
Pembe Unicornların Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Pembe Unicornların yaşadığı , Gökkuşağının yedi renginin birbirine karıştığı, bulutların pamuk şeker gibi göründüğü uzak bir ülkede Pembe Işık Vadisi adında büyülü bir yer varmış.
Bu vadide yalnızca çiçekler, kelebekler ve rengârenk kuşlar değil, birbirinden güzel pembe unicornlar da yaşarmış.
Unicornların yelesi ipek gibi yumuşak, boynuzları ay ışığı gibi parlakmış. Her birinin farklı bir yeteneği varmış. Kimi çiçekleri büyütür, kimi yağmur damlalarını gökkuşağına dönüştürür, kimi de karanlık gecelerde yıldızların daha parlak görünmesini sağlarmış.
Vadide yaşayan unicornların arasında Pembeşeker adında küçük bir unicorn varmış.
Pembeşeker diğer unicornlardan biraz farklıymış. Çok meraklıymış ve sürekli yeni şeyler öğrenmek istiyormuş.
Bir gün arkadaşlarıyla birlikte vadinin dışındaki Yasemin Ormanı’na gitmiş.
Ormanın derinliklerinde daha önce hiç görmedikleri bir göl keşfetmişler.
Gölün suyu masmaviymiş. Üzerinde yüzlerce küçük ışık parlıyor, sanki gökyüzündeki yıldızlar suyun içine düşmüş gibi görünüyormuş.
Pembeşeker hayranlıkla göle bakmış.
“Burada daha önce hiç kimse bulunmuş mudur?” diye sormuş.
Arkadaşlarından biri omuzlarını kaldırmış.
“Bilmiyorum. Belki de bu gölün bir sırrı vardır.”
Tam o sırada gölün ortasında büyük bir ışık belirmiş.
Işık giderek büyümüş ve içinden yaşlı bir su perisi çıkmış.
“Hoş geldiniz küçük unicornlar,” demiş.
Unicornlar şaşkınlıkla birbirlerine bakmış.
Su perisi devam etmiş:
“Bu gölün büyüsü tehlikede.”
Pembeşeker merakla yaklaşmış.
“Ne oldu?”
“Gölü besleyen üç sihirli kaynak var. Fakat kaynaklardan biri kurudu. Eğer yeniden akmazsa vadideki çiçekler solmaya, ağaçlar kurumaya ve gökkuşağı renklerini kaybetmeye başlayacak.”
Unicornlar çok üzülmüş.
“Kaynağı nasıl yeniden akıtabiliriz?” diye sormuş Pembeşeker.
Su perisi gülümsemiş.
“Bunu bulmak için üç şey gerekiyor: cesaret, arkadaşlık ve sabır.”
Pembeşeker ve arkadaşları hemen yola çıkmaya karar vermiş.
Önce ormanın en yüksek tepesine çıkmışlar. Tepede büyük bir taş kapı varmış. Kapının üzerinde bir bilmece yazıyormuş:
“Ne kadar paylaşırsan o kadar çoğalır?”
Unicornlar uzun süre düşünmüş.
Sonunda Pembeşeker cevap vermiş:
“Sevgi!”
Taş kapı bir anda açılmış.
İçeride rengârenk çiçeklerle dolu bir yol varmış.
Yolun sonunda büyük bir dereyle karşılaşmışlar. Ancak derenin üzerindeki köprü yıkılmış.
Unicornlardan biri:
“Buradan geçemeyiz,” demiş.
Pembeşeker arkadaşlarına bakmış.
“Tek başımıza geçemeyebiliriz ama birlikte başarabiliriz.”
Hep birlikte dalları toplamışlar. Kimi dalları taşımış, kimi ipleri bağlamış, kimi de köprünün sağlam olup olmadığını kontrol etmiş.
Uzun uğraşlardan sonra yeni bir köprü yapmayı başarmışlar.
Fakat asıl zorluk daha ilerideymiş.
Dağın arkasında kuruyan sihirli kaynak bulunuyormuş.
Kaynağın önünde kocaman bir kaya varmış.
Kaya o kadar büyükmüş ki hiçbir unicorn onu tek başına hareket ettiremiyormuş.
Pembeşeker arkadaşlarına:
“Birlikte deneyelim,” demiş.
Hepsi yan yana durmuş.
“Bir, iki, üç!”
İlk denemelerinde kaya hiç hareket etmemiş.
İkinci denemelerinde de yerinden kıpırdamamış.
Üçüncü denemede Pembeşeker yorulmuş.
“Belki de yapamayacağız,” demiş üzgün bir şekilde.
Arkadaşlarından biri onun yanına gelmiş.
“Başaramadık diye vazgeçmek zorunda değiliz. Biraz dinlenip tekrar deneyebiliriz.”
Pembeşeker bu sözleri duyunca gülümsemiş.
Bir süre dinlenmişler.
Sonra yeniden kayanın yanına geçmişler.
Bu kez daha dikkatli bir şekilde birlikte güçlerini kullanmışlar.
Kaya önce hafifçe sallanmış.
Sonra biraz daha hareket etmiş.
Sonunda büyük bir gürültüyle yana devrilmiş.
Tam o anda kuruyan kaynağın içinden berrak su fışkırmış.
Su, dereye doğru akmaya başlamış.
Ağaçların yaprakları yeniden yeşermiş.
Çiçekler açmış.
Gökyüzünde rengârenk bir gökkuşağı belirmiş.
Unicornlar sevinç içinde birbirlerine sarılmış.
Su perisi yeniden ortaya çıkmış.
“Başardınız,” demiş.
Pembeşeker merakla sormuş:
“Bunu nasıl başardık?”
Su perisi gülümsemiş.
“Çünkü birbirinizden güç aldınız. Cesaretiniz size başlamayı, arkadaşlığınız birlikte hareket etmeyi, sabrınız ise vazgeçmemeyi öğretti.”
Unicornlar vadelerine geri döndüklerinde herkes onları büyük bir sevinçle karşılamış.
O günden sonra Pembeşeker ve arkadaşları, vadide yaşayan bütün unicornlara önemli bir ders anlatmış:
“Bazen tek başımıza yapamadığımız şeyleri arkadaşlarımızla birlikte başarabiliriz.”
Pembeşeker artık eskisinden daha az korkuyormuş. Çünkü ne kadar zor bir durumla karşılaşırsa karşılaşsın, yardım istemenin bir zayıflık olmadığını öğrenmiş.
Geceleri yıldızlar gökyüzünde parladığında Pembe Işık Vadisi daha da güzel görünüyormuş.
Pembe unicornlar çiçeklerin arasında koşuyor, kelebeklerle oynuyor ve gökkuşağının altında neşeyle şarkılar söylüyormuş.
Ve vadinin üzerinde her akşam beliren büyük gökkuşağı, unicornlara o unutulmaz macerayı hatırlatıyormuş.
Çünkü onlar artık biliyormuş ki:
Gerçek sihir, yalnızca büyülü boynuzlarda veya parlayan yıldızlarda değil; dostlukta, sevgide, sabırda ve birlikte hareket etmekte saklıymış.

Masalın Öğüdü
Zorluklar karşısında hemen vazgeçmemeli, gerektiğinde arkadaşlarımızdan yardım istemeli ve birlikte hareket etmenin gücüne inanmalıyız. Gerçek dostluk, en zor anlarda birbirimize destek olmaktır.






