
Gece Yarısı Açılan Gizemli Kapı
Gizemli kapı, küçük bir kasabanın en eski evlerinden birinin arkasında, yıllardır kimsenin fark etmediği bir yerde duruyordu. Üstelik bu kapı yalnızca gece yarısı olduğunda ortaya çıkıyordu. Onu ilk fark eden kişi ise on yaşındaki meraklı bir çocuk olan Arda’ydı.
Arda, ailesiyle birlikte sakin ve huzurlu bir kasabada yaşıyordu. Kasabada birbirine benzeyen küçük evler, rengârenk çiçeklerle süslü bahçeler ve akşamları ışıkları yanan dar sokaklar vardı. Arda’nın en sevdiği şey ise geceleri penceresinden gökyüzünü izlemekti.
Yıldızlara bakarken sürekli hayaller kurardı.
“Acaba yıldızların arasında başka dünyalar var mı?” diye düşünürdü.
Bir gece Arda’nın uykusu gelmemişti. Saatine baktığında gece yarısına birkaç dakika kaldığını gördü. Penceresinin önüne oturup ayı izlemeye başladı. O sırada dışarıdan garip bir ses duyuldu.
Tık…
Tık…
Tık…
Arda pencereye yaklaştı.
Sokağa baktığında kimseyi göremedi. Fakat kasabanın sonunda bulunan eski evin arkasında daha önce hiç görmediği bir ışık fark etti.
Merakına yenilen Arda, sessizce evden çıktı ve ışığın olduğu yere doğru yürüdü.
Eski evin arkasına geldiğinde karşısında taşlarla kaplı yüksek bir duvar gördü. Duvarın ortasında ise daha önce orada olmayan büyük, yuvarlak kemerli bir kapı bulunuyordu.
Kapının üzerinde gümüş renkli yıldızlar vardı.
Arda yaklaşınca yıldızlardan biri parladı.
Sonra kapının üzerinde şu sözler belirdi:
“Yalnızca cesaret edenler geçebilir.”
Arda biraz korktu ama geri dönmek istemedi.
Elini kapının tokmağına uzattığında tokmak kendi kendine hareket etti.
Gıcırdayan kapı yavaşça açıldı.
Arda’nın karşısında bambaşka bir dünya vardı.
Gökyüzü mor renkteydi. Ağaçların yaprakları gümüş gibi parlıyor, havada küçük ışık küreleri uçuşuyordu. Uzaklarda kristal kuleler yükseliyor ve gökyüzünde üç tane ay görünüyordu.
Arda şaşkınlıkla etrafına baktı.
“Ben neredeyim?” diye fısıldadı.
Tam o sırada küçük bir yaratık çalılıkların arasından çıktı.
Yaratık, tavşana benziyordu fakat kulakları yıldız şeklindeydi. Üstelik konuşabiliyordu.
“Sonunda geldin!” dedi.
Arda şaşırdı.
“Sen beni tanıyor musun?”
“Elbette. Seni uzun zamandır bekliyoruz.”
“Kim bekliyor?”
Küçük yaratık kendisini tanıttı.
“Ben Pufi. Burası Ayışığı Krallığı. Krallığımız büyük bir tehlike altında.”
Arda’nın merakı daha da arttı.
“Ne oldu?”
Pufi, gökyüzündeki üç aydan birini gösterdi.
“Oradaki ayın ışığı her geçen dakika azalıyor. Eğer tamamen sönerse krallığımız karanlığa gömülecek.”
Arda gökyüzüne baktı.
Gerçekten de aylardan biri diğerlerinden daha sönük görünüyordu.
“Peki ben ne yapabilirim?”
Pufi cevap vermeden önce çevresine baktı.
“Eski bir kehanete göre başka dünyadan gelecek cesur bir çocuk, Ay Işığı Taşı’nı bulup krallığı kurtaracak.”
Arda kendisini işaret etti.
“Bu çocuk ben miyim?”
Pufi gülümsedi.
“Sanırım öyle.”
Arda biraz düşündü. Korkuyordu ama Pufi’nin üzgün yüzünü görünce yardım etmek istedi.
Böylece ikisi birlikte yola çıktılar.
