çevirmiş.
“Bu da ne?”
Ekrandaki ışık diğer yıldızlar gibi sabit durmuyormuş. Bir görünüp bir kayboluyor, sonra gökyüzünün başka bir yerinde yeniden ortaya çıkıyormuş.
Hiko hemen Profesör Leman’ı çağırmış.
“Profesör! Gökyüzünde hareket eden bir ışık buldum!”
Profesör teleskoba bakmış.
Bir süre sessizce incelemiş.
“Bu oldukça ilginç.”
Hiko’nun gözleri parlamış.
“Uzaylı mı?”
Profesör gülmüş.
“Bilmiyoruz. Ama öğrenebiliriz.”
Ertesi gün gözlemevinde herkes bu gizemli ışığı araştırmaya başlamış.
Büyük bilgisayarlar çalıştırılmış, eski gökyüzü haritaları incelenmiş, farklı teleskoplardan görüntüler alınmış.
Fakat kimse ışığın ne olduğunu anlayamamış.
Hiko da araştırmaya katılmak istemiş.
Ancak büyük robotlardan biri ona:
“Sen çok küçüksün. Bu iş için gelişmiş cihazlar gerekiyor,” demiş.
Hiko biraz üzülmüş.
Gerçekten de diğer robotların güçlü kolları ve büyük bilgisayar sistemleri varmış.
Hiko’nun ise yalnızca küçük bir tarayıcısı bulunuyormuş.
Yine de vazgeçmemiş.
“Belki büyük cihazların fark edemediği küçük bir şeyi ben görebilirim,” diye düşünmüş.
O gece gözlemevinde herkes gittikten sonra Hiko yeniden teleskobun başına geçmiş.
Saatler boyunca gökyüzünü izlemiş.
Sonunda garip ışığı tekrar görmüş.
Fakat bu kez ışığın hareketinde bir düzen olduğunu fark etmiş.
Işık üç kez yanıp sönüyor, ardından kısa bir süre kayboluyor, sonra yeniden ortaya çıkıyormuş.
Hiko hemen kayıt yapmaya başlamış.
Bir süre sonra şaşırtıcı bir şey keşfetmiş.
Işığın hareketi rastgele değilmiş.
Gökyüzündeki belirli yıldızların konumlarını takip ediyormuş.
Hiko bunu bilgisayara aktarmış.
Ekranda küçük bir harita oluşmuş.
Haritadaki ışıkların birleştiği yerde büyük bir işaret ortaya çıkmış.
Hiko’nun gözleri büyümüş.
“Bu bir sinyal olabilir!”
Sabah olur olmaz Profesör Leman’a her şeyi anlatmış.
Profesör dikkatlice kayıtları incelemiş.
“Çok iyi bir keşif yapmışsın Hiko. Ama bunun ne olduğunu anlamak için daha fazla bilgiye ihtiyacımız var.”
Tam o sırada şehirde büyük bir elektrik kesintisi yaşanmış.
Bütün gözlemevinin ışıkları sönmüş.
Bilgisayarlar kapanmış.
Teleskoplar durmuş.
Şehir bir anda karanlığa gömülmüş.
Hiko’nun küçük gözleri karanlıkta parlamaya devam ediyormuş.
Profesör:
“Merak etme Hiko. Yedek enerji sistemi devreye girecek,” demiş.
Ama sistem çalışmamış.
Hiko hemen küçük enerji odasına gitmiş.
Orada büyük robotların geçemeyeceği kadar dar bir havalandırma boşluğu varmış.
Hiko boşluğa bakmış.
Sonra Profesör’e dönmüş.
“Ben geçebilirim.”
Profesör başını sallamış.
“Dikkatli ol.”
Hiko küçük gövdesi sayesinde dar boşluktan ilerlemiş.
Bir süre sonra enerji sisteminin yanında gevşemiş bir kablo bulmuş.
Kablo yerine takılınca gözlemevinin ışıkları yeniden yanmış.
Bilgisayarlar çalışmış.
Teleskoplar tekrar gökyüzüne dönmüş.
Hiko’nun küçük yapısı sayesinde kimsenin ulaşamadığı yere ulaşılmış.
Fakat gizemli ışık hâlâ oradaymış.
Bu kez ışık çok daha güçlü görünüyormuş.
Profesör verileri incelediğinde önemli bir şey fark etmiş.
“Bu bir uzay gemisi değil,” demiş.
Hiko şaşırmış.
“Peki nedir?”
“Bir uydu.”
Meğer yıllar önce uzaya gönderilen küçük bir araştırma uydusu arızalanmış. Uzun zamandır sessiz kalan uydu, Güneş ışığını belirli açılarda yansıtarak gözlemevindeki teleskoplara garip ışıklar gönderiyormuş.
Hiko’nun bulduğu sinyal sayesinde uydu yeniden keşfedilmiş.
Profesör çok mutlu olmuş.
“Bilim insanları bu uyduyu yeniden inceleyebilir. Sen olmasaydın onu fark etmeyebilirdik.”
Hiko’nun küçük gövdesi sevinçle titreşmiş.
O güne kadar kendisini hep diğer robotlardan daha küçük olduğu için eksik hissedermiş.
Ama artık önemli bir şey anlamış.
Büyük olmak her zaman daha güçlü olmak anlamına gelmiyormuş.
Bazen küçük olmak, başkalarının ulaşamadığı yerlere ulaşabilmek demekmiş.
Birkaç gün sonra gözlemevinde Hiko için küçük bir tören düzenlenmiş.
Profesör Leman ona parlak bir yıldız rozeti vermiş.
“Bu rozet cesaretin ve merakın için.”
Hiko rozete bakıp gülümsemiş.
“Ben sadece merak ettim.”
Profesör:
“Bilim de zaten böyle başlar. Önce merak edersin, sonra sorarsın, araştırırsın ve sonunda bir şey keşfedersin.”
O geceden sonra Hiko’nun hayatı değişmiş.
Artık gözlemevindeki herkes onun fikirlerini dinliyormuş.
Hiko her gece teleskobun başına geçiyor, yıldızları inceliyor ve yeni sorular soruyormuş.
Bir gece yine gökyüzüne bakarken küçük bir ışık görmüş.
Bu kez ışık daha önce gördüklerinden farklıymış.
Hiko heyecanla gülümsemiş.
“Acaba bu kez ne keşfedeceğiz?”
Profesör onun yanına gelmiş.
“Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.”
Hiko teleskoba yaklaşmış.
“Nedir?”
“Bakmak, araştırmak ve vazgeçmemek.”
Hiko gökyüzüne bakmış.
Şehrin ışıkları altında milyonlarca yıldız parlıyormuş.
O an küçük robot, evrenin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anlamış.
Ama artık bundan korkmuyormuş.
Çünkü en büyük keşiflerin bile bazen küçücük bir merakla başladığını biliyormuş.
Ve Hiko’nun gökyüzüne bakarak başladığı maceralar, daha uzun yıllar boyunca devam etmiş.

Hikâyenin Öğüdü
Kendimizi başkalarıyla kıyaslamamalıyız. Küçük ya da farklı olmak bir eksiklik değildir. Merak etmek, soru sormak, araştırmak ve vazgeçmemek bizi hiç beklemediğimiz başarılara götürebilir.