İlk olarak Fısıldayan Tepeler’e gitmeleri gerekiyordu. Orada Ay Işığı Taşı’nın yerini gösteren eski bir harita bulunuyordu.
Yolları boyunca birbirinden ilginç şeylerle karşılaştılar. Konuşan çiçekler onlara yön gösterdi. Minik kanatlı balıklar gökyüzünde yüzdü. Ağaçların dallarında renk değiştiren kuşlar şarkılar söyledi.
Bir süre sonra büyük bir taş köprüye ulaştılar.
Köprünün ortasında yaşlı bir ejderha oturuyordu.
Arda ejderhayı görünce durdu.
Ejderhanın pulları yeşildi ve gözleri altın rengindeydi.
“Buradan geçmek isteyenler önce soruma cevap vermeli,” dedi ejderha.
Arda başını salladı.
“Sor bakalım.”
Ejderha:
“Ne kadar çok paylaşırsan, o kadar çoğalan şey nedir?”
Arda düşündü.
Pufi’nin kulağına eğilip:
“Sevgi olabilir mi?” diye fısıldadı.
Ejderha gülümsedi.
“Doğru cevap.”
Ejderha kanatlarını açarak köprünün kenarına çekildi.
“Geçebilirsiniz.”
Arda teşekkür ederek yoluna devam etti.
Bir süre sonra Fısıldayan Tepeler’e vardılar. Tepelerin arasında eski bir kule bulunuyordu. Kulenin kapısında büyük bir yıldız sembolü vardı.
Arda kapıya dokunduğu anda kapı açıldı.
İçeride duvarları kitaplarla dolu büyük bir oda vardı. Ortada ise taş bir masa duruyordu.
Masanın üzerinde eski bir harita bulunuyordu.
Arda haritayı açtı.
Haritada üç farklı yol gösteriliyordu.
Birinci yol Karanlık Orman’a gidiyordu.
İkinci yol Kristal Mağara’ya ulaşıyordu.
Üçüncü yol ise Sessiz Göl’e çıkıyordu.
Pufi haritaya baktı.
“Taşın bu üç yerden birinde olduğuna inanılıyor.”
Arda:
“Hangisine gideceğimizi nasıl anlayacağız?” diye sordu.
O anda haritanın üzerindeki yıldızlardan biri parladı.
Kristal Mağara’nın üzerinde küçük bir ışık oluştu.
Arda gülümsedi.
“Sanırım cevabı bulduk.”
İkili Kristal Mağara’ya doğru yola çıktı.
Mağaranın içine girdiklerinde duvarlarda binlerce kristal parlıyordu. Her adım attıklarında kristaller farklı bir renge dönüşüyordu.
Mağaranın en derin bölümüne geldiklerinde büyük bir kaya gördüler.
Kayanın üzerinde küçük bir sandık vardı.
Arda sandığı açtı.
İçinden parlak bir taş çıktı.
“Bu Ay Işığı Taşı!” diye bağırdı Pufi.
Fakat taşı aldıkları anda mağara sallanmaya başladı.
Kayalar tavandan düşmeye başladı.
“Koş!” diye bağırdı Pufi.
Arda taşı sıkıca tuttu ve mağaranın çıkışına doğru koştu. Tam çıkışa yaklaşmışlardı ki önlerine büyük bir kaya düştü.
Yol kapanmıştı.
Arda ne yapacağını düşünürken cebindeki küçük yıldız sembolü parladı.
Birden aklına gece yarısı gördüğü gizemli kapı geldi.
O kapının ona cesaret verdiğini düşündü.
“Bir çıkış mutlaka vardır,” dedi.
Duvarları dikkatlice incelemeye başladı.
Sonunda kristallerin arasında küçük bir yıldız şekli fark etti.
Elini üzerine koydu.
Duvar bir anda açıldı.
Arkalarında mağara çökerken Arda ve Pufi gizli geçitten dışarı çıktılar.
Fakat macera henüz bitmemişti.
Ay Işığı Taşı’nı krallığın merkezindeki büyük kuleye götürmeleri gerekiyordu.
Yola çıktıklarında gökyüzündeki ayın ışığının iyice azaldığını gördüler.
“Çabuk olmalıyız,” dedi Pufi.
Koşmaya başladılar.
Kuleye vardıklarında kapının önünde karanlıktan oluşan büyük bir gölge vardı.
Gölge, taşın gücünü almak istiyordu.
Arda korktu.

Fakat bu kez korkusuna rağmen geri adım atmadı.
“Bu taşı sana vermeyeceğim,” dedi.
Gölge büyüdü.
“Sen sadece küçük bir çocuksun.”
Arda başını kaldırdı.
“Belki küçüğüm ama arkadaşlarıma yardım etmek için cesurum.”
O anda Ay Işığı Taşı çok güçlü bir şekilde parladı.
Gölge geri çekildi.
Pufi de elindeki küçük yıldız taşını havaya kaldırdı.
Krallığın her yerindeki ışıklar aynı anda yanmaya başladı.
Gümüş ağaçlar parladı.
Kristal kuleler ışıldadı.
Üç ay yeniden gökyüzünde güçlü bir şekilde parlamaya başladı.
Karanlık gölge ise ışığın içinde yavaşça yok oldu.
Ayışığı Krallığı kurtulmuştu.
Pufi sevinçle Arda’ya sarıldı.
“Başardın!”
Arda gülümsedi.
“Hayır, birlikte başardık.”
Krallığın sakinleri Arda için büyük bir kutlama düzenledi. Konuşan çiçekler şarkılar söyledi, gökyüzündeki ışık küreleri dans etti ve yaşlı ejderha ona altın bir yıldız verdi.
“Bu yıldız, cesaretini hatırlaman için,” dedi.
Arda yıldızı eline aldı.
“Peki şimdi eve nasıl döneceğim?”
Pufi onu kasabanın eski evine götürdü.
Duvarın üzerinde daha önce gördüğü kapı yeniden ortaya çıktı.
Arda kapıya yaklaşınca Pufi:
“Ne zaman yardıma ihtiyacımız olursa seni hatırlayacağız,” dedi.
Arda gülümsedi.
“Ben de sizi unutmayacağım.”
Kapıdan geçtiğinde kendisini yeniden kasabanın eski evinin arkasında buldu.
Gökyüzünde ay hâlâ parlıyordu.
Arda saatine baktı.
Gece yarısını yalnızca birkaç dakika geçmişti.
Sanki bütün macera birkaç dakika içinde yaşanmış gibiydi.
Eve döndüğünde yatağına uzandı. Avucunu açtığında altın yıldız hâlâ oradaydı.
Arda bunun bir rüya olmadığını anlamıştı.
Ertesi gece tekrar eski evin arkasına gitti.
Fakat duvarın üzerinde hiçbir şey yoktu.
Kapı kaybolmuştu.
Arda biraz üzülse de gülümsedi.
Çünkü artık başka dünyaların gerçekten var olduğunu biliyordu.
Ve bir gün yeniden gizemli kapı karşısına çıkarsa korkmadan içeri gireceğini biliyordu.
Aradan günler geçti. Arda yaşadığı macerayı kimseye anlatmadı. Çünkü kimsenin ona inanmayacağını düşünüyordu.
Fakat bir sabah uyandığında çalışma masasının üzerinde küçük bir not buldu.
Notta şöyle yazıyordu:
“Bir sonraki maceraya hazır ol.”
Arda notun altında parlayan küçük yıldızı görünce heyecanlandı.
Pencereden dışarı baktı.
Uzaklarda, eski evin arkasında çok küçük bir ışık yanıp sönüyordu.
Arda gülümsedi.
Belki de yeni bir dünya onu bekliyordu.
Çünkü bazı kapılar yalnızca açılmak için değil, çocukların hayal gücünü sonsuza kadar genişletmek için varmış.
Ve gizemli kapı, bir sonraki macerasında yeniden açılmak üzere sessizce bekliyormuş.
Masal burada sona ermiş ama Arda’nın maceraları daha yeni başlıyormuş.
Gizemli kapı masalımız burada son bulmuştur. Bizlere yorum atarak bizlere mutluluk saçıyorsunuz bizde bu mutlulukla çocuklarımız için hergüne daha farklı masallar yayınlıyoruz. sizler ne düşünüyorsunuz gizemli kapı masalı için.






